Yazılı tarih, Milat’tan önceki 1500’üncü yıllardan itibaren Çin-Türk (Hun) savaşlarından bahsediyor.

Hunlardan korunmak için, kendi sınırı olan Çin seddini yapan Çinliler, o sınırı aşarak hep batıya hücum etmeye devam etmiş, her seferinde mağlup olmuşlardır. Ta ki, kendi kızlarını hediye ederek Türki halkları birbirlerine düşürerek, kargaşa bir fırsattan yararlanana kadar…

Çin hakanı Çenlung, Amındav komutanlığında 20 bin kişilik bir koşunu, sonra 50 bin kişilik bir koşunu Doğu Türkistan’a (Uyguristan’a) gönderdi.
Kahraman Türkistan halkı, Çin koşunlarını tarumar etti, yok etti.

Çenlung yenilgiye uğrayan Yaolteşen önderliğindeki birçok askeri subaylarını idam etti.

Eskiden Tenridağ’ın kuzeyinde, katliamlar yapıp hizmet gösteren CaoHuy isimli generalini 30 bin kişilik koşun ile Türkistan’a gönderdi. Bu koşun 1758 senesi Yarkent kalesine yaklaştı. Bu defa hem Çin koşunları ağır yenilgiye uğradı.

Bunu duyan Çenlung daha da çok asker gönderdi ve “ateş yakıp yok etme” “korşav yok etme” yerlileri acımasızca yok etme” gibi kabih sloganlar ile Uyguristan’ı veyran eden Çinliler büyük katliam yaptı.

1759 senesi Agustos ayında Pamir dağı civarı ve Yeşilgöl’de her iki taraf koşunları çok telef verdi.

Doğudan bastırıp gelen Çin tecavüzcülerine karşı İparhan’ın iki abisi kahramanca savaştı. Çok sayıda kanhor Çin cellatlarını öldürdükten sonra şehit düştüler. Bunu gören akıllı, cesaretli kahraman kız İparhan, eline silahını alarak rüzgâr kanatlı beyaz atına bindi vatanını, namusunu korumak için (o zamanlar savaşa katılan kız, yalnız İparhan değildi. Çocukları, eşleri, kardeşleri katledilen çok sayıdaki Uygur hanımları, acısını güce çevirip, yurdunu basmış Çin maymunları ile göze göz, dişe diş cenk yapıyordu)

Batur kız İparhan çok sayıda Çin tecavüzcülerini canından cuda etti. Bütün yurt ona aferin okudu. Derken, onun beyaz rüzgar atı öldürüldü. Güzel kızı korşadı Çin cellatları: “Bu esir benim olacak” “Hayır benim..” diye birbirleri ile saç baş yoluştu, tekme tokat, silahlar patladı.

Kenarda seyredip duran bir Çinli dedi ki: “Birbirimizi öldürmektense, aklımızı kullanalım. Bu kızı padişah Çenlung’a takdim edersek, Pekin’e sapa sağlam götürerek, hepimize hediye, altın paralar verilir…”

Çenlung’un sarayı

Cekacı: “Çin Hakanı Çenlunghan hazretleri kadim teşrif etmek üzere, saygıyla karşılayın! Ona izzet ikram göstererek kolluk selamını beca getirin!”
Bütün saray ehli diz çökerek, yere baş vurarak, tazim beca getirmeye başladı.
Ama bir kız secde yapmayıp, dim dik mağrur duruyordu. Bunu gören saray ehlinden birisi: “Ey batıdan gelen vahşi! Padişahımız önünde diz çökerek secde et!” dedi.
-Ben ancak iki dünyanın sahibi bir Allah’a secde edeceğim. Sen garip yaratıkların padişahı madişahı ney ki?! Benim önümde padişahın Çenlung’un bir böcek, sülükten farkı yoktur. Senler insan olamazsın.
Sarayda akşam…. Mumlar…
Çenlung’a yardımcısına İparhan hakkında Çenlung kulağına fısıldıyor. O, Çenlung’a tazim ettikten sonra İparhan’ın odasına giriyor.
– Çenlung seni nikahına almak istiyor, o senin güzel cemaline aşık olmuş.
– Söyle padişahına, ben bir Uygur kızıyım, Uygur kızlar ölür de Çinliler ile katiyen evlenmezler. Padişahın niyetinden vazgeçsin! Olmazsa elimden kaza çıkacak.
– Başına konmak isteyen baht kuşunu kaçırma! Sen bir savaş esirisin! Padişahın ilanı aşkını reddetme! Hakkın yok!
– Sen hiç laftan anlamaz mısın? Biz Müslüman Uygur milletiyiz. Bizde hiçbir Uygur kızı tecavüzcü, aşağılık millet Hanzular ile evlenmezler. O, Çinli padişah olsa bile.
– Yürü, padişah çağırdı, derhal çıkmazsak kellemizi keserler.
– Defol (İparhan yen içinde saklamış olduğu hançer bıçağını çıkarıyor)
Yardımcı olanları Çenlung’a anlatıyor…

Çenlung, İparhan’ın odasına giriyor.
– Ben bir padişah, sen bir esirsin. İstersem seni hatunluğa alırım, istersem parçalayıp balıklara yem ederim.
– Ne duruyorsun kes parçala! Balıklara yem olmak isterim. Vatanımı kan gölüne çeviren, sen zalimlerin sarayında aldığım her nefes benim için ölümden beterdir. Namustur!
– Sana bir görüşte, aşk ateşinde yanmışım. Padişah sıfatımla sen esirin önünde diz çöküyorum, yalvarıyorum. Benimle evlen! Benim kadınım olmayı kabul et!
– Tufu! Lanet! Hangi Uygur kızı bir Çinli ile evlenmiş ki ben evleneyim?! Kendini bilmeyen iki ayaklı hayvanlar! Sizlerin benim vatanıma, halkıma yapmadığı ne kaldı? Bir daha “karım ol” sözünü ağzından çıkartırsan, senin pis teninden rezil canını cuda edeceğim.
(İparhan yen içinde sakladığı hançerini, Çenlung’a karşı götürüyor. Perde arkasında gizlenen cellatın birisi kızın kolundan tutuyor, ikisi kılıcını biliyor, hazırlıyor)

Çenlung’un annesi usta bir falcıydı. O gece gündüz hep fal bakıp oturuyordu. Onun falına göre, eğer Çenlung bu İparhan’dan ibaret Uygur kızına zorluk zorbalık kullanırsa, mecbur edip kadınlığa alırsa, ya da kızı öldürürse, Batı taraftan kapkapa bulut, dehşetli bir kasırga afet gelerek Çenlung’un bütün tahtı bahtını yerle bir edermiş, küle çevirip külünü savururmuş…
Kılıçlarını İparhan’ın kafasını uçurmak için götüren cellatlara:
– Dur! dedi Çenlung’un annesi.
“Bu kızın saçının kılına zarar verirsek, çok facialı sonumuzu görürüz. Ben falda gördüm; tahtımız-bahtımız hayatta kalmasını istersek, bu kıza baskı yapmamamız lazım. Zorla güzellik olmaz, evlenmek istemezse evlenmesin. Sen öldürme oğlum, o kendi ecelinde ölsün! Zaten yurdundan mekanından ayrı, bizim göz hapsimizdeki kafeste, ne kadar yaşayabilir ki!?
– Tamam anne! dedi Çenlung kılıçlar kınına girdi.

İparhan yalnız bir odaya kilitlendi.

O gözlerini kapatarak hayale daldı: özlediği kendi yurdu güzel Türkistan’ın karlı dağları, altınları çalkalayıp akmakta olan deryaları… gül çiçeklerle dolmuş yaylaları, güneşli çimenlerde oynayan kuzuları… ayrı ayrı otlatılan kuzu koyunların akşamüzeri heyecanla meleyip, kendi yavruları ile kavuşmaları…

Konu buraya gelmişken, İparhan’ın o güzel gözlerinden bir çift derya gibi yaşlar akmaya başladı. Bu yaşlar vatan özlemi, doğduğu toprak hasreti, yurt özlemi gözyaşıydı.

Görür müyüm görür müyüm
Seni bir gün görür müyüm
Seni görmeden ölürsem eğer,
Muradıma erer miyim
Bakarsam gözüm yetmez
Bağırsam sesim yetmez
Su, hava, toprağın başka
Güzellikler gözden gitmez

Rabbim neden zalim Hanzuya
Bizi yakın komşu yarattın?!
Bülbül kılıp beni kafeste
“Yurdum, yurdum” diye şakıttın

Ey! Huda nelere yarattın beni
Bülbül kılıp kafeste sayrattın beni
Taş yapıp bıçağa kayrattın beni

Yoktur benim ata-annem
Koktur dost kayaşım benim
Bitmez tükenmez çeşme gibi
Akar her an yaşım benim

Aylar, yıllar geçti. Tarihi düşman Çenlung’un sarayındaki kapalı odada tutulan İparhan sararıp solmaya başladı. Vatanına, topraklarına tekrar kavuşabilme arzusu onu hayatta tutuyordu. O kendi yurdunun her şeyini özlemişti. Her çiçek, her meyve, her şey ama her şey onun burnunda tütüyordu. Ama nafile… bir türkü aklına geldi birden:

Gittim derya geçmeye
Oturdum su içmeye
Yurdu özlerken bu yürek
Kanadım yok ki uçmaya

Saman gibi sararan İparhan’dan bir gün Çenlung sordu. İparhan onun yüzüne bakmadan ters ters bakıp cevap verdi.

– Ne derdin var? Ne oldu sana?
– Yurdumu özledim.
– Bütün derdin bu muydu?
– Evet! Bırak sen beni, kendi yurduma gideyim.
– Yurdunun en çok nesini özledin?
– Taş, toprak, hava, su, dağ, karlı dağlar her şeyini kendi dilimizde konuşan insanlarımızı, hepsini özledim. Bambaşkadır benim memleketim…Yurdumda bir ağaç var idi, onun yaprakları gümüşten, meyveleri altın, gövdesi bakır…

Uzaklara bakıp dondu kaldı İparhan, kimbilir o, şu anda neler düşünüyor?…

Çenlung bütün Çin’deki akıldar, bilgin, müneccimleri, mollaları topladı ve sordu:
– Yaprağı gümüş, meyvesi altın, gövdesi bakır, acaba hangi meyvedir? Hangi ağaçtır? Ya da nedir? Hanginiz biliyorsunuz? Bulun bu bulmacayı!

Aylarca münakaşa etti Çin müneccimleri “çin çang, çung-çung” diye. Kafa yormaktan kafasındaki bir örgülü uzun saçlar döküldü, renk değiştirdi.

Çok zor olsa da, eninde sonunda onun iğde ağacı olduğu anlaşıldı.

Çenlung Uçturpan’daki, Suçıng’a ferman (emir) gönderdi. Fermanda “Doğu Türkistan Uçturpan’dan Pekin’e iğde fidan ağaçları getirilsin binlerce” diye yazılmıştı.

Bu ferman (emir) 1765 senesi Suçıng’a ulaştı. Seramik kocaman saksılara (idişlere) 5 binden fazla iğde fidanları yerleştirildi.

10 binden fazla seçilmiş, genç sağlam Uygur erkekleri toprak doldurulmuş saksıları iğde fidanlarını 2’şer kişiden taşıyarak yola çıktı. Onların yanıbaşlarında silahlı Çin askerleri nezaretinde, bu insanları kontrol ederek yola çıktılar.

Bunlar üç gün yaya yol yürüyerek, Açadağ diye bir yere geldiğinde, hasta düşerek yürümekte zorluk çeken bir Uygur yiğidini Çin askerleri döverek öldürdü. Zaten bu olaydan önce hem Rehmetullah bey, iğde ağacı götüren seferdaşları, yoldaşlarına söylüyordu: “Uçturpan’dan Pekin’e bu kadar ağır yükü götürerek yaya gitmeye 3 sene zaman yetmez. Üstelik yollarda Gubi çölü, kumbarhanların göç etmeleri, kar, boran, kasırga, ızgırın, kar fırtınası, Sibirya soğukları, çölün 40 derece sıcakları, ormanlar, dağlar, deşitler, yabani hayvan var. Mümkün değil bu kadar ağır yük ile Pekin’e ulaşmak. Yollarda çöllerde kalmaktan, bu vahşi kanhür düşmanları öldürerek, insani hak hukukumuzu elimize alalım. zaten bütün ecdatlarımız bu ülkeyi kendileri idare etmişlerdir. Biz bu kan içici maymunlara, ülkenin idaresini, hak-hukukunu vermeyelim. Çöllerde yabani hayvanlara, kuşa kurda yem olmaktan kendi yurdumuzda düşman ile ceng yaparak ölelim…” diye yoldaşları (seferdaşları) ile konuşuyordu. Onların düşmana karşı nefretine nefret, cesaretine cesaret katıyordu.
Bardağı taşıran son damla oldu. Çin askerinin Uygur yiğiti öldürmesi.

Gür sesiyle bağırdı:
– İğde fidanlarını (ağaçlarını) bırakıp, Çin askerlerini öldürün!

Kendisi önderlik ederek, aslan gibi saldırıp Çin askerlerinin canını cehenneme yollayıverme başladı. Onlar bütün Çin askerlerini öldürerek silahlarını elinden aldı.

Öylelikle Doğu Türkistan tarihindeki “İğde savaşı” (Uçturpan İsyanı-Ayaklanması) diye atanmış ayaklanma başladı.

İsyancılar çok hızlı, yani 3-4 gün içinde Uçturpan ve Aksu’yu ele geçirdi. Düşman Kuçar, Kaşkar’daki askerlerini işe koydu, olmadı, hepsi püskürtüldü.

Çin zalimlerine nefreti dolup taşmış halk, ellerine ne geçirirse onunla kan içer Çin askerlerini yok etti.

Çenlung, şehirdeki Mancu-Hanzu 8 tuğluk, Yeşiltuğluk onbinden fazla askeri Mingruy önderliğinde Buzdavan yoluyla Aksu’ya gönderdi.

Pekin’den hem Agun önderliğindeki 20 bin askerini Uçturpan’a gönderdi.
Uçturpan kalesini Çin askerleri kuşattı. Çinliler top zemberek tüfek atarsa, mücahitler ok, yay, taş atıyordu.
Rehmetullah Bey şehit düştü, yerine kardeşi İsmetullah bey komutanlık etti.
6 ay devam eden cenk (savaş) Şiripahun gibi satkınlar, hainler yüzünden mağlubiyete uğradı (1765 yılı – 15 Ağustos).
O savaşta kahramanlık gösteren anneler, hanım kızlar az değildi.
“7 kızlarım” diye bir köy var bugünlerde; hem o köydeki dağ başında, o zamanki savaşta kahramanlık gösteren 7 kızın kabri (türbesi) yüksekte gözüküyor (Aktokay’da)

Aradan yüzlerce yıl geçmesine rağmen Uygur halkı kendi vatanperver kahramanlarını hiç unutmuyor.

Rehmetullah Bey’in kız kardeşi Mayımhan, savaşta evlerinden yakınlarından ayrılıp kalmış kadın, erkek çocukları teşkilleyip ormanlara dağlara çıkarak Çin zalimlerini şaşırtmaya, darbe vermeye devam etti. Mayımhan’a kendi grubu ile Gonca katıldı. Yer şeraitini bilmeyen Çin askerleri, çoluk-çocuk önünde komik duruma düşerek rezil rusva olup ölüyordu.

Zalim Çenlung, Uçturpan’da bir tane bile diri insan koymamakta kararlı idi, arka arkaya 30 bin – 40 bin asker gönderdi.

Kesilen kelleler (başlar) hoplayıp zıplayıp (top gibi) ne sır?, ne kısmet ki? Ne hikmet ki?; dağ gibi bir yere toplandı.

Şu an bu köyün adı “Kelle mezar” köyü (o gün bugündür ismi “kelle mezar”)
O sene Uçturpan’dan 12 bin kişiyi İli’ya sürgün etti, Mancu askerleri için buğday yetiştirip versin diye. Onlara “tarançı” ismini taktı (tarımcı anlamında)

İparhan gururlu Müslüman Uygur Türk’ü kızıdır. Onun zatı pak, kalbi pak, vicdanı pak. O, Çin’in padişahını insan yerine koymadı (görmedi), bir böcek, sülük yerine gördü.

O, Türkistan’dan getirilen yarım çuval toprağı has odasının ortasına dökerek, o mukaddes ana toprak üstünde, kendi kalbine hançer saplayıp bu dünya ile vedalaştı.

İparhan son nefesine kadar düşmana boyun eğmedi. Namusunu, iffetini koruyup, vatan milletine ebediyen sadık olup mertçe ölmeyi reva gördü.

İlave:
Pekin’deki Han sarayında 1911 yılına kadar İparhan’ın resmi (portresi) asılı duruyordu. Bu resmi Portekizli ressam Rembrant (1662-1723) çizmişti. O Katolik dinini yapmak için Pekin’e gelmişti (1767 Pekin’de vefat etti)

İparhan’ın askeri kıyafetli resmi. Bunu İtalyan ressam C. Gastilion çizmiş.

1950 yıllarda İngiltere’de resmi ziyarette olan Çin Başbakanı Cuinley, 1904 senesi İngilizlerin Pekin’den götürüp gittiği 2 şeyi vermesini istiyor. Onlardan birisi İparhan’ın İtalyan ressam Lion tarafından çizilmiş resmi, öbürü de Taypın-tiango’nun devlet bayrağı.

Çinliler İparhan’ın güzel resmini değiştirerek onu bile Çinlileştirmeye çalışıyor.

Biz onun gerçek resmini halâ aramaktayız.

Zeynure İsa

Gök Gazete