Closed Thread
Results 1 to 7 of 7

Thread: GULCE YENi EDEBIYAT AKIMI-TURKIYE

  1. #1
    Join Date
    Mar 2010
    Posts
    16

    Default GULCE YENi EDEBIYAT AKIMI-TURKIYE

    GÜLCE YAZAN ŞAİRLER
    Mustafa Ceylan
    Osman Öcal
    Ekrem Yalbuz
    Harun Yiğit
    Refika Doğan
    Yusuf Bozan
    Mehmet Nacar
    İbrahim Sağır
    Ozan Sentezi
    Mehmet Özdemir
    Ali Gözütok
    Rahime Kaya
    Ali Oskan
    İhsan Ertem
    Gülten Ertürk
    Ramazan Efe
    Şemsettin Dervişoğlu
    Melahat Temur
    Ümran Tokmak
    Ali Altınlı
    Neva Selçuk
    Köksal Kırlıoğlu
    Zübeyde Gökbulut
    Vecdi Murat Soydan
    Asuman Soydan Atasayar
    Mevlüde Demir
    Ahmet idrisoğlu
    Mikdat Bal
    Ayşenur Ökten İzgin
    Serap Hoca
    Kerim Baydak
    Fatma Kalkan
    Gökmen Yılmaz Erdem
    Şükran Günay
    Hülya Ekmekçi
    Berrin Stammer
    Abdullah Ramazan
    Ozan İrşadî
    Sabit İnce
    Gülşen Şenderin
    Sevgili Özbek
    Ömer Öztürk
    Turan Ufuktan
    Rengin Alacatlı
    Afet Kırat
    Coşkun Mutlu
    İsmail Kara
    İbrahim Coşar
    Arif Bilgin
    Meral Adak
    Hatice Katran
    Mübeccel Zeynep Ünalan
    Feriha Ceylan
    Birdal Can Tüfekçi
    Yusuf Ziya Karahasanoğlu
    Fesih Aktaş
    Onur Bilge
    Sabiha Serin
    Aşık Kevserî
    Necdet Arslan
    Nermin Terzi
    Feyzullah Kırca

  2. #2
    Join Date
    Mar 2010
    Posts
    16

    Default

    GÜLCE EDEBİYAT AKIMI

    MANİFESTO(*)

    EY ŞAİR!

    Birinci vazifen, Türk Şiirini, bütünüyle Türk Edebiyatını sevmek, ana dilimiz Türkçe ile kültür ve sanatını nakış nakış işlemek ve kalıcı eserleri üretmektir.

    Bugün ve gelecekte ki varlığının değişmez temeli budur.

    Bu temel, senin en kıymetli hazinendir.

    Unutma ki, dilini kaybeden Milletlerin bağımsızlığı da olamaz.

    Kültür emparyalizminin işgâli altında inleyen Yüce Milletin, şairlerinin haykırmasını, kültür ve sanat adamlarının üreteceği eserleriyle yüreğine ses olmasını beklemektedir.

    İçinde bulunduğun vaziyete dön de şöyle bir bak!

    Bütün Dünyada emsâli görülmemiş bir galibiyetin temilcileri,Cennet Anadolu'yu Cehenneme çevirebilmek için her türlü şer planı, projeyi uygulamaya koymuşlar ve koymaya devam etmektedirler.

    Aziz yurdumuz bir ateş çemberi içindedir. Başları bulutlu, özgür dağlarımızda bölücü-dış destekli, kalleş bir örgütün eşkiyâsı vardır. Anadolu'nun her köy ve kasabasına gün geçmiyor ki bir Mehmetcik tabutu gelmesin. Kahraman ordumuza bu mücadelede şairin-yazarın, kültür ve sanat adamının destek vermesi gerekmez mi?

    Anadolu insanı, kırsal kesimden Büyük kentlerin varoşlarına göçmüş ve göçmeye devam etmektedir. Şimdi, % 65'i 30 yaşın altında olan Halkımızın % 85'i kentlerde yaşamaktadır.

    Adına sayısız şiirler yazdığımız İstanbul şehrimizin nüfusu,yüzlerce ülke nüfusundan bile fazladır.Bugün kişisel dertler ve sancıların temelinde toplumsal sorunlar bulunmaktadır.

    Moda, özenti,kendini bilmezlik; havamızı, suyumuzu, toprağımızı kirlettiği gibi, dil ve edebiyatımızı da kirletmiştir.

    Para-madde ve ekonomi kültür ve sanata da hükmetmektedir.Manâ-gönül zenginliği yerini maddeye terketmiştir.

    Dünya ölçeğinde bir şairimiz-ozanımız da yoktur

    Senelerden bu yana boş vezin kavgaları yapmaktayız.

    Sanat-şiir sanatı adına internetin sağladığı imkânlar da kullanılarak sanat-şiir katledilmektedir.

    Okumayan, araştırmayan, tefekkür etmeyen, düşlerini gerçekleştirmek heyacanıyla yüreği gümbürdemeyen, halkın gündeminden ve kaygılarından uzak bir şair-şiir kara bulutunun içindeyiz.

    Edep'ten kaynaklanan Edebiyatımız, bir asırdır, köklerinden koparılmadan yenilenmeyi, daha doğrusu yeni bir akımı beklemektedir.

    Ey Türk Kültür ve Sanatının şairi!

    İşte bugün, bu hâl ve şartlar içinde bulunmaktasın. Şu halde vazifen, Türk Şiirini, bütünüyle Türk Edebiyatını kurtarmak ve Dünya'da hak ettiği yere getirmektir! Muhtaç olduğun kudret, Türk Edebiyatının başarılı mazisinde mevcuttur!

    Dünü bugünle yoğurarak geleceğe yürümek zorundasın!

    Haydi, durmak, susmak zamanı değil şimdi!

    Saygılarımızla.

    GÜLCE EDEBİYAT AKIMI

  3. #3
    Join Date
    Mar 2010
    Posts
    16

    Default

    Be Cahil (TUĞRA)

    Kulsan hine; hayret! Ne denizler, ne sahil
    Paklar mı ki sabret, buna mülkün de dahil.
    Bir gün kırılırsın, başınız kabre düşer;
    Kaldırmaya kudret bulamazsın be cahil!

    Gönlümüz Sazdan Gelir (TUĞRA)

    Gülce kartal, gülce düldül, gülce özgür, gülce şah
    Gülce destan, gülce bülbül, gülce yıldız, gülce mah;
    Tuğra benden, ben gönülden, gönlümüz sazdan gelir
    Gülce ömrüm: Gülce bir gül! Gülce aşkım dön semah!

    Osman Öcal

    Rübai’ ye özgü aruz vezni:
    mef'ûlü mefâ'îlü mefâ'îlü fa’ûl

    Aruz vezni:
    fâ'ilâtün/fâ'ilâtün/fâ'ilâtün/fâ'ilün


    ---------------------------------------------
    Çile Banıp Döner Semah(YİĞİTCE)

    Bendin yıkıp çağlayarak,
    Sele dönüp iner semah.
    Varlığımız çağlar üstü,
    Hile akmaz pınar semah.

    Ter ateşler hak yolumuz,
    Pir aşkına her dolumuz,
    Bir uhdedir gönlümüzde;
    Dile gelip kanar semah.

    Kavis çizmez omuzda baş,
    Yunus Emre Hacı Bektaş,
    Halis yaşar benliğimiz;
    Ele, bele fener semah.

    Yağı kesik kandil söner,
    Ağı versen yine döner,
    Doğu, batı Anadolu;
    Güle sevgi sunar semah.

    Kurgan bilmez al kanımız,
    Kurban olsun her can’ımız,
    Harman harman yığıla et;
    Tele düşüp yanar semah.

    Yörük, Avşar hepsi Türkmen,
    Türük dersen öz Türk’üm ben.
    Buruk koyma Vuslatî’yi;
    Çile banıp, döner semah.

    Osman Öcal


    ---------------------------------------------
    Gülistan Vermeden Himmet(GÜLİSTAN)

    Yanarken dertli bir mecnun; su, çölden savrulan rüzgâr
    Bulunmaz her yürek sargın; sazından çalmayan bilmez.

    Neyinden mey sunanlardan, figan kalkar boğar hasret
    Kapanmaz başlanan gergef; gönülden bulmayan bilmez.

    Bakın bir yol nasıl düşmüş, yiğit gönlün kelâmından
    Kanar dağlarda bir Ferhat; yaşından dolmayan bilmez.

    ‘Umutlarla açılmış saracakken kollarım
    Bir haberle kurudu birer birer dallarım
    Hayallerle yaşarken kapandı hep yollarım
    Şu gözlerim yollara dönüp dönüp bakıyor.’*

    Hayallerden kopan düşler, şaşarken beklenen gelmez
    Durulmaz sevda yalnızlık, zorundan kalmayan bilmez.

    Akan yaşlar yağan çığlık, vurulmuş bağra har toplar
    Kızıl kaynar da her volkan, derinden dalmayan bilmez.

    ‘Sensizlik bir sel gibi dinmez gözümden yaşlar
    Benim dünyam yıkıldı başıma yağdı taşlar
    Gönül yangın yerinde çevirmiş kor ateşler
    Özlemin kor ateşi alev alev yakıyor.’*

    Nasıl yakmaz ki aşk candan, kurulmuşsan yeter postu
    Başından yükselir dağlar, gönüldür salmayan bilmez.

    Varıp dergâha yaslarsın, helal dersin başım dünden
    Duyan ceylansa ses vermez, kederden yılmayan bilmez.

    ‘Bilsem ki geleceksin etmem mi canı feda
    Kimim var ki şurada senden başka dünyada
    Yaşananlar bir düş mü kalsın desem rüyada
    Hasretin öyle zor ki buram buram kokuyor.’*

    ‘İçimde bir sıkıntı terk edip de gitmiyor
    Yalnızlık kâbus oldu artık resmin yetmiyor
    Yırtık pırtık hayaller oda yama tutmuyor
    Gel de dinsin gözlerim çisil çisil akıyor.’*

    Bu kulvar tüm koşanlardan, bedel bekler kalem kesmez
    Gülistan vermeden himmet, çekersin solmayan bilmez.

    Osman Öcal
    Mefâ'îlün / mefâ'îlün / mefâ'îlün / mefâ'îlün)

    ---------------------------------------------
    Tükenir Son Otuz Beş (SONE’M-GÜLCE)

    Hayaller lime lime, her dikişte bir sökük;
    Bir ömrün gazasında kırılmış omzun dalın.
    Yolun muhtaç asâya, ne gül kalmış ne çalın;
    Sıralansa birebir, anılar boynu bükük.

    Bâki olan kubbede bir yıldızdın bir güneş;
    Delerdin bulutları, gün görürdü yürekler.
    Her gün bahar mevsimi uçardı kelebekler;
    Gönül yaşından bile, tükenir son otuz beş.

    Yastığında uyur düş, istek tutan her gencin;
    Dar bir zaman içinde dünya o kadar geniş...
    Son dönemeç üstünde var mı geriye dönüş.

    Sebebi mâlum işte kırılan her direncin;
    Düşür aynalara da, hele bir gör hâlini;
    Çözeceksin bakınca anlamsız suâlini.

    Osman Öcal


    ---------------------------------------------
    Gülce Yeni Edebi Akım(AKROSTİK)

    G ülistandan küfül küfül eser yel;
    Dokun, ü lger gibi yan be közünde.
    Odda yanar l eyla mecnuna yemin,
    Taşar sevda sevda c eylan izinde;
    Yürür aydınlığa kendinden e min.

    Y ol bulur kar altı açar kardelen,
    Gönül e nginlerde coşar ha coşar.
    On dokuz n azımla gül dizer gelen,
    Sonsuz bir azimle i ncim der koşar.

    E debiyat için can olan canlar!
    Akıl d ivaneyse fikir neylesin?
    Tozar elif e lif anlayan anlar,
    Yıldızlar suskunsa b ulut söylesin;
    Altında kalanlar vah ile i nler.

    A ynamız tarihtir dönük yüzümüz,
    Geçip k arşısına nakış işleriz.
    Vuslatî’yem ı lgın şendir izimiz,
    Maziden atiye m iras düşleriz.

    Osman Öcal

  4. #4
    Join Date
    Mar 2010
    Posts
    16

    Default

    Uygur kardeşlerimizle tanışmak bizim için şereftir. Selam olsun tüm kardeşlerimize.

  5. #5
    Join Date
    Mar 2010
    Posts
    16

    Default

    Dirse Han Oğlu Boğaç Han Destanı(GÜLCE BULUŞMA

    Yiğit Oğuz elinde Kam Gan oğlu ünüyle,
    Ağırlardı beyleri her yıl şölen günüyle;
    Her ziyafet bir şölen her şöleni bir düğün,
    Hanlar Hanı Bayındır yerinden kalktı bir gün.
    Şam dokuma otağı diktirdi yeryüzüne,
    Alaca, han sayvanı yükseldi gökyüzüne.
    İpekten halıları bin bir yere döşetti,
    Üç ayrı renk otağı otağına eş etti.
    Koyundan koçu seçip nice emir estirip,
    Deveden buğra ile attan aygır kestirip:

    ‘Kimin oğlu kızı yok kara otağa kondurun,
    Altına kara keçe önüne kara koyun yahnisi
    Yerse yesin, yemezse kalksın gitsin.
    Oğlu olanı ak otağa, kızı olanı kızıl otağa
    Oğlu kızı olmayanı Allah Teâlâ karalamıştır,
    Biz de görmeyiz bunu böyle bilsin,’ dedi.

    Haberi alan beyler
    Pusatlanıp atlandı,
    Şölen yapılan yere
    Birer birer toplandı.

    Meğer Dirse Han derler vardı bir beyin oğlu,
    Gelmemişti dünyaya ne kızı var ne oğlu.
    Haberi aldığında tez varmayı yeğledi,
    Söyledi bir görelim Han’ım neler söyledi:

    ‘Serin serin tan yelleri estiğinde
    Sakallı boza çalan çayır kuşu öttüğünde
    Sakalı uzun müezzin ezan okuduğunda
    Büyük cins atlar sahibini görüp kişnediğinde
    Aklı karalı seçilen çağda
    Göğsü güzel koca dağlara gün vurunca
    Bey yiğitlerle cilasunların birbirine koyulduğu çağda’

    Sabahın er vaktinde ilk ışıkla Dirse Han,
    Kalkıp geldi şölene kırk yiğidi oldu can.
    Otağında altına kara keçe sürdüler,
    Yesin diye önüne kara yahni verdiler.

    Anlamadı Dirse Han
    Dedi: ‘Bu kara ayıp,
    Benim suçum ne ola’
    Sordu beyleri sayıp.

    Dediler: ‘Han’dan gelen böyledir buyruk bize,
    Oğlun kızın yok imiş kara otağ hak size.’
    Bu ayıbı duyunca olan neşesi söndü,
    Kırk yiğitle doğruldu hemen evine döndü.
    Bağırdı hatununa Han’ım neler söyledi:

    ‘Beri gel başımın bahtı evimin tahtı
    Evden çıkıp yürüdüğünde selvi boylum
    Topuğunda döklüm döklüm kara saçlım
    Kurulu yaya benzer çatma kaşlım
    İki badem sığmayan dar ağızlım
    Kavunum yemişim düvleğim
    Görüyor musun neler oldu.’

    Dirse Han hatununa anlattı yaşananı,
    Kara otağ çeker mi bu beyliği bu şanı.
    Topaç gibi bir oğul o an düştü diline,
    Aslanlaştı aniden bu da böyle biline.
    ‘Senden midir benden mi’ deyip yine söyledi:

    ‘Han kızı yerimden kalkayım mı
    Yakan ile boğazından tutayım mı
    Kaba ökçemin altına alayım mı
    Kara çelik öz kılıcımı elime alayım mı
    Öz gövdenden başını keseyim mi
    Can nasıl tatlıymış sana bildireyim mi
    Alca kanını yeryüzüne dökeyim mi
    Han kızı sebebi nedir söyle bana
    Korkunç gazap ederim şimdi sana’

    Dirse Han’ın karısı
    Han sözüne üzüldü,
    Çekik kara gözünden
    Damla yaşlar süzüldü.

    ‘Ne bendendir ne senden hanlar hanı Dirse Han,
    Üstümüzde bulunan, ne gelirse Allah’tan.’
    Diyerek devam etti. ‘Bana gazap eyleme,
    İncitecek ey beyim kötü sözler söyleme.
    Alaca çadırını kalk yeryüzüne diktir,
    Şanınıza yakışan yapacağın beyliktir.
    Deveden buğra koyundan koç attan aygır
    Kestir, İç Oğuz Dış Oğuz beylerini çağır.
    Nerde aç görsen doyur çıplak görsen giyindir,
    Yapılacak dualar Allah bilir beyindir’

    Hatununun sözüyle büyük ziyafet verdi,
    Aldığı dualarla derken murada erdi.

    Oğlancığı büyüdü
    Olunca yaşı on beş,
    Öyle bir delikanlı
    Sanki aslanlara eş.

    Meğer Bayındır Han’ın azgın boğası vardı,
    Boynuz vursa bir taşa taşın dünyası dardı.
    Güreştirir deveyle bir yaz bir de güz günü,
    Eğlenirdi beylerle sanki Han’ın düğünü.
    Altı kişi zincirle yine bir yaz gününde,
    Çıkardılar boğayı kim durur ki önünde.

    Koy verdiler boğayı
    Düşünmeden o anda,
    Dirse Han’ın oğluyla
    Üç yoldaşı meydanda.

    Kaçın dedilerse de beyin oğlu kaçmadı,
    Üç arkadaşı gibi kanatlanıp uçmadı.
    Boğa sürdü oğlana burnundan soluyarak,
    Koşup geldi hemencik rüzgârı yalayarak.
    Oğlan yumruğu ile tutup alnına vurdu,
    Darbeyi alan boğa daha fazla kudurdu.
    Tekrar hücuma geçip saldırınca yerinden,
    Güçlü bir nefes aldı yenmesine, derinden.
    Bu sefer yumruğunu tam alnına koyarak,
    Sürdü meydan dışına kuvvetini yayarak.

    Çekiştiler bir süre
    Ama dövüş bitmedi,
    Boğanın azgınlığı
    Yiğitliğe yetmedi.

    Oğlan çekip elini boşta koydu rakibi,
    Düşmesine vesile yaptı başı takibi.
    Davranıp bıçağına kesince boğazını,
    Güreşi izleyen beyler yükseltti avazını.

    Bütün oğuz beyleri
    Meydana kaçıştılar,
    Aferinler kuş oldu
    Havada uçuştular.

    Dediler; ‘Dedem Korkut bu yiğide ad versin,
    Yanına kataraktan doğru babaya varsın,
    Beylik isteyiversin hak etmiştir tahtını,
    Mevla daim eylesin açsın artık bahtını.’
    Çağrılıp Dedem Korkut varınca babasına,
    Hele neler söyledi Han’ım neler söyledi:

    ‘Hey Dirse Han beylik ver bu oğlana
    Taht ver erdemlidir
    Boynu uzun yüğrük at ver bu oğlana
    Binit olsun hünerlidir
    Ağıllardan on bin koyun ver bu oğlana
    Şişlik olsun erdemlidir
    Katarından kızıl deve ver bu oğlana
    Yük taşıyıcı olsun hünerlidir
    Altın başlı otağ ver bu oğlana
    Gölge olsun erdemlidir
    Omuzu kuşlu kaftan ver bu oğlana.
    Giyer olsun hünerlidir.’

    Dedem Korkut oğlana Boğaç adını koydu,
    Beylik aldı taht aldı diyarda herkes duydu.
    Kulda olmaz kötülük şaşıp yanılmayınca,
    Dirse Han yiğitleri tahtta anılmayınca,
    İzzeti hürmet için şöyle karar aldılar;
    Şikâyet için Han’a yirmi namert saldılar:

    ‘Boğaç kırk yiğitle Oğuz üstüne yürüdü,
    Ak sakala sövdü pürçekliyi sürüdü.
    Akan sudan geçip Ala Dağ’dan haber aştı,
    Derler hanlar hanı Han Bayındır’a ulaştı.
    Han Bayındır çağırır Ve sana gazap eyler.’
    Namertler Dirse Han’a pervasız yalan söyler

    Sonra diğer namertler
    Gelirler Dirse Han’a,
    Oğlu kötülemeye
    Başlar yeni yalana:

    ‘Göğsü güzel koca dağa ava çıktı sensiz,
    Avdan dönülünce anasına vardı densiz.
    Şarabın keskininden içip sohbet eyledi,
    Senin oğlan kötüdür canına kast eyledi.’

    ‘Böyle evlat gerekmez gidip getirin onu,
    Uçurayım boynunu kapansın burda konu’
    Dedi amma Dirse Han yalanlara kanarak,
    Tek oğulcuk tek evlat ak yüreği yanarak.

    ‘Oğlun dinlemez bizi
    Dediler ava götür,
    Av avlarken habersiz
    Okla işini bitir.’

    ‘Serin serin tan yelleri estiğinde
    Sakallı boza çalan çayır kuşu öttüğünde
    Yüğrük atlar sahibini görüp kişnediğinde
    Sakalı uzun müezzin ezan okuduğunda
    Aklı karalı seçilen çağda
    Kudretli Oğuzun gelinin kızının bezendiği çağda
    Göğsü güzel koca dağlara gün vurunca
    Bey yiğitlerle cilasunların birbirine koyulduğu çağda’

    Sabah gün doğumunda ava çıktı Dirse Han,
    Yanında kırk yiğidi oğulcuğu tek bir can.
    Oğlancığa dediler birkaç namert gelerek,
    ‘Sürüp gelsin geyiği bir bir tepeleyerek.’
    Göreyim der babanız; Sevinip kıvanayım,
    Bundan sonra oğluma bey diye güveneyim’
    Haberi yok yalandan Boğaç bilmez oyunu,
    Bir bir vurur geyiği sanki keser soyunu.

    Kırk namert döner bu kez
    Derler ki Dirse Han’a:
    ‘Vururken geyikleri
    Kıyacak senin cana.’

    Oğlancık ok atarken geride kalanlara.
    Dirse Han da inandı alçakça yalanlara.
    Kurt sinirinden yapılmış sert yayını çekti,
    Oğlancığın iki kürek arasına çaktı.
    Fokur fokur fışkırdı oğlanın alca kanı,
    Düştü atından yere yürüdü alçağın şanı.
    Yere düşen oğlanın benzi sararıp soldu,
    Geri dönen Dirse Han yurduna gelir oldu.

    Avdan dönüldüğü
    Her tarafa duyuldu,
    Dirse Han’ın hatunu
    Ziyafete koyuldu.

    Sonra alıp at tepti kırk ince belli kızı,
    Görmeyince oğlunu düştü gönlüne sızı.
    Bütün yüreği oynadı ay yüzü birden soldu,
    Kara bağrı sarsıldı süzme göze kan doldu.
    Çağırır Dirse Han’ı söyler Han’ım ne söyler:

    ‘Beri gel basımın bahtı evimin tahtı
    Han babamın güveyisi
    Kadın anamın sevgisi
    Babamın anamın verdiği
    Göz açıp da gördüğüm
    Gönül verip sevdiğim
    A Dirse Han
    Kalktın oğlunla birlikte yerinden doğruldun
    Yelesi kara soylu atına bindin
    Göğsü güzel koca dağa ava çıktın
    İki vardın bir geliyorsun yavrum hani
    Karanlık gecede bulduğun oğul hani
    Çıksın benim görür gözüm a Dirse Han yaman seğiriyor
    Kesilsin oğlumun emdiği süt damarım yaman sızlıyor
    Sarı yılan sokmadan akça temin kalkıp şişiyor
    Yalnızca oğul görünmüyor bağrım yanıyor
    Kuru kuru çaylara su saldım
    Kara elbiseli dervişlere adaklar verdim
    Aç görsem doyurdum çıplak görsem donattım
    Tepe gibi et yığdım göl gibi kımız sağdırdım
    Dilek diledim Tanrıya bir oğul zorla buldum
    Yalnız oğul haberini a Dirse Han söyle bana
    Karşı yatan Ala Dağdan bir oğul uçurdunsa söyle bana
    Taşkın akan koşan sudan bir oğul akıttınsa söyle bana
    Aslan ile kaplana bir oğul yedirdinse söyle bana
    Kara cübbeli azgın dinli kâfirlere bir oğul aldırdınsa söyle bana
    Han babamın katına ben varayım
    Ağır hazine bol asker alayım
    Azgın dinli kâfire ben varayım
    Paralanıp soylu atımdan inmeyince
    Yenim ile alca kanımı silmeyince
    Kol but olup yer üstüne düşmeyince
    Yalnız oğul yollarından dönmeyeyim
    Yalnız oğul haberini a Dirse Han söyle bana
    Kara başım kurban olsun bugün sana’

    Bekli de Oğuz boyu böyle figan görmedi,
    Seslenmedi Dirse Han cevap bile vermedi.
    Beyinin suskunluğu yüreğine oldu dert,
    Kaçırmadı fırsatı yine geldi kırk namert:

    ‘Oğlun sağdır esendir
    Hâlâ geyik peşinde,
    Dolanır göğsü güzel
    Koca dağın döşünde.’

    Ana yüreği dayanır mı kırk ince kızla,
    Oğlunu aramaya atlanıp çıktı hızla.
    Yazlı kışlı kar olan Kazılık dağa baktı,
    Alçaktan yücelere hemen koşturup çıktı.
    Yüksekten enginlere bir kartal gibi bakar,
    Bir dere kenarında kuzgunlar iner kalkar.
    Soy atını çevirdi süzüldü ona doğru,
    Volkan gibi alevli yanıktır ana bağrı.

    Oğlan düşüp kalınca
    Orada hazır oldu,
    Yarayı sıvazlayan
    Boz atlı Hızır oldu.

    ‘Korkma’ dedi oğlana;
    ‘Ama yaran çok kötü,
    Merhemi dağ çiçeği
    Bir de ananın sütü.’

    Oğlanın anacığı üstüne çıka geldi,
    Gördüğü al kızıl kan yanık bağrını deldi.
    Oğulcuğuna söyler Han’ım neler söyler:

    ‘Kara çekik gözlerini uyku bürümüş aç artık
    On iki kemikçiğin param parça topla artık
    Tanrının verdiği tatlı canın gitmekteyse tut artık
    Öz gövdende canın var ise oğul söyle bana
    Kara başım kurban olsun oğul sana
    Akar senin suların Kazılık Dağı
    Akar iken akmaz olsun
    Biter senin otların Kazılık Dağı
    Biter iken bitmez olsun
    Koşar senin geyiklerin Kazılık Dağı
    Koşar iken koşmaz olsun taşa dönsün
    Ne bileyim oğul aslandan mı oldu
    Yoksa kaplandan mı oldu ne bileyim oğul
    Bu kazalar sana nereden geldi
    O gövdende canın var ise oğul söyle bana
    Kara başım kurban olsun oğul sana
    Ağız dilden bir küçücük söz et bana’

    Oğlan sesi alınca açtı hemen gözünü,
    Gördü anacığının aya benzer yüzünü.
    Söyledi anasına Han’ım neler söyledi:

    Beri gel ak sütunu emdiğim kadınım ana
    Ak pürçekli yüce bildiğim canım ana
    Akarlı sularına kötü söyleme
    Kazılık Dağı’nın günahı yoktur
    Biterli otlarına. Kötü söyleme
    Kazılık Dağının suçu yoktur
    Koşan geyiklerine kötü söyleme
    Kazlık Dağının günahı yoktur
    Aslan ile kaplanına kötü söyleme
    Kazılık Dağının suçu yoktur
    İlenirsen babama ilen
    Bu suç bu günah babamdandır

    Oğlan anacığına; ‘Korkma bundan korkma’ der,
    ‘Sıvazladı boz atlı Hızır sen etme keder.
    Yaram ölümcül değil dağ çiçeği ve bir de,
    Senin akça sütündür derman olan bu derde.’
    Dağ çiçeği topladı kırk ince kız can ile
    Ana sıktı memeyi sütü geldi kan ile.
    Karışık merhem yapıp yarasına çaldılar,
    Yurtlarına dönerken oğlancığı aldılar.

    Hekime teslim edip
    Gizlendi Dirse Han’dan,
    Baba geçer olsa da
    Ana geçer mi candan.

    ‘At ayağı çabuk ozan dili çevik olur,’
    Oğlanın yaraları kırk günde iyi olur.
    Kılıç kuşanarak ata binmeye başladı,
    Babasından habersiz av edip kuş kuşladı.
    Bunu duyan kırk alçak doymadı hıyanete,
    Tuttular Dirse Han’ı kan oturdu ak ete.
    Boynunda sicim ile onlar atlı Han yayan,
    Gittiler kâfir ele beylerden olmaz duyan.
    Dirse Han’ın hatunu bu haber patlayınca,
    Hemen vardı oğluna soy ata atlayınca.
    Söyledi ki oğluna Han’ım neler söyledi:

    ‘Görüyor musun ay oğul neler oldu
    Sarp kayalar oynamadı yer oyuldu
    Yurtta düşman yok iken
    Senin babanın üstüne düşman geldi,
    O kırk namert babanın arkadaşları babanı tuttular,
    Ak ellerini ardına bağladılar,
    Kıl sicimi ak boynuna taktılar,
    Kendileri atlıydı
    Babanı ise yayan yürüttüler,
    Alıp kanlı kâfir ellerine yöneldiler,
    Hanım oğul kalkarak yerinden doğrul,
    Kırk yiğidim beraberine al,
    Babanı o kırk namertten kurtar.
    Yürü oğul.
    Baban sona kıydı ise
    Sen babana kıyma,’

    Boğaç anasını kırmayıp sözüne baktı,
    Kara çelik öz kılıcını beline taktı.
    Altın mızrağı ak kirişli yayı silkindi,
    Soy atını tutarak hemen sıçrayıp bindi.

    Kırk yiğidin kırkıyla
    Her birisi fırtına,
    Acele düştü hemen
    Babasının ardına.

    Namertler yol üstünde kayıtsız içerlerken,
    Boğaç Han atını koşturup yetişti erken.
    Dediler yiğidi alalım tutsak tutup ikisini bir,
    Varıp teslim edelim sevinsin kara kâfir.
    Dirse Han söyledi ki Han’ım neler söyledi

    ‘Kırk yoldaşım aman
    Tanrının birliğine yoktur güman
    Benim elimi çözün,
    Kolca kopuzumu elime verin,
    O yiğidi döndüreyim,
    İster beni öldürün ister diriltin,
    Bırakıverin’

    Çözülünce elleri aldı kolca kopuzu,
    Tanımadı oğlunu sandı yabancı kuzu.
    Söyledi bir bakalım Han’ım neler söyledi:

    ‘Boynu uzun yüğrük atlar gider ise benim gider
    Senin de içinde bineğin var ise yiğit söyle bana
    Savaşmadan vuruşmadan alıvereyim dön geri
    Ağıllardan on bin koyun gider ise benim gider
    Senin de içinde şişliğin var ise yiğit söyle bana
    Savaşmadan vuruşmadan alıvereyim dön geri
    Katarlardan kızıl deve gider ise benim gider
    Senin de içinde deven var ise yiğit söyle bana
    Savaşmadan vuruşmadan alıvereyim dön geri
    Altın başlı otağlar gider ise benim gider
    Senin de içinde odan var ise yiğit söyle bana
    Savaşmadan vuruşmadan alıvereyim dön geri
    Ak yüzlü ela gözlü gelinler gider ise benim gider
    Senin de içinde nişanlın var ise yiğit söyle bana
    Savaşmadan vuruşmadan alıvereyim dön geri
    Ak sakallı kocalar gider ise benim gider
    Senin de içinde ak sakallı baban var ise yiğit söyle bana
    Savaşmadan vuruşmadan kurtarayım dön geri
    Benim için geldin ise hay yiğit oğulcuğumu öldürmüşüm
    Bana yazık değil sana yazık dön geri’

    Sonunda Dirse Han’ın
    Depreşti eski derdi,
    Sözünü bitirince
    Oğlu karşılık verdi:

    ‘Boynu uzun yüğrük atlar gidiyorsa senin gider
    Benim de içinde bineğim var
    Bırakamam kırk alçağa
    Katarlardan kızıl deve gidiyorsa senin gider
    Benim de içinde devem var
    Bırakamam kırk alçağa
    Ağıllarda on bin koyun gidiyorsa senin gider
    Benim de içinde etliğim var
    Bırakamam kırk alçağa
    Ak yüzlü ela gözlü gelin gidiyorsa senin gider
    Benim de içinde nişanlım var
    Bırakır mıyım kırk alçağa
    Altın başlı otağlar gitmekteyse senin gider
    Benim de içinde odam var
    Bırakır mıyım kırk alçağa
    Ak sakallı kocalar gitmekteyse senin gider
    Benim de içinde bir aklı şaşmış bilmesini unutmuş kocamış babam var
    Bırakır mıyım kırk alçağa’

    Dedikten sonra hemen yiğitlere el etti,
    At tepip baş düşürdü boz toprağı sel etti.
    Babasını kurtarıp döndü yurduna geri,
    Anladı ki Dirse Han bu yiğit kendi eri.
    Hanlar Hanı Bayındır beylik verdi taht verdi,
    Tanrı Oğuz eline önü açık baht verdi.
    Dede Korkut geldi şu Oğuzname’yi koştu:

    ‘Onlar da bu dünyaya geldi geçti
    Kervan gibi kondu göçtü
    Onları da ecel aldı yer gizledi
    Fani dünya yine kaldı
    Gelimli gidimli dünya
    Son ucun ölümlü dünya

    Kara ölüm geldiğinde geçit versin.
    Sağlıkla, akılla devletini Hak artırsın.
    O öğdüğün yüce Tanrı dost olarak medet eriştirsin.

    Dua edeyim Han’ım:
    Yerli kara dağların yıkılmasın.
    Gölgeli ulu ağacın kesilmesin.
    Taşkın akan güzel suyun kurumasın.
    Kanatlarının uçları kırılmasın.
    Koşar iken ak boz atın tökezlenmesin.
    Vuruşunca kara çelik öz kılıcın çentilmesin.
    Dürtüşürken alaca mızrağın ufanmasın.
    Ak pürçekli ananın yeri cennet olsun.
    Ak sakallı babanın yeri cennet olsun.
    Hakkın yandırdığı çırağın yana dursun.
    Yüce Tanrı seni kötülere el açtırmasın Han’ım hey! …’

    Osman Öcal

  6. #6
    Join Date
    Mar 2010
    Posts
    16

    Default

    Mukaddime-Dedem Korkut Kitabı (Gülce Bahçe)
    Bismillâhirrahmânirrahim

    Soyu kamların soyundan,
    Oğuz’un Bayat boyundan,
    Fırlamış bir ok yayından,
    Doğdu ölmez Dedem Korkut.

    Tanrı’nın sevgili kulu,
    Sunulunca içti dolu,
    Gösterdi Oğuz’a yolu,
    Doğdu ölmez Dedem Korkut.

    Bilgesidir tüm Oğuz’un,
    Piridir kolca kopuzun,
    Gezer il il yollar uzun,
    Doğdu ölmez Dedem Korkut.

    Hak verdi ilham doldurdu,
    Ne istediyse oldurdu,
    Ağlayanları güldürdü,
    Doğdu ölmez Dedem Korkut.

    Türk’ün bulunduğu yerde,
    Er belinden düşen erde,
    Yaşar gider gönüllerde,
    Doğdu ölmez Dedem Korkut.

    Her müşkülü halleden Oğuz üstünde gölge,
    Gaipten haber eden hem erendir hem bilge.
    Bir can ile bir beden ölümsüz Korkut Ata.

    Ne buyursa kabul gördü,
    Danışan hak yolu sürdü,
    Nice nice öğüt verdi,
    Doğdu ölmez Dedem Korkut.


    Korkut Ata söyledi ki: ‘Hanlık Kayı’ya geçecek,
    Alamayacak hiç kimse Kıyamet kopuncaya dek’

    Dedem korkut hak söyledi,
    Bilen başa taç eyledi:

    ‘Bir iş düzenini almaz,
    Allah Allah demeyince.
    Kişi yoktan zengin olmaz,
    Ulu Tanrı vermeyince.

    Kul başına kaza gelmez,
    Alın yazı görmeyince.
    Yaratılan kimse ölmez,
    Ecel vakti ermeyince.

    Kişide devlet olmaz gönlünde varsa benlik,
    Yağan kar yaza kalmaz kalmaz güze çimenlik.

    Eski pamuk bez olmaz kalleş düşman dost olmaz,
    Kalkmazsa kara kılıç düşman imana gelmez.

    Kara eşek başına başlık vur olmaz katır,
    Hanım olmaz cariye giydirip süse batır.

    Bir yiğit dağlar kadar
    Mal mülk edinip yığar,
    Yenmez nasip fazlası
    Kısmeti kendin boğar.

    El oğlunu büyütüp beslesen de faydasız,
    Yalnız başına koyup bırakır gider evden.
    Oğul olmaz katiyen el oğlundan, güveyden,
    Külden tepe yığılmaz düşlesen de faydasız.

    Er malına kıymazsa ölür gider adı çıkmaz,
    Çağıldayan su taşsa yine de dolmaz deniz.
    Özünden öğüt almaz anadan görmese kız,
    Oğul töre bilmese yabana sofra çekmez.

    Oğul babanın sırrı iki gözden birisi,
    Devletli oğul olsa ocağı gönendirir;
    Devletsiz oğul olsa ocağını söndürür.

    Devam eder Korkut’ça işte sözün gerisi;
    Oğul neyler babadan kendine mal kalmasa,
    Baba malı faydasız başta devlet olmasa.’


    Dedem korkut bir daha
    Söyledi bir görelim,
    Hele neler söyledi
    Hikmetine erelim:

    ‘Vurup keser kılıcı
    Kötü yüreklilerin,
    Vurmasın daha iyi
    Yarası olur derin.

    Vurmasını bilen yiğit
    Ne şer olur ne ahmak,
    Ok ile kılıçtan öte
    Daha iyi ağaç çomak.

    Atın yemediği ot bitmese daha iyi,
    Yalancının ocağı tütmese daha iyi.

    Sert yürürken soylu ata
    Dönek yiğit binebilmez.
    Bineceğine binmesin
    Binmemesi yeğdir, bineceğine.

    Misafiri bilmez evin
    Bir lokması yenebilmez.
    Yeneceğine yenmesin
    Yenmemesi yeğdir, yeneceğine.

    Soyu belli bir babadan
    Hoyrat oğul inebilmez.
    İneceğine inmesin
    İnmemesi yeğdir, ineceğine.

    Atasına saygı duyan şefkatli oğul iyi,
    Baba adını yürüten devletli oğul iyi.’


    Dedem korkut yine söyledi
    Görelim Hânım ne söyledi:

    Ala dağın otlağını
    Yer otunu geyik bilir.
    Gece kervan göçtüğünü
    Çayır kuşu, ayık bilir.

    Akar suyun zorluğunu
    Yük taşıyan kayık bilir.
    Kötülüğün acısını
    Doldurulan oyuk bilir.

    Akça kımız al şarabı
    İmbiğinden süzen bilir.
    Öleceği güzel Tanrı
    Olacağı sezen bilir.

    Yedi dere kokusunu
    Tilki gibi gezen bilir,
    Koç yiğidi cömert eri
    Kopuz çalan ozan bilir.

    Varlığının kıymetini
    Geleceği gören bilir.
    Vatan nedir bayrak nedir
    Uğrunda can veren bilir.’


    Dedem korkut yine söyledi
    Görelim Hânım ne söyledi:

    ‘Ağız açıp el açıp övdüğüm Tanrı güzel,
    Can özüm iki gözüm sevdiğim Tanrı güzel.

    Tanrı dostu Muhammed, Âmme güzel cüz başı,
    Ebubekir ve Ömer, Mekke’nin her bir taşı,
    Erlerin şahı Ali din içindi savaşı;
    Ağız açıp el açıp övdüğüm Tanrı güzel

    Hasan ile Hüseyin, Tanrı bilgisi Kur’an,
    Cuma günüyle Yasin ve Affanoğlu Osman,
    Hutbe dinlerken ümmet, minareden okunan,
    Can özüm iki gözüm sevdiğim Tanrı güzel.

    Ak süt emziren ana
    Helâlce kadın güzel.
    Evladı seven baba
    Oğul, kız tadın güzel.

    Uslu yol alan aygır
    Elin kınası güzel.
    Ala otağı, çadır
    Gelin odası güzel.

    Yiğit soylu alp erence,
    Kopuz çalan ozan güzel.
    Deyişlerle yol gösteren,
    Bu destanı yazan güzel.’


    Ve kutlu Oğuz elinden,
    Dede Korkut’un dilinden,
    Destan düşer her telinden,
    Çalar kopuz söyler ozan:

    Devletlisin bey oğul
    Devletin kutlu kalsın,
    Dili sevip koruyan
    Bir ömür mutlu kalsın.

    Türkçe oku Türkçe söyle,
    Köküm Türkçe, ana dilim.
    Yaşatır sonsuza kadar,
    Türkçe sanat Türkçe ilim.

    Kulak ver sözüme dinle ey oğul,
    Burçları deviren yankıdır sesim.
    Kanlı meydanlarda oynarken atım,
    Boğardı cihanı anlık nefesim.

    Kutlu törelisin anla toy oğul,
    Orhun’da abide bilgece hansın.
    Dirlikli, düzenli sürsün birliğin,
    Bozdurma ilini sen bir cihansın.

    Yükselir temelden kinle oy oğul,
    Yeni Çin setleri, durdurmak için.
    Oyunlar, hileler, sahte alkışlar,
    Kardeşi kardeşe kırdırmak için.

    Yürüsün varlığım senle ay oğul,
    Maziden atiye dirilik gerek.
    Koru benliğini, sarıl köküne,
    Bir vatan bir bayrak bir atsın yürek.

    Geleceğin temeli sonsuzluğun güvenci,
    Son asrın kıskacında iyi dinle Türk genci.
    İlk ödevin olmalı Türk yurdunu korumak,
    Türk’ün bağımsızlığı, varlığın tek direnci.

    Varlığına kast eden hem içerde hem dışta,
    Kötücüller çıkacak bu düşmanca yarışta.
    İçinde bulunduğun duruma bakmaksızın,
    Görevin savunmaktır hem savaş hem barışta.

    Bağımsız devletine kıymak isteyen düşman,
    Seni, varken vatansız koymak isteyen düşman,
    Görülmemiş bir utku var sayalım kazanmış,
    Türk’ün soylu kanıyla doymak isteyen düşman.

    Düşse zorla, hileyle kaleler birer birer,
    Dağıtılıp tüm ordu koyulmasa bir nefer,
    Ele geçip gemiler kaldırılsa her sefer,
    Aşkın özgürlük olsun bağımsızlık savaşın.

    Bu durumdan acıklı daha da korkunç olan,
    Aymaz ve sapkın çıksa iş başında bulunan,
    Mutlaka hain olur düşmanla yatıp kalkan,
    Aşkın özgürlük olsun bağımsızlık savaşın.

    Yönetime gelenler damat, oğul, bacıyla,
    Yurda girmiş düşmanın siyasi amacıyla,
    Birleşirse çıkarı ulus yanar acıyla,
    Aşkın özgürlük olsun bağımsızlık savaşın.

    Ey Türk geleceğinin, varlığımın güvenci!
    Böyle ortamda bile göster haklı direnci.
    Devletli olmak için gerek duyacağın güç
    Damarında dolaşan soylu kanda Türk genci;
    Aşkın özgürlük olsun bağımsızlık savaşın.

    Osman Öcal


    Atandan miras kaldı bu topraklar helalin
    Koruyamazsan eğer çok büyüktür vebalin
    Sızlatma kemiğini atan Gazi Kemalin
    Damarında dolaşan soylu kanda Türk genci;
    Aşkın özgürlük olsun bağımsızlık savaşın........... Metin gürbüz


    Osman Öcal

  7. #7
    Join Date
    Mar 2010
    Posts
    16

    Default

    Ozan Dede Korkut (GÜLCE-BAHÇE)

    ‘Hani övdüğümüz bey erenler
    Dünya benim, diyenler
    Ecel aldı, yer gizledi,
    Fani dünya kime kaldı
    Gelimli gidimli dünya
    Son ucu ölümlü dünya…’

    Ozanların başı ozanlar piri,
    Doğumu ölümü neredir yeri,
    Ne kadar yaşamış bilinmez biri;
    Rivayet edilip söylene gelir.

    Yaşadığı yüzyıl bile belirsiz
    Kimi der;
    Peygambere elçi hanlara vezir
    Kimi der;
    Akkoyunlu dönemi…
    Her söylence med-cezir.

    Kopuzun telinde bir ulu ozan,
    Türkün tarihine destanlar düzen,
    Derleyip toplayıp Aytur’dur yazan,
    Rivayet edilip söylene gelir.

    Dedem Korkut’un boyu,
    Hanlar hanı Bayındır Han’la
    Horasan’dan göçerek
    Ulu dağlar, zor ırmaklar geçerek
    Kars-Anı’ya gelmiştir,
    Kağızman-Akçakale’yi yaylak,
    Iğdır-Sürmeli Karakale’yi kışlak bilmiştir.

    Büyük destan bilgesi
    Derler ki, Korkut Ata
    Oğuz’un Bayat Boyundan,
    Babası Kara Hoca.
    Dokuz ve on birinci yüzyıllar arasında,
    Doğum yeri; Türkistan’da Sir-Derya.
    Bir de oğlu olmuştur, adı da: Ürgeç Dede
    Türk elinin kocası,
    Dedem Korkut bir derya.

    Her rivayet makbul bize
    Devam edelim söze:
    Bir evliya O, bir eren
    Hazreti Muhammed’den hayır dualar alıp
    Yüce Oğuz halkına O’dur İslam ilmini veren.
    Dedik ya; bir söylence sadece
    Belki de bir ekleme…
    Oğuznameye göre:
    İki yüz doksan beş yıl yaşamış;
    Ne bilen var ne gören.

    Rivayet rivayet rivayet…

    Türk kavminin atası soyu kamlar soyundan,
    En saygın rivayette, der ki: Bayat boyundan.

    Hayır ve şerri bilen, kılavuzdur her zaman,
    Geçmişten geleceğe kopuzu olur derman.
    O gün ki töremizde hem ozandır hem şaman,
    Türk kavminin atası soyu kamlar soyundan.

    Türkmen Kazak ve Özbek Karakalpak Başkurt’ta,
    Bilinir Korkut Ata Türk’e vatan her yurtta.
    Şölenlerle dillenir kültür kenti Bayburt’ta,
    En saygın rivayette, der ki: Bayat boyundan.

    Tartışılmaz bir gerçek,
    Gerçeği Hak bilir ancak.
    Ancak destanlar söyler ki bize;
    Bizim dilimizden bizim ilimizden,
    İlimizden Bayburt çevresinde yaşamış.
    Yaşamış aynı bölgede Oğuzlarla Kıpçaklar,
    Kıpçaklarla Gürcülerle savaşları anlatır Korkut Ata.
    Korkut Ata, şayet yaşamamışsa da Bayburt’a,
    Bayburt’ta yüzyıllardır destan destan dildedir,
    Dildedir ihtiyarında gencinde erkeğinde kadında.

    O Ulu kişi
    Bir dahidir bir bilge,
    Oğuz elinde doğan güneş
    Hanlara beylere övgüler düzen,
    Kavurur alevi, yanıp sönmeyen ateş.

    Birer birer anlatır Türk kavminde töreyi,
    Gaipten haber edip sezgi alır gününde
    Yol gösterir Oğuz’a gider kendi en önde,
    İmana gelmeyene silah kılar pireyi.

    Desturudur doğruluk erce sözünde durur,
    Gönlü birlikten yana büyük aşkı vatandır.
    Güçlünün karşısında hep zayıfı tutandır,
    Ölümü göze alıp olmayanı oldurur.

    Esirgemez hürmeti aksakallı kocalar,
    Danışmanı zor işin Türk’ün akıl danesi;
    Çözümüyle şenlenir hanlar beyler hanesi.

    Geçmişini bilmeyen gelecekte bocalar,
    Kılavuz olsun bize yol göstersin atiye;
    Haram lokma gibidir ele giden methiye.

    Bakın hele ne demiş,
    Dirse Han’a a beyler!
    Yemez yiğit hakkını,
    Sözünü haktan söyler.

    ‘Hey Dirse Han beylik ver bu oğlana,
    Taht ver, erdemlidir.
    Boynu uzun yüğrük at ver bu oğlana,
    Binit olsun, hünerlidir.
    Ağıllardan on bin koyun ver bu oğlana,
    Şişlik olsun, erdemlidir.
    Katarından kızıl deve ver bu oğlana,
    Yük taşıyıcı olsun, hünerlidir.
    Altın başlı otağ ver bu oğlana,
    Gölge olsun, erdemlidir.
    Omuzu kuşlu kaftan ver bu oğlana,
    Giyer olsun, hünerlidir.’

    Türk dünyasında kabul görmüş
    Efsanevi ululardan bir ilki,
    Boy boylayan soy soylayan
    Hem destancı hem ozan.
    Şiiri nesre yakın belki
    Nesirleri şiire;
    Kopuzu yeter ona,
    Kim demez ki çağlayan.

    Töre onsuz ad koymaz yetişen tahtsız gezer,
    Yiğitlik göstermeyen bir ömür bahtsız gezer.

    Hak eden alır adı yapılan bir törenle,
    Eğlenir hanlar beyler en görkemli şölenle.

    ‘Ünümü anla sözümü dinle Pay Püre Bey,
    Allah Teâlâ sana bir oğul vermiş, uzun yaşatsın.
    Ak sancak kaldırınca Müslümanlar arkası olsun.
    Karşı yatan kara karlı dağlardan aşar olsa,
    Allah Teâlâ senin oğluna güç versin.
    Kanlı kanlı sulardan geçer olsa, geçit versin.
    Kalabalık kâfire girince,
    Allah Teâlâ senin oğluna fırsat versin.
    Sen oğlunu ‘‘Bamsam’’ diye okşarsın,
    Bunun adı boz aygırlı Bamsı Beyrek olsun.
    Adını ben verdim, yaşını Allah versin.’


    Birisine Boğaç der birine Bamsı Beyrek,
    Yiğitsiz olmaz destan işte bir örnek Segrek.

    Bir ihanet simgesi Kazan Han’ın dayısı,
    Destan dedik ya sık sık tam on iki sayısı.

    Her birisi bir boy’un aynı Oğuz töresi,
    Doğu Anadolu’muz Azerbaycan yöresi.

    Basmış bağrında saklar Ortaysa Kazakistan,
    Derler onsuz olur mu Türk yurdu Türkmenistan.

    Ata Rahmanov’dan dört tane:
    İğdir, Dışoğuzların Gever Hanlığına Karşı Savaşı,
    Oğuzların Melâllaşması, Korkut’un Kabri Kazıldı.
    Nurmırat Esenmıradov’dan iki:
    Teke Muhammet, Salur Kazan ve İtemcek.
    Derlenerek yazılmış
    Her biri ayrı destan;
    Bunları da eklersek tam on sekiz edecek,
    Yaşıyor gönül gönül yaşatacak gelecek.

    Dedem Korkut işte bu
    Nerde Türk var orda var,
    Balkanlardan Altay’a
    Her boy kendinden sayar.

    Tiyatroda filmde
    Rastlanılır adına,
    Şiirlerde masalda
    Doyulmuyor tadına.

    Öyle bir ulu ozan ünü dünyayı aşan,
    Kazılırken görür hep nerde olsa mezarı.
    Sonunda teslim olur ecel önünde koşan,
    Sir-Derya’nın ağzı der, rivayetin yazarı.

    ‘Hani övdüğümüz bey erenler
    Dünya benim, diyenler
    Ecel aldı, yer gizledi,
    Fani dünya kime kaldı
    Gelimli gidimli dünya
    Son ucu ölümlü dünya.
    Bu kara yer bizi de yiyecektir,
    En nihayet uzun yaşın ucu ölüm,
    Sonu ayrılık!’

    Kim ki sahip çıkarsa Ozan Korkut Ata’ya,
    O da onun sahibi Hak düşürmez hataya.

    Azerbaycan şairi Bahtiyar Vahapzade,
    Ne diyor bakın hele gönül olmuş azade.

    “Bir yerde ölüp beş niye bin yerde mezarı
    Çünkü kazılır her gün gönüllerde mezarı
    Otlarda, çiçeklerde ve güllerde doğuldu
    Bir yerde ölüp beş niye bin yerde doğuldu
    Efsane mi gerçek mi bu insan, ince insan
    Varlı sesidir, kopmuş o Türk’ün kopuzundan!”

    Türkistan’da bir mezar bir mezarda Bayburt’ta,
    Yaşayacak her daim varsa tek Türk bir yurtta.

    Dua edeyim Han’ım:
    ‘Karlı dağların yıkılmasın,
    Gölgeli ulu ağacın kesilmesin,
    Taşkın akan güzel suyun kurumasın.
    Yüce Tanrı seni kötülere el açtırmasın,
    Koşar iken ak boz atın tökezlenmesin,
    Vuruşurken kara çelik öz kılıcın çentilmesin,
    Dürtüşürken alaca gönderin ufanmasın.
    Aksakallı babanın yeri cennet olsun,
    Ak pürçekli ananın yeri cennet olsun,
    Son nefeste imandan ayırmasın.
    Âmin diyenler tanrının yüzünü görsün,
    Ak alnında beş kelime dua kıldık, kabul olsun.
    Allah’ın verdiği umudu kesilmesin,
    Derlesin toplasın günahınızı;
    Adı güzel Muhammed Mustafa yüzü suyu hürmetine bağışlasın,
    Hânım hey!..’

    Osman Öcal

    Aytur: Dede Korkut hikâyelerini yazıya ilk geçiren olduğu rivayet edilen Akkoyunlu Ozan.

Closed Thread

Posting Permissions

  • You may post new threads
  • You may post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts
  •