+ Reply to Thread
Results 1 to 2 of 2

Thread: buni kurungla..

  1. #1
    Unregistered Guest

    Default buni kurungla..

    et-Uyghur Munasibitidiki Mislikorulmigen Yengi Bir Qedem




    Posted on October 04, 2005








    Article Tools



    Email this article


    Print This Article






    Tibetning diniy dahisi Dalai Lama 13-Noyabir kuni chushtin kéyin saet 3 te MCI Merkizide qatnashquchilargha nutuq sözlimekchi. Bu paaliyette meshhur Uyghur kishilik hoquq paaliyetchisi Rabiye Kadir xanimmu qatnishidu.


    Tibetning diniy dahisi Dalai Lam yeqinda Washingtonni ziyaret qilmaqchi bolup, u 13-Noyabir kuni chushtin keyin saet 3 te MCI Merkizide echilidighan paaliyette Uyghur helkining kishilik hoquq dawasini etirap qilmaqchi. Bu munawibet bilen meshhur Uyghur kishilik hoquq paaliyetchisi Rabiye Kadir Dalai Lama nutuq sozlesh jeryanida yuquri derijilik emeldarlar bilen bir sehnide olturidu.


    Dalai Lama nutuqi jeryanida yene mezkur sorungha kelgen barlik Uyghur mehmanlarni karshi alidu. Shunga biz wetendashlarning bu tarihiy paaliyetke qatniship, Uyghur helkining Hitay hokumiti qolida ezilish mesilisini tehimu tonutup berishini soraymiz.


    Mezkur paaliyet uchun Uyghurlar olturidighan ayrim bir sorun teyyarlanghan bolup, shunga erzen bahaliq biletler waqitliq setilidu. 13-Oktebirge qeder bahasi $60 dollarliq biletler Uyghurlargha peqet $25 gha setilidu, sehnige yeqinraq $100 dollarliq orunlar peqet $40 dollargha setilidu.


    Bu paaliyetni teshkil qilghuchilar mezkur paaliyetke qatnashmaqchi bolghan barliq Uyghurlarning Uyghurche (doppa we kanway koynek) kiyinishini soraydu.


    Bu bir tarihiy ehmiyetke ige paaliyet bolghanliqi uchun biz hemminglarning Uyghurlar bilen Tibetler arisidiki dostluqni kucheytish uchun qedem teshrip qilishinglarni soraymiz.


    Bu paaliyetning belitini setiwalmaqchi bolsanglar, 13-Oktebirdin burun ismingiz we adresingiz bilen birge "UAA" namida bir chek ewetip bersenglar bolidu.


    Adresimiz:


    Uyghur American Association
    1700 Pennsylvania Ave. N.W., Suite 400
    Washington, D

  2. #2
    Unregistered Guest

    Default ad

    m dünyasinin çilekes cografyasi Pakistan yine taze bir aciyla gündeme
    geldi. Öyle bir aci ki ne yürekler tasiyabilir ne de kelimeler ifade
    edebilir.

    Bu aciyi ancak biz hissedebiliriz. Sözün bittigi yerdeyiz simdi. Rahmet ve
    magfiret ayinda vefa sirasi bizde. Nice milyonlar, viraneler arasinda bir
    ses bekliyor. Nice yetimler, baslarini oksayacak bir sefkat eli. Simdi hep
    birlikte her nefeste Pakistan'a "yalniz degilsiniz" demenin ve nice yillar
    içinde birikmis bir borcun ödenmesinin vaktidir. O Pakistan ki nice
    yüzyillardir tarihi paylastigimiz, ecdadimizin dilini "Urduca" konusan bir
    ülkedir. Ve halki en sikintili günlerimizde hep bizimle olmus, gün gelmis
    yürekleri kendi dertlerini unutup bizim için çarpmis, gün gelmis
    kendilerini Türkiye'nin bir vilayeti olarak takdim edecek kadar bizimle
    olmus, hatta belki de yeryüzünde eger varsa bizi bizden çok sevebilmis,
    dostlugun, kardesligin, kadirsinasligin, vefanin, fedakarligin dünya
    durdukça parlayacak en mümtaz misallerini sergilemis çilekes bir halktir.

    En zor zamanlarinda Osmanli'nin imdadina yetistiler...

    Bir zamanlar (Hindistan ve Banglades ile beraber 1206'dan 1858'e kadar)
    degisik Türk hanedanlarina ev sahipligi yapmis olan bu ülke, sömürgecilik
    çaginin vahsi piyasasinda Ingiliz hakimiyetine girince kendi
    çaresizliklerine karsi bir varlik ümidi olarak, insanlik onurlarini ve
    Islamlik sereflerini Türklerin ve Osmanli Devleti'nin varligina rabt
    ederek yasaya gelmislerdir. Henüz haberlesme vasitalarinin hiç yaygin
    bulunmadigi 1854 Kirim Savasi'ndan itibaren dualarini ve varliklarini
    bizim için paylasmayi bir hayat tarzi olarak benimsemis olan Güney
    Asyalilar gün gelmis yalinayak nice yalçin kayaliklar, yüksek daglar
    asarak ulastiklari Anadolu ve Balkanlarda bizimle ayni safta savasa
    gönüllü olmuslar, gün gelmis olusturduklari Kizilay ve tip heyetleriyle
    yaralarimizi sarip gözyaslarimizi silmisler, dünyada savunmasiz ve
    sahipsiz kaldigimizi düsündügümüz zamanlarda her zaman yani basimizda
    oluvermislerdir. Tarihin hafizasinda kayitli, sayisiz misaller
    bulunmaktadir. Mesela 93 Harbi (1877-7Cool'nin en karanlik safhalarinda
    "Türkler için yapabilecegimiz her seyi yapmak bizim için farzdir; zira
    yeryüzünde Müslümanlarin tasidiklari haysiyet Türkler yüzündendir." (Urdu
    Ahbar, 17 Agustos 1876, Enverul-Ahbar, 1 Agustos 1877) diyerek
    baslattiklari yardim kampanyalari ile o tarihler için muazzam
    sayilabilecek bir meblagi (125.000 Osmanli Lirasi) Istanbul'a
    ulastirmislardir (Osmanli Arsivi, Defter-i Iane-i Hindiyye, s. 108-109).

    Bu rakamin ve fedakarligin önemi, eger ayni tarihlerde o ülkenin yasadigi
    ve birkaç milyon insanini kaybettigi kuraklik ve açlik felaketi dikkate
    alinirsa daha net anlasilacaktir. 1897 Osmanli-Yunan savasinda Karaçi
    halkinin Istanbul'a çektigi bir telgraf metninde yer alan su ifadeler de
    kayitlardadir: "Bütün servetimiz, evlerimiz, mülklerimiz, bedenimiz ve
    ruhumuz büyük Islam hükümetinin yoluna feda olsun." (Malumat, 5 Haziran
    1897). Iste 1911 Trablusgarb Savasi sirasinda zamani donduran bir hemhal
    olma keyfiyeti. Osmanli Devleti'ne haksiz yere savas açan Italyan
    hükümetini ve mallarini boykot mitingi: "Bir kurus bile düsman cebine
    gitmemelidir." Sebilürresad bu boykotun maliyetinin Italyanlara yillik en
    az 5 milyon sterlin oldugunu not etmistir (19 Receb 1330).

    Balkan savaslarinda oluk oluk Osmanli kani aktigi zamanlarda simdi belki
    de yikintilar arasinda kalmis bir meydanda, binlerce km uzakliktaki
    kardeslerinin acisini yüreklerinde hisseden çaresiz halk bir telas
    içindedir. Osmanli için yardim sandiklari açilmis, herkes ellerinde ne
    varsa buraya yetistirmektedir. Genç kizlar çeyizliklerini, ögrenciler
    harçliklarini velhasil herkes ne imkanlari varsa 'tek Osmanli yasasin
    diyerek' buraya tasimaktadir. O topraklar o zamanlar Ingiliz
    hakimiyetindedir. Gelismeleri takip eden bir Ingiliz görevlinin kaleminden
    rapor edilen su ifadeler kelimelerin anlam sinirlarini zorladigi bir
    vakayi da kaydetmistir: "Herkes elindeki her seyi Osmanli'ya yardim için
    getirip birakiyordu. Bir ara kalabalik telaslandi, bir hareketlilik
    görüldü. Kucaginda bebek bulunan fakir bir kadin can havliyle saga sola
    kosusturuyor, 'Yok mudur bir hayirsever, Allah rizasi için bu çocugumu
    satin alsin, bedelini Osmanli'ya göndereyim.' diyordu. Herkes saskin,
    herkes perisandi. Yürekler parçalanmisti sanki. Hemderd olmanin bu
    derecesi mümkün müydü? Neyse ki bir hayir sahibi kadin adina istedigi
    meblagi yardim sandigina, çocugu da annesine birakti." (Hindistan Arsivi,
    H. Pol, Ekim 1913) Birinci Dünya Savasi yillari tam bir kader imtihani idi
    o insanlar için. Bir tarafta ülkenin hakimi Ingilizler bir taraftan
    gönüllerin hakimi Osmanlilar vardi. Binlercesi hapsedildi, bütün aydinlari
    sürgün. Gazeteleri kapatildi. Yine de yürekleri Osmanli için çarpmaya
    devam etmisti. Mevlana Muhammed Ali'nin Comrade gazetesinde yer alan
    "Türklerden bizim için de dua etmelerini bekliyoruz, zira sadece onlar
    bizim izdirabimizi ve çilemizi tahayyül edebilirler." ifadeleri belki de
    baska söze hacet birakmayan netliktedir. Ve savasin akabinde yasanan sonu
    belirsiz bir fedakarlik imtihani "hilafet ve hicret hareketleri". Ingiliz
    hükümetinin resmi tarihçisi Theodore Morison'un gözlemleri söyle:
    "Pesaver'den Argot'a bütün Müslümanlar Türkiye üzerine yogunlasmislar.
    Evlerine kapanmis kadinlar bunun için gözyasi döküyorlar... Artik baska
    hiçbir sey konusulmuyor ve düsünülmüyor."

    Vefa sirasi Osmanli'nin torunlarinda!

    Siz hiç Sevr'e karsi baska bir ülkede milyonlarca insanin bütün
    varliklarini feda edip, evlerini, yurtlarini terk ederek, yalinayak
    yollara düserek karsi çiktigini isitmis miydiniz? Pakistan da onlardan
    biriydi. Milli Mücadele'mizde kendi çaresizliklerine ragmen yemeyip
    içmeyip gönderebildikleri ianelerle bizi hiç yalniz birakmadiklari da
    hafizalarimizdadir. O günlerin halet-i ruhiyesini destansi bir sekilde
    bize aktaran bir baska kayit sahibi de sair Muhammed Ikbal'dir. Lahor'da
    binlerce kisinin katildigi bir Osmanli gündemli toplantida dudaklarindan
    su sözler dökülür: "Bu dünyadan göçmüstüm. Melekler beni rahmet ayetinin
    sahibi Hz. Peygamber'in huzuruna çikardilar. Hz. Peygamber buyurdu: 'Ey
    Hicaz bahçesinin bülbülü, senin her goncan senin terennümünün atesi ile
    isindi, senin gönlün ask sarabiyla coskundur. Senin coskunlugun Allah'a
    secde ve niyazda bulunmaktir. Dünyanin alçakligindan göklere dogru uçtugun
    zaman melekler sana yüksekligin sirrini ögrettiler. Cihan bahçesinden
    çikip bana bir koku gibi yaklastin, söyle bana ne gibi bir hediye
    getirdin.' dedi. 'Ya Muhammed (sas) varlik aleminde binlerce gül, lale
    var; ama ne renk ne de koku hepsi vefasizdir. Yalniz bir sey getirdim; bir
    sise kan ki esi yoktur cennette bile. Bu senin ümmetinin namusu,
    vicdanidir. Bu, sehid Mehmetçigin kanidir.' dedim."

    O Ikbal'in, o 'fakir kadin'in halki simdi bizden bekliyor ayni duyguyu.
    Tipki Mevlana Muhammed Ali'nin yazdigi gibi, bu aciyi en iyi biz
    hissederiz. Bu rahmet ve magfiret ayinda dualarimizda, iftar
    sofralarimizda onlarla beraber olmak vaktidir. Simdi bizim de tarihe onlar
    gibi bir kardeslik ve vefa sahifesi daha kaydetme zamanidir. Simdi Ramazan
    gibi Ramazan zamanidir.
    Back to top

    Guest







    PostPosted: Wed Oct 19, 2005 12:42 pm Post subject: Reply with quote
    Bu maqalli cuxengenler barmu, mezmunini qisqice yizip qoysanglar.
    Back to top

    Display posts from previous:

+ Reply to Thread

Posting Permissions

  • You may post new threads
  • You may post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts
  •