PDA

View Full Version : Türkiyening hakimiyet béshidiki partiyisini taqash toghrisida erz



AK Partiye
17-03-08, 05:20
AKP'YE AÇILAN KAPATMA DAVASINDA YER ALAN İDDİALAR
(Adalet we Tereqqiyat Partiyisini taqash toghrisidiki erznamida tilghanelin'ghan eyipleshler)
http://fotoanaliz.hurriyet.com.tr/GaleriDetay.aspx?cid=10606&p=1&rid=4369

AKP'YE AÇILAN KAPATMA DAVASINDA YER ALAN İDDİALAR
AKP iddianamesinde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı döneminde Sabih Kanadoğlu tarafından 2002’de AKP hakkında açılan bir kapatma davasının sonucunun henüz açıklanmadığı, yasa değişikliği ile bu davaya konu SPY’nin 104’üncü maddesindeki yaptırımın devlet yardımından yoksunluğa dönüştürüldüğü belirtildi. İddianamede laikliğe karşı modelin partinin programında değil eylem ve söylemlerinde görüldüğü kaydedildi.
Bu mahkûmiyeti nedeniyle 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununun 11 nci maddesi gereğince siyasi parti kurucusu (veya üyesi) olmasına yasal engel bulunmasına rağmen, Adalet ve Kalkınma Partisi’nde kurucu üye olmuş ve bilahare partinin genel başkanı seçilmiştir” denildi.
dawami:
http://fotoanaliz.hurriyet.com.tr/GaleriDetay.aspx?cid=10606&p=1&rid=4369
--------------Bu mesile heqqide inkaslar***************
http://www.habervaktim.com/yazar.php?id=3

*******Waqit Geziti-Vakit Gazetesi*****
Abdurrahman Dilipak
a.dilipak@vakit.com.tr

“Allah sana rahmet etmesin!?”

Bu bir savcı. öyle bir iddianame hazırladı ki, evlere şenlik.. Dünyadan öyle tepkiler alıyoruz ki, kimi akıl dışı değil, akılsızlık örneği diye yorumluyor. Kimi çılgınca buluyor.
Devletimiz de, yargı da küçük düşürüldü.
Ortaya koyduğu delillerin çoğu komik. Akıl dışı, hiçbir hukuki değeri olmayan şeyler..
Türkiye bu kadarını haketmiyor..
Biri Atatürk’e rahmetli demiş de, bunu diyen kişi Meclis Başkanı tarafından danışmanlığa getirilmiş de, bir partinin kapatılma davasının iddianamesinde bunlar yazılıyor..
Kaldı ki; o kitap daha piyasaya çıkmadan müsadere edilmiş... Olayın üzerinden 10 yıldan fazla zaman geçmiş. Davanın konusu da farklı, Atatürk’e değil Cumhurbaşkanı’na hakaret.
Bir adam, bir hukuk adamı, resmi ideolojiye aykırılığı değil, iddianın gerçek olup olmadığını sorgular.. Resmi ideoloji diye üretilen tarih yalansa, bir aydın buna karşı çıkıyorsa, bu bir hak ve görev değil mi?
Bu kişi mahkum olmuş mu, personel yasası yok mu bu ülkede, memur olmasına mani bir hal var mı, varsa niye gereği yapılmadı? Suç yoksa suçlu nasıl olur? Bir kişi bir göreve getirildi diye, yasamanın başındaki kişinin bağlı olduğu parti nasıl kapatılabilir.
Kaldı ki, Meclis Başkanı bağımsız olur. O işi yapan kişi Meclis Başkanı olduğuna göre ve parti sıfatlarından soyunduğuna göre, Meclis’i kapatın siz.. O da yetmez, “Beyaz Türkler” bu ülkede kaybolur gidersiniz, zulmedecek ahali lazım birilerine, en iyisi milleti kapatın; yeni bir millet ithal edin..
Gerçekten de genç sivillerin dedikleri gibi bu iddianameden sonra cumhuriyet hiç bu kadar tehdit altına girmedi.
Bu iddianame, AK Parti’yi suçlamak için yetmez, ama bir zihniyeti ve bizzat savcının kendisini görevden almak, mahkum etmek için yeter.
Savcı bu iddianamesi ile Türkiye’yi dünyanın gözünde küçük düşürdü. Türkiye’ye zarar verdi. Mahkemelerin adına karar verdikleri Milleti dilhun etti. Devletin anayasa ve yasaların varlık ve meşruiyet temelleri ile çelişen, toplumun, inanç, tarih, kültür ve geleneklerini aşağılayarak suç işledi.
Bu iddianame suç belgesidir.. İslam’a ve Müslümanlara saygısızlık içeriyor. Gelenek ve tarih aşağılanıyor. Hukukun temel ilkeleri, devletin, anayasa ve yasaların varlık ve meşruiyet temeli aşağılanıyor.. Onun için bu iddianame derhal hukuka saygı, millete saygı ve cumhuriyeti yüceltme adına reddedilmelidir..
Savcı Atatürk’e “Rahmetli” demeyi suç kabul etmiş. Bunu bir aşağılama ve suçlama kabul ediyor.
önce adını değiştir bay Abdurrahman. (Hani “Abdurrahman bey” diyeceğim, devrim yasalarına göre suç olacak, onun için ona onun istediği gibi söylemeliyim) Madem rahmetli demeyi, aşağılama sayıyorsunuz, size “Allah sana acımasın” mı demeliyim o zaman?.. Be adam; her Müslüman, her ölüsünün ardından “Allah rahmet etsin”, “Rahmetullahi aleyh” der. Cenaze namazı bunun içindir.. Rahmet ve Rahman aynı kökten gelir. Ve Allah (cc) adına gönderme yapar. Allah’ın isimlerinden bir isimdir. Başındaki “Abd’da “A.B.D” değil, kulluğu ifade eder, Cumhuriyetin savcısı “Allah’ın kul”u ise, nasıl laiklikten söz edebilirsiniz. Bay Abdurrahmanı Yargıtay Başsavcısı yapan Yargıtay’ı da kapatmak gerek, bu iddianamenin mantığı ile hareket edecek olursak..
Savcı şeriatı da, laikliği de bilmiyor. Mesela sorsanız; Fransa’nın, Strasbourg’un da içinde bulunduğu Alsas Loren bölgesinin laiklik uygulamasının dışında olduğunu bile bilmez herhalde.. Dini devlete sokmaktan söz ediyor etmesine de, “Hilafetin mana ve mefhum olarak Büyük Millet Meclisi’nin şahsı manevisinin içinde mündemiç olması” konusunda akıl yürütmeyecektir..
Laik bir devlette, Diyanet’in, devletin bir birimi olması, dini vakıfların laik devletin denetiminde olması, ya da “Hacı” kelimesi demek dahi suçken, laik bir devletin bir kurumunun nasıl olup da Hac yönetmeliği yayınladığı konusunda söyleyecek bir sözü yoktur. Sahi neden bunları iddianamesine eklemedi acaba? “Şık olmaz” diye herhalde..
Türkiye teknik anlamda laik bir ülke değil.. Ya resmi ideolojisini dinleştiren bir teokrasi, ya da dini kontrolü altında tutan Bizantinist bir yapıdır.. İsterseniz bakın TDK 46 sözlüğüne: Türkün dini Kemalizmdir.. Ya hu Türk ulusçuluğunun temelinde “din”; “din-i Mübini islam” yok mu? Bakın Lozan’a. Müslüman unsurlar Türk sayılmış, ancak gayrimüslim topluluklar azınlık sayılmıştır.. Başsavcının gücü yetiyorsa, Hilafet fonundan İş Bankası’na aktarılan parayı kullanan CHP’nin bu fonu yönetmesine karşı çıksın. Vakti varsa ilk Meclis’in açılışındaki dua sahnesinde arkada dalgalanan kelime-i tevhid bayrağına baksın, ilk Meclis’in açılış töreni ile ilgili gündemi bir incelesin.. Kurtuluş Savaşına anlam veren imanı, ruhu, gayeyi görsün ve iddianameyi alıp bir daha düşünsün.. Bu iddianame kimin iddiası o zaman görecektir..
Başsavcı laikliğin objesinin din ve devlet olduğunu sanıyor. Kilise ile devlet arasındaki paylaşım, işbirliği, çatışmama ilkesi olduğunun farkında değil. Laikliğin kaynağının İncil olduğunu, yani Katolik geleneğin dini bir yorumu olduğunun da farkında değil. Yani bilgi ve mantık seviyesi açısından da ilmi, hukuki ve felsefi bir değer içermiyor.. Başsavcı, kilisenin egemen bir devlet olduğunun ve kilise topraklarının, Vatikanın mülkü sayıldığının ve batıda eğitim, sağlık, finans sektöründe, media sektöründe kilisenin gücünün farkında değil gibi sanki..
Allah (cc) böyle savcıyı dünyada hiçbir millete vermesin.. Bizim çektiklerimiz, katlanmak zorunda bırakıldığımız acı gerçekler, onların bize bakarak tedbir almaları açısından başka milletler için bir ders ve baht kaynağı olsun. Herhalde bu savcı Avrupa’da olsa Avrupa’da Hıristiyan Demokrat Parti bırakmazdı! Ne mutlu Avrupalılara ki, orada böyle savcılar yok!
Bu iddianamenin reddinden önce savcının derhal görevden alınması fikri bana yabancı değil ve tabii, derhal bu iddianamesi suç belgesi olarak sunulup hakkında dava açılması gerekir..
Şemdinli savcısını görevden alanlara duyurulur!
Dün bir vatandaş Başsavcı hakkında “İstihza, alay, aşağılama, korkutma, görevi kötüye kullanma, vatandaşlık hakkının ihlali vs.” gerekçesi ile suç duyurusunda bulundu..
Bu iddianameye konu olan söz ve fiiler dolayısı ile Türkiye dünyada küçük düşmedi, ama bu iddianame ile Türkiye dünyanın gözünde küçük düşürüldü.
Arınç’a göre dava kin ve garez ürünü.
“Savcı, kendini komik duruma düşürdü” diyor, Ria Ruijten-Oomen (AP Türkiye Raportörü) ve ekliyor: “Bu, tamamıyla delilik. Ben hayatımda böyle bir şey görmedim. İnanamıyorum. Hayatımda bir devlet savcısının yapmak istediklerini icra etmek için siyaseti kullandığına şahitlik etmedim. (...) Savcılar, bu tür davalarla kendilerini komik duruma düşürüyor. Graham Watson (AP'nin Liberal Demokrat Parti Başkanı): “çok tuhaf bir hadise” diyor. Hannes Swoboda (AP üyesi, Sosyalist Grup Başkan Yardımcısı): “Şoke oldum, bu delilik” diyor.. Jan Marinus Wiersma (AP üyesi, Sosyalist Grup Başkan Yardımcısı): “Türk yargısının tarafsız olmadığının göstergesi Siyasi hayatımda böyle bir şey görmedim. Bu, tamamıyla bir savcının siyasi bir müdahalesi. Avrupa için çok rahatsız edici bir haber ve çok tuhaf. (...) Başörtüsü konusu da bir sebep olamaz, zira bu yasağı MHP ile birlikte kaldırdılar. Bu olay Türk adaletinin hâlâ tarafsız olmadığını gösteriyor” diyor. Cem özdemir’in (AP üyesi) tepkisi de %80’i sanık yapan savcıya anlamlı bir cevap: “Devlet, kendisine başka bir halk seçsin.” “Bu dava Türkiye'nin yüzde 50'sine ‘siz bu ülkenin bir parçası değilsiniz’ mesajı vermektir. (...) Türkiye, maalesef bir partiler mezarlığı” diye sürdürüyor açıklamalarını. Joost Lagendijk (AP üyesi-Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı) ise “Türkiye'nin, 21. yüzyıla uygun hakim ve savcılara ihtiyacı var. Şok içerisindeyim. Böyle bir davayı ciddiye almakta zorlanıyorum. Bir hakim nasıl böyle bir sonuca ulaşabilir, anlayabilmiş değilim. Bu 21. yüzyıla uyum sağlayamayan eski bir zihniyeti temsil ediyor. Bu her halükarda Türkiye için kötü haber. Türkiye'nin Avrupa'daki imajına darbe vuracak. Umuyorum ki, hakim hemen reddedecek davayı” diyor..
Bu dava kabul edilirse, savcıların halkın %80 için de dava açması gerek.. Camiler yetmez, okulları da, spor salonlarını da hapishane yapın.. Temerküz kampları kurun! Ey Hitler geldinse 3 kez vur!
Başardınız, “Rahman olan Allah’ın kulu!”
Kutlarım sizi, eğer maksadınız bu idi ise, değilse, özür dileyin, iddianamenizi geri çekin ve istifa edin! Selâm ve dua ile..
*************Waqit Geziti-Vakit Gazetesi***************
http://www.habervaktim.com/yazar.php?id=3
--------------------------------------------
http://www.habervaktim.com/iktibas.php?id=7
Hasan Karakaya
hasankarakaya@vakit.com.tr



AK Parti yetmez... Millet de kapatılmalı!

Bu dâvâ çok konuşuldu, çok konuşulacak... Dâvânın, "AK Parti"nin kurumsal kimliğine değil, AK Parti'ye oy veren "millet"e ve milletin "inanç"larına açıldığı söylendi... Söylenmeye devam edilecek... Bu dâvânın açıldığı "14 Mart" tarihinin bir rastlantı olmadığı, "Erdoğan Hükümeti'nin kurulduğu günün 5. yıldönümü"nde açıldığı ifade edildi, edilmeye devam edilecek!.. Bu dâvânın, "Sarıkız" ve "Ayışığı" kod adlı "darbe plânları"nın "deşifre" edilmesi üzerine açıldığı yazıldı, yazılmaya devam edilecek... Bu dâvânın "Ergenekon" adlı "terör örgütü"nün operasyonlarla "çökertilmeye" başlanmasının hemen akabinde açılmasının "çeteleri sevindirdiği" ifade edildi, edilmeye devam edilecek!.. Bu dâvânın, "27 Nisan'da yapılamayan balans ayarı"nı 14 Mart'ta yapmak için açıldığı iddia edildi, edilmeye devam edilecek!.. Bu dâvânın "tek parti dönemine özlem" duyan "zihniyet"in son kalkışması olduğu ileri sürüldü, sürülmeye devam edilecek!.. Bu dâvânın, "demokrasiye aykırı fiillerin odağı olanlar" tarafından açıldığı konuşuldu, konuşulmaya devam edilecek!..
Hasılı kelam, bu dâvâ çok konuşuldu, konuşulmaya devam edilecek... Tabiî, dâvâyı açan Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya da çok konuşuldu, konuşulmaya devam edilecek...
YALçINKAYA "SELEF"LERİNİN İZİNDE!
Bugüne kadar "sessiz ve sakin" bir profil sergileyen Abdurrahman Yalçınkaya, en nihayetinde "selef"leri gibi hareket etti ve "Türkiye'nin gündemi"ne öyle bir oturdu ki, kalkacak gibi görünmüyor!..
Kamuoyunda; Vural Savaş, Nuri Ok ve Sabih Kanadoğlu isimleri de çok telâffuz edildi... Ama, hiçbiri Abdurrahman Yalçınkaya gibi olamaz, hiçbiri onun isminin önüne geçemez!..
Vural Savaş malûm... Refah Partisi hakkında kapatma dâvâsı açarken, bu partiye oy veren insanlara "habis ur" dedi, "vampir" dedi!..
Aynı günlerde, "DSP hakkında da kapatma dâvâsı açması" gerekiyordu ama "şık olmaz" diyerek, açmadı!..
Peki, niye açmadı?..
çünkü, "DSP'ye sempati" duyuyordu... Hayalinde, "DSP'den milletvekili adayı" olmak vardı!.. Nitekim, emekliye ayrılınca, "DSP'den İzmir Milletvekili Adayı" oldu!..
Böylece, niye "şık olmaz" dediğinin esbab-ı mucibesi de anlaşılmış oldu!.. Gerçekten de, "ileride aday olmayı düşündüğü" bir parti hakkında kapatma dâvâsı açmak, hiç de "şık" olmazdı!..
Vural Savaş hakkında niye bu kadar duruyoruz?.. çünkü, Başsavcı Abdurrahman Yalçınkaya'nın "kılavuz" edindiği kişi, Vural Savaş'tır!..
Yalçınkaya'nın hazırladığı "İddianame"deki suçlamaların çoğu, "Vural Savaş'ın kitabından alıntılar"mış!..
Ne garip değil mi;
Vural Savaş da, RP hakkında kapatma dâvâsı açarken, gerekçelerini, "Marksist Faik Bulut'un kitabı"ndaki iddialara dayandırmıştı... Hem de, kitapta yazılanları, "noktasına, virgülüne" kadar aynen aktarmıştı iddianamesine!..
Şimdi de aynı yöntem!..
RP dâvâsında "Marksist Faik Bulut'u kılavuz edinen" Vural Savaş'ın yerini, şimdi de "Vural Savaş'ı kılavuz edinen" Abdurrahman Yalçınkaya almış!..
22 TEMMUZ'UN RöVANŞI MI?
Herkes, her şeyi çok konuştu, çok yazdı ama, "Yargıtay Başsavcılığı" makamına getirilen isimler üzerinde pek duran olmadı...
Vural Savaş'tan Nuri Ok'a, Sabih Kanadoğlu'ndan Abdurrahman Yalçınkaya'ya kadar, "Yargıtay Başsavcılığı"na getirilen isimlerin hemen hepsinin "millî irade ile mücadele etmeleri" bir "tesadüf"(!) müdür acaba?.. Yoksa, "derin bir plân"ın parçaları mı?..
Herhalde hatırlatmaya gerek yok;
Vural Savaş, "6 milyon oy" alan RP'ye karşı dâvâ açtı... Nuri Ok ve Sabih Kanadoğlu ise, "milletin teveccüh gösterdiği Tayyip Erdoğan'ın seçilmesini engellemek" için ellerinden geleni yaptılar!..
Dahası da var:
Eski Başsavcı Sabih Kanadoğlu, 367 gibi absürd bir rakam ortaya attı, sonra "CHP ile işbirliği"ne giderek, bu olayın Anayasa Mahkemesi'ne gitmesini sağladı...
Amaç, Abdullah Gül'ün "cumhurbaşkanı" seçilmesini engellemekti!..
Engellediler de!..
Ancak, ne oldu?.. 22 Temmuz 2007 tarihinde, "milletin önüne konulan sandıklar"a oy yağdı... AK Parti, yüzde 47 oy alıp, "yeniden ve yine tek başına" iktidara geldi!..
Milletin bu tercihi;
"Cumhuriyet kılıflı miting"lere bir cevaptı!.. "27 Nisan muhtırası"na bir cevaptı!.. "Emekli Başsavcı"ya atılan bir şamardı... "Baykal'ın CHP'si"ne bir tokattı... Ve nihayet, "Anayasa Mahkemesi"ne bir cevaptı!..
O zaman söylenmişti, şimdi söylemekte de bir sakınca yok:
"Halk bu!.. Cumhur bu!.. Millet bu!.. İşte millî irade!.. İşte milletin tercihi!.. Eğer bu iradeye karşı iseniz, eğer halkın tercihine saygınız yoksa, yapacağınız tek bir şey var: Halkı da kapatın ve uzaydan yeni bir halk ithal edin!"
Zira, eski ve yeni "Yargıtay başsavcıları"nca hedef alınan kitle, hep "dindar halk kitlesi" veya "dindar halkın temsilcileri" olmuştur!..
İnsan, merak ediyor;
"14 Mart, acaba 22 Temmuz'un bir rövanşı mıdır?"
Bu "kalkışma"da, bu "halktan intikam alma"da o kadar ileri gitmişler ve gözleri öylesine dönmüştür ki; "kendilerini tayin eden makam"da oturan bir insana, evet “Cumhurbaşkanı”na bile “5 yıl süreyle siyaset yasağı” isteme cür’etinde bulunabilmişlerdir!...
Düşünebiliyor musunuz;
“Yargıtay başsavcılarını atama” yetkisi “Cumhurbaşkanı”nındır!.. Dolayısıyla, “azletme” yani “görevden alma” yetkisi de Cumhurbaşkanı’nındır!...
İşte böyle bir Başsavcı, kalkmış “Cumhurbaşkanı’na da siyaset yasağı” istiyor!..
Bu kadarına pes doğrusu!..
İyi ki, Türkiye için “hukuk devleti” diyorlar... Ya “hukuk devleti” değil de, “Muz Cumhuriyeti” olsaydık, Allah bilir neler olurdu?!?.. “Hukuk devleti”nde “Cumhurbaşkanı”na siyaset yasağı istenebildiğine göre, “Muz Cumhuriyeti” olsaydık, herhalde “Cumhur”a siyaset yasağı istenirdi!..
Gerçi, “Cumhurbaşkanı” ile “Cumhur”a yasak istemek arasında pek de büyük bir fark yok!.. çünkü, tıpkı Cumhurbaşkanı gibi, cumhur da “laikliğe aykırı fiillerin odağı” olmakla suçlanıyor!.. Dolayısıyla, Türkiye için ha “hukuk devleti” denmiş, ha “Muz Cumhuriyeti” denmiş, hiç fark etmez!..
ERDOĞAN’IN SüNNET DüĞüNü NİYE YOK?
Dünkü “Yayın Kurulu”muzda, “kapatma süreci ve gerekçeleri”ni tartışıyorduk... Muhabir arkadaşlarımız, bir “derleme” yapmışlar...
Bunlar arasında;
“Tayyip Erdoğan’ın Aydın Doğan’a verdiği cevap” da vardı...
Demek ki, Doğan Holding’in patronu Aydın Doğan’a cevap vermek de “laikliğe aykırı”ymış!..
İşte bu “gerçek sebepler” üzerinde konuşurken, “bir gerekçe eksik kalmış” dedik;
“Başbakan Tayyip Erdoğan’ın geçmişte yaptığı konuşmaları 61 başlık altında toplayan Başsavcı, iddianamesine Erdoğan için düzenlenen sünnet düğününü de eklemeliydi!!!"
öyle ya; Başbakan Erdoğan'ın "çeşitli yerler ve geçmiş tarihlerde yaptığı laiklik ilkesine aykırı eylem ve demeçler"ini sıralayan Başsavcı, "daha da geriye" gidebilir ve meselâ "Erdoğan'ın sünnet düğünü"nde sarfedilen konuşmaları da "iddianame"sine taşıyabilirdi!..
çünkü o "sünnet düğünü" esnasında da "tekbir"ler getirildi, "Allahüekber, Allahüekber... La ilahe illallahü vallahü ekber... Allahüekber, velillahil hamd" denildi!..
Madem ki "Allah'a kul olmanın hazzını yaşayacağız" demek, madem ki "Bu millet Müslüman'dır ve Müslüman olan millet elbette kitabı Kur'an-ı Kerim'i öğrenecektir" demek "suç"tur ve böyle demek "laikliğe aykırı fiillerin odağı olmak"tır, o halde; "sünnet düğünü"nde "tekbir" getirilmesi ve "Allahüekber" denilmesi de suçtur!..
Dolayısıyla, bu "suç"(!) da iddianameye taşınmalıydı!.. Hem de, adı "Rahman'ın kulu... Allah'ın kulu" demek olan Başsavcı tarafından!!!..
Türkiye'de, maalesef "muz cumhuriyetleri"nde bile olmayacak "komiklik"ler sergileniyor!..
Bu komikliklerin "komedyen"ler tarafından değil, "hukuk adamı" sıfatlı kişiler tarafından sergilenmesi, içler acısıdır!..
Selâm, saygı ve gönül dolusu muhabbetlerimizle...
*************************************