PDA

View Full Version : Hacý Yakup Anat (1920-2001)



Mustafa Alkan
20-12-04, 09:04
HACI YAKUP ANAT (1920-2001)
-Bir Devrin Anatomisi-
Dr. Mustafa Alkan•
GÝRÝÞ: TANIDIÐIM HACI YAKUP BEY

Ben, Hacý Yakup Anat Bey’i 1997 yýlýnýn Eylül ayýnda tanýdým. Bizim fakültenin bodrum katýndaki B-2 numaralý odada bir süre sohbet ettik. Kendisi 75 yaþýný devirmiþ olmasýna raðmen daha dinç görünüyordu. Hacý Yakup Bey, daha sonra Türk Tarih Kurumu (TTK)’nda çalýþmaya baþladý. Burada, Çin kaynaklarýnda geçen Türk Tarihi ile ilgili isimleri Türkiye Türkçesi’ne çeviriyordu. TTK’da dostlarý ona “Hacý Amca” diye seslenirdi. Ben, Hacý Amca’yý tam anlamýyla burada, Türkiye’nin Sosyal ve Kültürel Tarihi Projesi (TÜSOKTAR)’nde çalýþtýðým sýrada tanýdým. Eþiyle birlikte Keçiören Belediyesi’ne ait bir kuruluþta kalýyorlardý. Ýþe kurumun servisiyle gelir ve yoðun bir þekilde çalýþmaya baþlar, saat 11.00 sýralarýnda çay molasý verir, sonra öðle yemeðine kadar aralýksýz çalýþýrdý. TTK’da öðle yemeðine beraber giderdik. Yemek boyunca da, Doðu Türkistan’ý ve Hacý Amca’nýn fýrtýnalý hayatýný konuþurduk. Yemekte, herkesin bardaðýna suyu o doldurur, yemekten sonra da duâ ederdi. Burada onunla yediðimiz yemeklerin lezzetinin bir baþka olduðunu düþünmüþümdür hep. Yemekten sonra, öðle tatili süresince TÜSOKTAR’ýn daimî görevlisi Hüseyin Önsüren ve TTK’nýn doktoru Oðuz Aran’la satranç oynarlardý. Yenilmeyi hiç sevmezdi, hatta rakiplerini hep yenerdi. Mesaî saatinin baþlamasýyla tekrar çalýþmaya koyulurdu. Mesaî saatlerine uyma zorunluluðu olmadýðý halde, çalýþma saatlerine dikkat ederdi. Çince’den çevirilerini ve özel araþtýrmalarýný Hüseyin Bey’e yazdýrýyordu. Zaman zaman da tarihçi Prof. Dr. Ýsenbike Togan ile birlikte çalýþýyorlardý. “Hacý Amca çok çalýþýyorsun” dediðimizde: “Ben hayatýmýn 31 yýlýný Çin hapishânelerinde yatarak geçirdim, þimdi çalýþmadýðým günleri telâfi ediyorum” derdi.
TTK’da çalýþýrken kurum dýþýndan, Prof. Dr. Nevzat Yalçýntaþ’ýn danýþmaný Ahmet Almaz ve Diþçi Namýk Kemal Aras’la ara sýra görüþüyorlardý. Dünyadaki Uygur teþkilâtlarýyla iliþkilerini ise, telefon veya elektronik postayla saðlýyordu.
Kaldýklarý kuruluþta yeteli alakayý gördükleri ve her türlü ihtiyaçlarý karþýlandýðý halde, Hacý Amca’nýn Türkiye’deki en büyük özlemi, eþ dostlarýný aðýrlayabileceði ve Uygur âdetlerini sergileyebilecekleri bir evinin olmamasýydý. Bu özlemlerini hafta sonlarý Yenimahalle’deki kýzýnýn evinde gideriyorlardý. Hatta bir ev alabilmek için, Harun Yahya’nýn “Darvin Teorisi” üzerine yazdýðý kitaplarý Çince’ye çevirme teklifini kabul etmiþti. Bir diðer sýkýntýsý ise, doðduðu ülkenin yâni Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaþlýðýna geçebilmekti. Bunun için bazý giriþimlerde de bulunmuþtu. Bir memurun, “Türk olup olmadýðýnýzý araþtýracaðýz”, sözü çok aðrýna gitmiþti. Oysa yýllarca Çinliler de ona, “Siz Türkiye’de doðmuþsunuz, mülteci sayýlýrsýnýz” demiþlerdi. Eðer Hacý Yakup Bey’in ömrü vefa etseydi ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaþý olabilseydi, Adalet ve Kalkýnma Partisi’nden siyasete girerek, Doðu Türkistan Meselesi’ni bütün dünyaya anlatmayý düþünüyordu.
Hacý Yakup Bey’in hemen her yerde düþündüðü ve konuþtuðu tek konu “Doðu Türkistan Meselesi”ydi. Bunu anlatabilmek için yurt içi ve dýþý davet edildiði her yere gidiyordu. Nitekim defalarca Ýstanbul, Ankara ve Kayseri’de toplantýlara katýlmýþ, bir kaç defa da Almanya’ya gitmiþti. Eðer vefat etmeseydi, ertesi gün Kayseri’de bir toplantýya katýlacaktý.
Hacý Yakup Bey’in tahammül edemediði iki þey vardý. Bunlardan birincisi, Doðu Türkistan’ýn tam baðýmsýzlýðýnýn alternatifini konuþmak, ikincisi ise, Türkçe’nin baþka dillerin istilâsýna uðramasý, yâni “dîvanda, dergâhta, bârigâhta, mecliste, meydanda Türkçe’den baþka dille” konuþulmasýydý. Vefatýndan bir önceki ay içinde, Amerika’dan yayýn yapan Uygur Radyosuna bir mülâkat vermiþti. Konu: Doðu Türkistan’ýn tam baðýmsýzlýðý meselesiydi. Mülâkattan bir gün sonra, memleketten kýzý arýyor: “Baba sen bizi hiç düþünmüyor musun?” diyor. Hacý Amca’nýn cevabý gayet net: “Kýzým ben bunlarý daha ne zaman söyleyeceðim?”. Eþinin, “Sen burada yazýyorsun derdini oradakiler çekiyor, yazma artýk” sözüne, Hacý Yakup Bey’in; “Barýn’da, Ýli’de ve ülkenin her yerinde ölüp zulüm görenler bizim oðullarýmýz deðil mi? Evlatlarýmýz da bunlara dayansýnlar, istemiyorlarsa beni reddedebilirler” cevabýný, ancak bir dava adamý söyleyebilirdi . Hacý Yakup Bey’i çileden çýkaran ikinci mesele ise, Türk dili ve tarihi konusunda yapýlan hata veya kasýtlardýr. Özellikle, Uygur gençleri arasýnda Çince’nin yaygýnlaþmasý, onun uykusunu kaçýrýyordu. Adeta, “Türk Milleti, Çin milletinin sözü tatlý, ipek kumaþý yumuþak imiþ. Tatlý sözle, yumuþak ipek kumaþla aldatýp uzak milleti öylece yaklaþtýrýrmýþ…Türk milleti öleceksin..” der gibi, “Eðer bir millet dilini kaybederse, her þeyini kaybeder” ilkesine tam inanmýþtýr. Þu olay onun Türkçe konusundaki hassasiyetini göstermesi bakýmýndan dikkat çekicidir. Hacý Yakup Bey bir televizyon programýnda, þiir üstadý Yavuz Bülent Bakiler’in Tanrý Daðý’ný “Tiyen-þan” olarak adlandýrdýðýna rastlar. Hemen Bakiler’e bir mektup yazarak, bu hatanýn düzeltilmesini ister. Bakiler de; “Tanrý Daðlarý konusundaki itirazýnýzda tamamen haklýsýnýz. Ben o þiiri 30 yýl önce yazmýþtým ve cehaletim yüzünden Tanrý Daðlarýndan ‘Tiyen-þan’ diye bahsettim. Çünkü benim o gençlik yýllarýmda bizzat Doðu Türkistan’dan Türkiye’ye hicret eden bazý Uygurlar Tanrý Daðlarýndan Tiyen-þan daðlarý diye bahsediyorlardý. Ama Allah þahidimdir ki, kitabýmýn yeni baskýsýnda o Çince ifadeyi kaldýrýp yerine Türkçesini koymuþtum..Dikkatinize çok teþekkür ederim…” þeklinde cevabî bir mektup göndermiþtir .
Hacý Bey’in 1949 yýlýnda Doðu Türkistan’dan Türkiye’ye göç etmekten vazgeçmesinde etkili olan hem talebesi hem de bir dönem dava arkadaþý olan Þair Abdürrehim Ötkür’ün 1989 yýlýnda yazdýðý; “M.Ö. birinci yüzyýlda Þinjiang'ýn adý 'Batý Diyarý' (Þi-yü) idi. Bir kaç on yýldýr burasý ‘Doðu Türkistan’ veya ‘Çinî Türkistan’ gibi tâbirlerle anýlmaya baþladýðý, buradaki baðýmsýzlýk yanlýsý hareketlerin baþarýsýzlýða mahkum olduðu” ana fikirli, “Sözde ‘Doðu Türkistan’ Gerçekte Ne Ýfade Eder?” baþlýklý ýsmarlama yazýsýna, akademik bir usul ve millî bir dille cevap vermiþtir.
Ülkesinde sokakta yürürken ‘Üç Efendi’nin arkadaþý Hacý Yakup Bey geçiyor’ diye gösterilen Merhûm Hacý Bey’i dinleyip de, onun mücadelelerinden etkilenmemek imkânsýzdýr. Bir gün, Türkiye’de yeterince tanýnmamaktan þikâyet ediyordu, “Hacý Amca hâtýralarýný kýsaca yaz, bir dergide yayýnlayalým” dedim. Bir kaç gün sonra, Osmanlý ve bugünkü Türk harfleri ile yazýlmýþ 14 sayfalýk hayat hikayesini elime tutuþturdu. Bu hadiseden bir kaç gün sonra, yâni 5 Kasým 2001 tarihinde, önsözünde kendisinden de bahsedilen, Mehmed Emin Buðra’nýn “Doðu Türkistan Tarihi” adlý kitabýný bana, “Kardeþim Mustafa Alkan Bey’e takdim” yazýsý ve Hacý Yakup Yusufî Anat imzasýyla, sanki bir yere gidecekmiþ ve bir daha görüþemeyecekmiþiz gibi, aceleyle hediye etti. 9 Kasým 2001 tarihinde akþam, kaldýðý kuruluþta bir kalp kriziyle vefat etti. Böylece, “doðduðu ülkede ölme” arzusu da gerçekleþmiþti. Þimdi, Cebeci Asrî mezarlýðýnda “Üç Efendi”den Mehmed Emin Buðra Bey ile yan yana yatmaktadýr. Ruhu þad olsun.
Aslýnda, Hacý Yakup Bey’in hâtýralarýný, damadý Soner Yalçýn Bey önce, “www. uyghuramerican.org” adlý internet sitesinde, daha sonra da; “Hacý Yakup Anat: Hayatým ve Mücadelem” (Ankara 2003: Özkan Matbaacýlýk) adýyla yayýnlanmýþtý . Ancak biz de, hem vefa borcumuzu ödeyelim, hem de onun þahsýnda “Doðu Türkistan (Uygur) Meselesi”ni, yeni okuyuculara ulaþtýralým istedik. Ýþte kendi kalemine göre, Hacý Yakup Anat’ýn fýrtýnalý hayatý kýsaca þöyleydi:

KENDÝ KALEMÝNDEN HACI YAKUP BEY

Babam Hacý Yusuf , annem Fatma Hacý, Doðu Türkistanlý Uygur Türkü bir ailenin çocuðuyum. 15 Mart 1920’de Türkiye’nin Bursa Þehri’ne baðlý Orhangazi Ýlçesinin Çukurbostan Mahallesinde dünyaya gelmiþim.
Babam Birinci Cihan Harbi’nden önce hac ziyareti için Özbekistan-Rusya yoluyla (Odesa-Ýstanbul) Türkiye’ye gelmiþ, hacdan sonra da Ýstanbul’da kalmýþtýr. Çarkçýlýk mesleðiyle hayatýný sürdürür, akþamlarý da Türkistanlýlara ait olan bir tekkede kalýrmýþ. Her þey gayet iyi giderken, Cihan Savaþý patlak vermiþ. Enver Paþa’nýn emriyle ülkede bulunan yabancý uyruklu erkekler de silah altýna çaðrýlmýþ. Babamýn kaldýðý tekkenin þeyhi bir gün:
“Oðlum Hacý Yusuf! Bugün buraya subaylar geldi. Ordumuza asker yazýyorlardý, seni de asker yazdýrdýk: Doðu Türkistanlýlar da savaþa katýlýyor” demiþ. Babam da:
Ben de bir Uygur Türküyüm. Kardeþlerinin yanýnda severek savaþýrým. Ne zaman isterlerse hazýrým demiþ.
Asya devletlerinden gelenler bir tabur yapýlýp askerî eðitime alýnmýþ. Kýsa süren tâlimin ardýn da, Halep’in Kut el-Emare (Kut’ül-Emare) Cephesinde Ýngilizlerle savaþmaya baþlamýþlar. Çok þiddetli çarpýþmalara girilmiþ ve burada Ýngiliz kuvvetlerini maðlup etmiþler. Babam, Müslüman Araplarýn bu bölgede kendilerini saldýrdýklarýndan sýk sýk bahsederdi . Babam Çin uyruklu olduðu için, Çin vatandaþlarýndan oluþturulan gönüllü askerî birlikte çalýþmýþ ve onlara tercümanlýk yapmýþtýr. Ýþte burada babam, kendisi gibi, gönüllü olarak savaþa katýlan annemin ailesiyle tanýþmýþtýr.
Annem ise, 1890 yýlýnda Çin’deki Boksörler (Boxer) harekâtýna katýlmýþ savaþçý bir ailenin kýzýdýr. Boksörler Harekâtý baþarýsýz olunca, ailece can güvenlikleri için Malezya’ya (Hindunizya) kaçmýþlar. Annemler, Malezya’da bir süre kaldýktan sonra önce Hindistan’a, sonra oradan da Londra’ya, iki yýl burada kaldýktan sonra Paris’e geçmiþler. Daha sonra da, Ýtalya ve Yunanistan’da bir kaç ay kalýp Makedonya’ya gelmiþler. Buradan da, Türk-Yunan Savaþý’nýn etkisiyle, Türkiye’ye göçerek, Ýstanbul’a yerleþmiþlerdir. Annem, iyi bir terzi ve kaðýt gülçisi olarak, Osmanlý ordusuna askerî elbise diken bir fabrikada çalýþmaya baþlamýþ, fabrikada 40 terziye kumaþ kesimi yaparmýþ.
Babam iki yýl aralýksýz savaþtýktan sonra anlaþma oluyor (Mondros Mütarekesi) ve Ýstanbul’a dönüyor. Annemle tanýþýyor ve kýsa bir süre sonra da evlenmeye karar veriyorlar. Sultanahmet Camii imamýnýn kýydýðý nikahla annem Fatma ile babam Hacý Yusuf evlenirler. Bu evlilik o dönemin Ýstanbul’un gazetelerinin birinde fotoðraflarýyla birlikte yayýnlanmýþ. Evlendikten sonra, Babam yine çarkçýlýða, annem ise, terziliðe devam ediyor .
Çok geçmeden bir gün babam, Ýstanbul caddelerinden birinden geçerken duvarda: Birinci Dünya Savaþý’nda “orduda savaþmýþ yabancý uyruklu kiþilere Türk uyruðuna geçmek koþuluyla ev ve arazi verilecek” diye bir ilan görüyor. Aile istiþâreden hemen sonra Türk vatandaþlýðýna müracaat edip, Bursa’nýn Orhangazi Ýlçesi Çukur Bostan Mahallesi’nde; 3000 tuptan (kök) fazla zeytin aðacý bulunan, üç katlý ahþap bir eve yerleþiyorlar. Birkaç yýl aradan sonra, Bursa’da bir veba salgýný baþ göstermiþ, bu hastalýktan yirmi gün içerinde üç aðabeyim vefat etmiþtir. Babamla annem Bursa’yý terk ederek Ýstanbul’a gitmiþler. Salgýn hastalýk geçtikten sonra tekrar Bursa’ya dönmüþler. Burada, 1920 yýlýnýn 15 Mart’ýnda ben dünyaya gelmiþim. Babam ile annem Bursa’da iyi çalýþýp biraz zenginleþmiþ; ben beþ-altý yaþlarýndayken, babam bizi hacca götürdü. Hacdan sonra akrabalarýný ziyaret maksadýyla Rusya arkalý (üzerinden) Doðu Türkistan’a gittik. Biz oradayken, Doðu Türkistan’da “Kumul Ýnkýlâbý” oldu. Bu inkýlâbýn neticesinde Rus ordusu Doðu Türkistan’a girdi. Doðu Türkistan fiîlen Çarlýk Rusya’sýnýn siyasî nüfuzu altýna düþtü. Ruslar Türkiye’yi ve Türkleri hiç sevmiyorlardý. Bundan korkan babam Türkiye pasaportlarýmýzý ateþe verdi. Nüfus sayýmý olduðunda da ailemiz Çin vatandaþlýðýna geçmek zorunda kaldý.
1933’te Doðu Türkistan’da kurulan Doðu Türkistan Ýslâm Cumhuriyeti döneminde yeni maarif inkiþâf etti. (Ben), ilkokuldan sonra, 1933 yýlýnda Aksu’da kurulan Birinci San (Sayý) Darü’l-muallimîn’de okudum. Mezun olduktan sonra, Üçturfan Ýlçesi Satuk Buðrahan Ýlkokulu’na öðretmen oldum. 1936 yýlýnda Aksu’ya geldim; Aksu Vilayeti, Genç Kalem Yürüþ Cemiyeti’ne baþkan olup, Aksu Uçuri gazetesini çýkardým. 1937 yýlý baþlarýnda baþkent Ürümçi’ye gelip, 7-ilkokula öðretmen ve Merkezî Uygur Medeniyet Akartýþ Uyuþmasý’na (Uygur Medeniyetini Yükseltme Merkezi Cemiyeti) yardýmcý baþkatip oldum. 1938 yýlýnda Maliye Kadirler Mektebi’ne girdim; mezûn olduktan sonra hizmet kabul etmeden Siyasi Kadirler Mektebi’ne girdim, bir sene okuduktan sonra 1940 yýlýnda mezûn oldum. Ayný okula öðretmen oldum. 1941 yýlýnda da Hoten Þincan Gazetesi’ne müdür ve baþ muharrir oldum. Bu yýlýn sonunda hapishaneye düþtüm. 1942 yýlýnda baþkent Ürümçi’ye getirildim. 4 numaralý siyasî hapishanede yattým. Orada Çince öðrendim. 1943 yýlýnda hapishanede oluþturulan “kitap tercüme gurubuna” girdim. Burada derslerde okutulacak olan kitaplarýn tercümesiyle uðraþtým.
1943 yýlý Doðu Türkistan, Milliyetçi Çin yönetimine geçtiði için, Rusya’da yayýnlanan kitaplar toplatýlarak “hapse atýldý”. Fakat Türkiye ve Çar Rusyasý döneminde Tataristan’da yayýnlanýp Doðu Türkistan’a gelen, “hapse atýlan” kitaplar serbest býrakýldý. Bu kitaplarý çýkarma hizmetine iþtirâk dolayýsýyla 300 den fazla kitabý çaldým. Bunlarýn içinde: Zulmetten Nur’a, Hurûfattan Hakikat’e, Türk Dili Ýçin, Haftalýk Mecmûa, çeþitli tarih kitaplarý, Tataristan’da yayýnlanan Þûra Mecmuasý. Bu tarih ve edebiyat kitaplarý arasýnda milliyetçiliði ve Türkçülüðü tarðýp (teþvik) eden kitaplar vardý. Demek ki, bu beþ yýllýk ilk hapis hayatým öncelikle benim Çince öðreniþime, sonra da materyalist felsefeci Hacý Yakup’u milliyetçi, Türkçü Hacý Yakup’a çevirmiþti. Kendimi milliyetçi ve Türkçü olarak yetiþtirmeme neden oldu.
Bu olaylar 1944 yýllarýnda geçmiþtir. Doðu Türkistan’ýn Rusya ile sýnýrdaþ olan Ðulca (Ýli) vilayetinde bir ‘millî inkýlâp’ olup, Doðu Türkistan Cumhuriyeti kuruldu. Ðulca Ýnkýlâbý ilk dönemlerinde millî bir inkýlâp özelliðini taþýsa da, sonradan Ýnkýlâbýn altýnda (gerisinde) baþkalarýnýn elinin (parmaðýnýn) varlýðý bilinmiþtir. Ýnkýlâp çok geçmeden “sözde ilericilerin” eline geçti. Ýnkýlâbýn gittikçe gerisindeki “Rus kokusu” güçlendi. Cumhuriyet “ikinci dom” denilen “Ýkinci Evde” çalýþan Rus müþâvirler grubu tarafýndan, Satkýn (satýlmýþ) Seyfüddin Azizi, Burhan Þehidî gibi hâin kuklalar eliyle idare edildi.
Bu günlerde Almatý, Taþkent gibi yerlerde yayýnlanan Þark Hakikatý, Kazak Ýli gibi mecmualar, ‘milliyetçilik terðibatý yürgüzerlerdi’ (teþvikâtý yaparlardý). Ch’ung Ch’ing’de yayýnlanan Altay mecmuasý milliyetçilik ve Türkçülük teþvikâtý yapan bir baþka dergiydi.
Ýkinci Cihan Harbî son yýllarýnda, yani 1945 yýlýnýn baþlarýnda hapisten boþadým (çýktým). Ðulca’da millî Ýnkýlâp patlamýþtý. Doðu Türkistan’da milliyetçilik pek güçlenmiþti. 1955 yýlýnda Merkezî Uygur Medeni Akartýþ Uyuþmasý (Cemiyetinin) seçimi olmuþ, ben de yardýmcý baþkalýða (baþkan yardýmcýlýðýna) seçildim. Uyuþma maarif, kültür, san’at iþlerine mes’ul bir teþkilât olup, bütün vakýflar uyuþmanýn elindeydi. 1946 yýlýnda Üç Vilâyet Ýnkýlapçýlarý ile Çin Hükümeti arasýnda baþlanan barýþ sohbeti (görüþmeliri) münasebetiyle Ðulca’dan Ahmet Can Kasimî, Rahimcan Sabýr Haci, Abdulhayr Töre’ler; Çin hükümeti tarafýndan Chang Çhih Chung, Mesud Sabri, Muhammed Emin Buðra, Ýsa Yusuf Alptekin ve Yolbars beyler geldiler.
Bu dönemde Doðu Türkistan gençleri ikiye ayrýlmýþlardý. Biri “Üç Efendiyi” esas alan Türkçü-Milliyetçiler. Tabiî benim gözkaraþ (görüþüm) ve fikrî cihetim, Türkçü-Milliyetçiler tarafýnda idi.
1946 yýlýnda Türkiye’de okumak maksadýyla Nankin’e (Güney Baþkent- Milliyetçi Çin zamanýnda baþkent idi) geldim. Türkiye Büyük Elçisi Ahmed Hulûsi (Fuat Takay) Bey, Muammer Hamdi Dömbel, Necdet Özmen (Ýstanbul’da hayattadýr) ve Muhaddere Hanýmla görüþtüm. Okuma meselem tez (hemen) hâl olmadýðý için, Merkez Üniversitesi’nde öðretmen oldum. Bir taraftan da samî (derslere dýþarýdan dinleyici olarak katýlan özel öðrenci statüsünde) olarak okudum.
1947 yýlýnda Çin’de Anayasayý tasdik etme kurultayý açýldý. Çin’in ilk anayasasýný Uygur Türkçe’sine çevirdim. Bana çok kalem hakký (emeðimin karþýlýðýný) verdiler. Ben de matbaacýlýða baþlayarak, “Tanrý Dað Yayýnevini” kurdum. Ben müdür ve baþmuharrir, Abdullah Timen yardýmcý müdür ve yardýmcý baþ muharrir oldu. Tanrý Dað Resimli Mecmuâsý, Edebiyat, Gençler Bilgisi,.., adlarýnda mecmuâlar ve kitaplar, risâleler yayýnladýk. Tanrý Dað Yayýnevi o dönemde Türkçülük, Milliyetçilik küreþlerini (güreþlerini=mücâdelesini) yapan milliyetçi, cengâver bir yayýneviydi. 1947 yýlýnda Merkez Üniversitesi Profesörler Heyetinin tasdikiyle “Yardýmcý Doçentlik” unvanýna hak kazandým. Çin’de ilk defa ilmî unvan alan Uygur Türk’ü olmuþtum.
1948’de Birinci Halk Kurultayý’na Doðu Türkistan’dan milletvekili seçildim ve kurultay daîmi konseyinin heyet üyesi oldum. Kurultayda “Þincan” adýný Çinî Türkistan olarak deðiþtirdik. Çinî Türkistan’a halk göçürülemez; demiryolu kurulamaz, kurulursa doðudan batýya deðil, Altay’dan (kuzey) Hoten’e kurulsun…, gibi maddeleri karara baðlattýrmýþtýk. Doðu Türkistan’ý üçe bölüþ projesine karþý çýkarak bu kararý geçirmedik.
Yine 1948 yýlýnýn Ekim ayýnda Muhammed Emin Buðra, Ýsa Yusuf Alptekin Efendiler bir parti kuruþ, toplantýsýna beni de çaðýrdýlar. Nankin’den Ürümçi’ye çýktým (geldim). Hazýrlýk toplantýsýnda kurulacak olan partinin nizâmnâmesini, teþkil programýný yazma grubu kuruldu. Beni grup baþçýlýðýna (baþkanlýðýna) getirdiler. Grup Polat Kadirî, Ýbrahim Mutî, Abdürrehim Ötkür ve benden oluþuyordu. Bir ay çalýþýp, bu nizâmnâme ve programlarý yazýp çýktýk (bitirdik); müzâkere cereyânýnda (sýrasýnda) kayýtlarda bir kereye mahsus düzeltme kararlaþtýrýldý.
Bu arada ben babamý ziyaret maksadýyla Aksu’ya gittim; Üç-dört ay kadar orada kaldým. Bu vakitte Ürümçi’de hükümet deðiþmiþ; Masud Efendim ve Ýsa Efendiler iktidardan düþürülüp, Rusperest (Rusya yanlýsý) Burhan Þehidî reis, milliyetçilerden de Muhammed Emin Buðra Bey yeni hükümetin yardýmcý reisi oldu. Burhan Þehidî’nin hükümet reisi oluþuyla ilk iþi Türkçü-Milliyetçilerden Polat Kadirî ve Abdürrehim Ötkür Beyleri gazete idaresinin müdür ve baþ muharrirliðinden azletti. Gezithâneye (gazetenin idare heyetine) Rusperestlerden Uþur Ali’yi tayinledi (atadý). Buna milliyetçiler karþý çýktý. Muhammed Emin Beð hükümetin yardýmcý reisi sýfatýyla Uþur Ali’yi azletti. Hükümette uyumsuzluk (huzursuzluk) oldu. Sonradan beni aday görsettiler (gösterdiler). Üç taraf; -Burhan Þehidî, Milliyetçiler ve Çinliler- beni kabul etti. Beni Aksu’dan çaðýrttýlar. Geldim. Rusperest (Rus yanlýsý) Burhan Þehidî’nin kabinesinde bakan derecesiyle eþ deðer dereceli olan, maaþý da hayli yüksek gazete müdürlüðünü kabul etmedim. Aksine maaþý yok, hâlis çalýþan Altay Yayýnevi’nin (Ýsa Yusuf Alptekin’in) yardýmcý müdürü olarak çalýþtým. Komünistler döneminde -26 yýl boyunca- hapiste bu hizmetimin hesabýný verdim. Hiç piþmaným yok (piþman deðilim). Ben doðrusunu yapmýþtým, doðrusunu seçmiþtim (doðru yolu seçmiþtim). Bunun sonucudur ki, Doðu Türkistan milliyetçilerinin isimliðinde (anýlýrken) benim adým, “Üç Efendi”den sonra dile getirilmektedir. Tarihimden þeref duyuyorum.
O günlerde, Taþkent ve Almatý’daki Rusperestler Moskova’nýn buyruðu ile Doðu Türkistan Milliyetçilerine karþý ot (ateþ) açtý. Onlarýn; Ýmperiyalizmin reaksiyon siyaseti için Uygur Tarihi sahte kýlýnmasýn! konulu ilk makaleleri ilan kýlýndý. Radyo ve gazeteler arkalý (onlara karþý) cevaplar verildi. Ýkinci makaleleri çýktý; yine ayný yoldan cevaplarýný aldýlar. Üçüncü makalelerinin konusu; “Uygurlar Türk deðildir!” idi. Onlara þöyle bir cevap verildi: “Uygurlar Türk olmasa, niçin Kaþgarlý Mahmud divanýný Divanü Uygurî, Karlukî, Yaðmaî, Çiðilî,…demeden “Divanü Lügat-it-Türk” dedi. Böyle bir sual sorduk. Onlar cevap veremediler; sustular. Biz de, her halde konu anlaþýlmýþtýr, diye durduk. Onlar yine hücum etmeseydi, biz bir þey demezdik. Rast (doðrusunu) söylersek o günlerin koþullarýnda Ruslarýn komutasýndaki güçlere karþý çýkmak çok haterli (tehlikeli) bir iþti. Çünkü bizim karþýmýzda Rusya’daki Rusperest matbuâttan baþka, “Üç Vilayet”teki Çinliler de, bizim muhâtabýmýzdý. Düþmanýn köpeytiþni (düþmaný çoðaltmak) istemezdik. Rusya’dan korkardýk. Çünkü o zamanlar genç olsam da, hayatýmda üç kez Rus ordusunun Doðu Türkistan’a girdiðini, her girdiðinde de milliyetçi aydýnlarýmýzý kurþuna dizdiklerinin þahidiyim. Binlerce aydýnýmýz-milliyetçilerimiz Rus ordusunun, Rus çaþýtlarýnýn elinde kýymetli hayatlarýndan ayrýlmýþtý.
Çinlilerin vaziyeti, Doðu Türkistan’ýn vaziyeti çok ciddi idi. Rusperestler güçlenirken, milliyetçiler zayýflaþmaktaydý. O günlerde ben milletvekiliydim. Koalisyon hükümeti beni Maarip (f) Bakaný, ya da Aksu valisi yapmak istedi. Kabul etmedim.
Yine o günlerde, Üç Efendiler bir ziyafet tertiplediler. Ziyafet sonunda, liderlerimizden Muhammed Emin Buðra Bey ile Ýsa Yusuf Alptekin Beyler aldime (karþýma) geldiler. Elleri göðüslerindeydi. Buðra Bey bana hitaben:
-Oðlum! Hacý Yakup Efendi! Cenâbý Allah, bu milletin hizmetine yalnýz bizi (mi) mesûl etti mi? Þimdi millet tehlike arifesindedir. Hazýr bazý arkadaþlarýmýz kendilerini bir kenara almaktalar. Ýþitsek siz hükümetten gösterilen bir kaç hizmeti kabul etmemiþsiniz. Saçlarýnýzý düþürüp râhip (keþiþ) gibi, olmuþsunuz! Ticarete hazýrlanýyormuþsunuz! Altay Neþriyâtý size muhtaç, gelin safýmýza katýlýn! Gerçek mücadelede bize hizmet verin!..., dedi.
Devrimizin iki büyük insaný, liderlerimiz, ben (im) gibi bin gencin önünde elleri göðüslerinde, cevabýma bakýp dursalar (cevabýmý bekliyorlardý), ben ne derdim (diyebilirdim)? Kalbimdeki coþan millî iman ve vicdan beni seslendirdi. “Efendilerim! Kabul, bin kere kabul! Hizmetlerindeyim!” diye cevap verdim. Ziyafet ehli beni alkýþladýlar. Masud Efendim de geldi, efendi(leri)m sýrasýyla beni alnýmdan öptü. Ben de onlarýn elini öptüm. Hayatýmýn bu dakikalarý hiç bir zaman hatýrýmdan çýkmaz. Çünkü, “hizmetlerindeyim”, bu bir söz beni Komünistler Döneminde 26 yýl mahkumiyetime sebep oldu. Baþým gitse de armaným yok (bu benim seçtiðim yol) idi.
Ben bu 31 yýllýk hapis hayatýmýn bedeline (karþýlýk), þerefli bir kelime “-Milliyetçi-Türkçü” lâkabýný kazandým. Cenâbý Allah, bu adla hayatýmý ahýrlaþtýrsýn (sona erdirsin). Kýyamette, Merhûm Üç Efendimin ruhu önünde yüzük ak olarak varsýn. Bu benim son armanýmdýr (isteðimdir).
Doðu Türkistan milliyetçilerinin yayýn organý ve her þeyi olan Altay Neþriyâtý’nýn birinci yardýmcýlýðýna tayinlendim (atandým). Müdür Ýsa Efendim idi. Altay Neþriyâtý tarafýndan çýkarýlan Erk Gazetesi çift-günlük (haftanýn çift günlerinde yayýmlanan bir) gazeteye çevirdik. 1949 yýlý Nisan’ýndan sonra Erk Gazetesi’nin tirajý 75 000 oldu. Hükümetin çýkardýðý Þincan Gazetesi’nin tirajý 5 000 kadardý. Aylýk dergimiz Altay ayda bir çýkarmak duruldu. Bundan baþka özel kitaplar, risâleler çýkarýlýrdý.
1949 yýlý Ürümçi’de Rusperestlerle olan mücadele çok ciddi (çetin) olmuþtu. Biz yalnýz Doðu Türkistan Rusperestleriyle deðil, Rusya’daki “o kukla” Rusperestlerin (burada Komünist-Bolþevik anlamýnda kullanýlmýþtýr) Üçüncü Enternasyonal buyruðuyla yaptýklarý her bir hareketlerine karþý karþýya idik. Günde 12-13 saat kadar çalýþýrdýk. Çünkü durumumuz bunu gerektiyordu. Çalýþmasak olmazdý.
1949 yýlýnýn Aðustos aylarýnda benim tarafýmdan Uygurca’ya çevrilen Beyaz Zarflý Kitab’ý Erk Geziti (gazetesi)’nde yayýnladýk. Durum ciddileþti. Çin komünistleri Doðu Türkistan’ý istilâ edecekti. Millet hâinleri (millete hýyânet eden) Burhan Þehidi, Seyfüddin Azizi ve baþkalarý, “Millî Ordumuzu” susturup, Çin komünistlerinin istilâsýný “azatlýk” diye kabul etmiþlerdi.
Açýlan (yapýlan) yýðýnýmýzda (toplantýmýzda) vataný zorunlu olarak terk etme kararý alýndý. Ben seper (sefer) müdürü seçildim. Ciddî feyyarlik baþlandý. 1949 yýlýnýn 15 Eylül günü birinci türkümde (kâfile) arkadaþlarla bir arabada yola çýktýk. 17 Eylül’de Buðra Bey, 20 Eylül’de Ýsa Bey yola çýktý. Hepimiz Kuça’da birleþtik. Aksu’ya geldik. Efendilerim Kaþgar’a gitti. Ben, Üçturpan’daki Abdürrehim Ötkür Bey’i bekledim. Ötkür geldi, yola çýktýk. 25 Eylül’de Kaþgar’a geldik. Biz geldiðimizde Efendilerim Karðalýð’a gitmiþ. Biz Kaþgar’daki iþlerimizi bitirip, Ekim’in ortalarýnda Karðalýð’a gelerek “Üç Efendi”mle görüþtük. (Burada) hazýrlýklarý bitirip yola çýktýk. Sýnýrda bazý olaylar oldu. Kafileden 13 kiþi geri dönmek zorunda kaldýk . Geldiðimizde (geri dönüþümüzde) bizleri hemen hapishanelere attýlar. Bizim tek suçumuz vardý, o da fikrî suç idi.
(Doðu Türkistan’daki) Komünistler-Millî Rusperestler, bizi Türkçü-Milliyetçi-Ýslâmcý yapmak istiyorlardý (olarak ithâm ediyorlardý). Biz de, bu adlarý tümden suçumuz olarak kabul ettik. 26 yýllýk hapis hayatýndan sonra, 1976’da serbest býrakýldým. 1979 yýllarýnda Kutadgu Bilig’in Uygurca’ya çeviri iþini bana yaptýrtmak için çaðýrttýlar. Gelip bir zaman Kutadgu Bilig grubunda çalýþtým. Sonra Þincang Üniversitesi Dil Fakültesi’ne yerleþtim. On sene kadar orada çalýþtýktan sonra doçentlik makamýndan emekliye ayrýldým. Hizmet cereyanýnda ders verdim. Vilâyetlerde binlerce kiþinin iþtirâk ettiði panellerde tarih konularýnda konferanslar verdim.
Konferanslarda söylediðim hak (doðru) sözler, ilmî karaþlarým (görüþlerim) Çinlilerin hoþuna gitmedi. Yine beni sorgulamaya aldýlar. Hatta tekrar hapse atýlmam meselesi gündeme geldi. Böyle bir vaziyet karþýsýnda 11 çocuk (ikisi daha sonra vefat etti), 35 torun ve 17 torunumun çocuklarýný, sýcak mekânýmý (aile yuvamý), dost-burderlerimi (arkadaþ, eþ dostumu) býrakýp, güçlükle bulduðum 3000 dolar karþýlýðý bir pasaport elde ederek, Pekin üzerinden çeþitli yollarý izleyerek Türkiye’ye geldim.
Allah’a çok þükürler olsun ki, Türkiye’de yaþlanan bir vaktimde (bu yaþlý yaþýma raðmen) fikren hür, huzur ve emin bir hayat yaþamaktayým. Zaman zaman geçmiþin hareketli günlerini, geride býraktýðým çoluk-çocuðumu ve eþ-dostlarýmý özlesem de manevî yönden hiç bir sýkýntým yok. Seksen bir yaþýmda olmama bakmadan, çalýþmaya devam ediyorum. Allah’ýn bana biçtiði ömür süresince de çalýþmaya devam edeceðim.
Son söz olarak diyorum ki, Türk ve Müslüman olarak doðdum. Öyle yaþadým ve öleceðim .
“Türk Bolðanlýðým Üçün Nime Digen bahtlýk men!” .

SONUÇ: KÝÞÝLÝÐÝ VE ESERLERÝ
Aslen Uygur Türkü bir ailenin oðlu olan Hacý Yakup Anat, Türkiye’de doðmuþ, 81 yýllýk hayatýnýn 67 yýlýný asýl vataný olan Doðu Türkistan’da geçirmiþ, âhir ömrünü ise, yine Türkiye’de tamamlamýþ bir dava adamýdýr. Bu 67 yýlýn 31 yýlýný özgürlüðünden mahrum Çin hapishane ve kamplarýnda, 36 yýlýný da talebe, öðretmen, basýn mensubu, mebûs, doçent-öðretim üyesi ve yazar olarak geçirmiþtir. Bu dönemin büyük bir kýsmý da rejimin takip ve gözetimindedir.
Doðu Türkistan'da, 1940'lý yýllarda; Üç Efendi, Milliyetçi, Pan-Türkist ve Pan-Ýslâmist olarak adlandýrýlan siyasî akýmlar doðmuþtu. Hacý Yakup Bey kendini “Üç Efendici”; Türkçü-Milliyetçi olarak nitelemektedir. Kendi ifadesiyle onun “hayatýnýn 60 yýlý Uygur Milliyetçiliði mücadelesi içinde” geçmiþtir.
Hacý Yakup Bey’in fýrtýnalý hayatý “Hayatým ve Mücadelem” adlý bir kitapta toplanmýþtýr. Türkiye’ye geldiði 1996 yýlýndan sonra yazdýðý makaleleri: “Doðu Türkistan’da Milliyetçilik Hareketleri -Makaleler-” adýyla yayýnlanmýþtýr . “Doðu Türkistan Ezeldenberi Kimin?” adlý kitabý ise, yayýna hazýrlanmaktadýr . Türk Tarih Kurumu’nda yürütülen bir proje kapsamýnda, Çin kaynaklarýnda geçen Türkçe isimlerin Türkiye Türkçesi’ne çevirisi, bu kurumun salâhiyetindedir. Hacý Yakup Bey, bu çalýþmalarýnýn dýþýnda, Hoca Ahmed Yesevî Üniversitesi’nden yapýlan bir teklif üzerine, Çinli Tarihçi Wei Liang - Tao’nun araþtýrmasý, “Karahanlýlar Sülâlesi Tarihi Araþtýrmalarý” adlý kitabý, Türkiye Türkçesi’ne çevirmeye baþlamýþtý. O daha sonra, kitabý kýsmî çeviriye dönüþtürerek, buradaki bilgileri Türkiye’deki kaynaklarla karþýlaþtýrarak, yeniden bir “Karahanlý Tarihi” yazmaya karar verdi. Hacý Yakup Bey, Wei Liang Tao’nun araþtýrmasýný, Türkiye Türkçesi’ne çevirip, Türkiye’deki kaynaklarla tahlil, tenkit ve tefsir aþamasýna geldiði sýrada vefat etmiþtir. Hacý Bey vefat ettiðine göre, iþte bu süreçte, Karahanlýlar uzmaný bir tarihçisinin bu ham bilgileri gözden geçirmesi gerekirdi. Ancak bu yapýlmadan söz konusu bilgiler, Ahmet Almaz tarafýndan, baþýna bir takdim yazýsý ve önsöz konularak, “Karahanlýlar Tarihi” adýyla bir kitap olarak, Müellif Doç. Dr. Hacý Yakup Anat ve Ahmet Almaz adýna, Oku Yayýnlarý arasýnda yayýnlandý. Bu kitap, þimdiki haliyle, ülkesinde ciddî bir fikir adamý olarak tanýnan, Hacý Yakup Bey’in adýna zarar verecek niteliktedir. Bizce, kitabýn ikinci baskýsýnda söz konusu eksikliklerin giderilmesi zarureti vardýr.
Netice olarak, 1940’lý yýllardan 2000’li yýllara uzanan süreçte, Doðu Türkistan Davasý’nýn içinde bulunan Hacý Yakup Bey; idealist, mücadeleci ve ilkelerine ve arkadaþlarýna sadýk bir dava adamýdýr. Ýstiklâl mücadelesi veren bütün toplumlarýn aydýnlarýnda görülen, ihanet, iftira ve tefrikalara karþý ise, öfkelidir. O’nun bu yönü, Türkiye’de iken yazdýðý makalelerine de yansýmýþtýr. Esaret altýnda baðýmsýzlýk mücadelesi veren bir aydýn olarak Hacý Yakup Anat Bey’in dava adamlýðý, fikir adamlýðýndan daha ileride görünmektedir.

ahmet almaz
15-02-05, 09:53
KARAHANLILAR TARÝHÝ
Prof. Dr. Nevzat Yalçýntaþ
Ýatanbul Milletvekli
(Avrupa Günenlik ve Ýþbirliði Teþkilat)AGÝT Baþkan Yardýmcýsý

Günümüzde, Birleþmiþ Milletler Teþkilatýna üye olan ve bu kuruluþun New York’taki merkez binasýnýn önünde dalgalanan ülke bayraklarýnýn sayýsý 200’e yaklaþmaktadýr. Teþkilatýn, 2. Dünya Harbi sonundaki kuruluþunda kurucu ülke sayýsýný 50’li rakamlarla ifade ediliyordu. O günden bugüne geçen yarým asýrlýk dönemde bazý topluluklar istiklallerini ilan ederek, bazýlarý ise bölünerek bu müstakil devletler sayýsýný 200 seviyesine ulaþtýrdý. Bu rakamýn önümüzdeki yýllarda daha da artmasý beklenebilir.
B.M Teþkilatýný meydana getiren devletlerin bugün ulaþtýðý bu sayýya bakarak kökleri tarihin derinliklerine ulaþan ve millet olma sürecini uzun asýrlar boyunca yaþamýþ olan milletlerin bu kadar fazla olduðu düþüncesine sahip olmak þüphesiz yanýltýcý olacaktýr. kýsa ve fakat saðlýklý bir tarih incelemesi çok açýk bir þekilde ortaya koyacaktýr ki derin tarihi kökleri olan, uzun asýrlar içinde devamlýlýk gösteren, insanlýða zengin kültür, san’at, medeniyet mirasý kazandýrmýþ bulunup günümüze kadar varlýðýný korumuþ milletlerin sayýsý, yukarda zikredilmiþ olan rakama göre fevkalâde azdýr ve belki de iki elin parmaklarý kadardýr. Bunlardan baþlangýçta ve hemen ilk olanlarýný Çinliler, Türkler, Hintliler, Araplar, Ýranlý, Mýsýrlý; Yunanlý millet ve kavimleri olarak sayabiliriz. Bu liste bir miktar daha uzatýlabilir ve fakat yine de mahdut sayýda kalacaktýr.
Ýþte Türkler, insanlýk tarihini belirgin olarak meydana getiren bu çok az sayýdaki milletler arasýnda seçkin yerini almaktadýr. Tarihte derin küller ve izler býrakmýþ diðer milletler ile birlikte Türklerin tarihini bilmeden insanlýk tarihini görebilmek, idrak edebilmek mümkün deðildir. Türkler, insanlýk tarihinde bu kadar etkin olmuþlar ve tayin edici roller oynamýþlardýr.
Türkler, pek az millete nasip olan böyle bir niteliðe sahip olmuþlar ve ýrklarýnýn adeta deðiþmez bir özelliði olan teþkilatçý vasýflarý ile devamlý “devlet”ler kurarak, onlarýn çatýsý altýnda yaþamýþlardýr. Gerçekten de Türklerin tarih boyunca hep bir araya gelerek teþkilatlandýklarý, çok sayýda devlet kurarak varlýklarýný sürdürdükleri, yýkýlan bir Türk devletinin arkasýndan bir diðerinin tarih sahnesine çýktýðý görülmektedir. Bu devletlerin sayýsýný kat’iye yakýn bir þekilde tesbit etmek daha uzun ve tarihin derin bir þekilde incelenmesini gerektirmektedir. Bu gün için tarihçilerimiz bu Türk devletlerinin en belirgin olarak 16’sýný zikretmektedirler. Bu sayý Türkiye’de Cumhurbaþkanlýðý forsunda 16 yýldýz ve 16 dev avize olarak sembolize edilmektedir. Tekrar iþaret edelim ki bu sadece sembol deðeri olan bir
rakamdýr. Þüphesiz ki tarih içindeki Türk devletlerinin sayýsý bunun çok üstündedir.
Þurasý da maalesef acý bir hakikattir ki bu Türk devletlerinin her biri hakkýnda okurlarýn kolayca ulaþýp tatmin edici bilgilere sahip olabilecekleri müstakil incelemeler, yayýnlar yok denebilecek hacimdedir. Bu büyük ihmali ve önemli boþluðu doldurmak maksadýyla deðerli kültür ve devlet adamý Hasan Celal Güzel’in son yýllarda bize ve bütün ilim dünyasýna kazandýrdýðý tarih eserlerini burada zikretmek þüphesiz ki bir þükran borcudur.
Ýþte elinizdeki bu “Karahanlýlar Tarihi” eseri de kendi alanýndaki bu önemli boþluðu doldurucu nitelikte, deðerli bir tarih incelemesidir. Bu eserin kendisine has bir çok özellikleri mevcuttur. Bu özelliklerin en önemlisi de kýymetli tarihçi Dr. Hacý Yakup’un Çince kaynaklara baþvurmuþ olmasýdýr. Türk tarihini konu alan bir çok eserde bu noksanlýk vardý ve müellifleri genelde Arap kaynaklarý ile modern batý dillerinde yazýlmýþ bilgilere müracaatla yetinmektedirler. Yazar Hacý Yakup Anat’ýn Çince’ye vukufiyeti bu esere ilave bir derinlik ve deðer kazandýrmýþtýr.
Bu eser þüphesiz uzun yýllar süren bir birikimin ve çalýþmanýn ürünüdür. O’nun manevi arkadaþý deðerli genç araþtýrmacý sayýn Ahmet Almaz’ý hep onunla birlikte gördüm. Esasen tanýþmamýza vesile olan da odur. Sayýn Almaz bu eserin hazýrlanmasýnda ve okurlarýna ulaþmasýnda çaba harcamýþtýr. Kendine teþekkür borçluyuz ve kendi araþtýrmalarýnýn ürünü olan eserlerine tek tek sahip olmaktayýz. Bunlarýn devam etmesi en içten duamýzdýr.
Dr. Hacý Yakup Anat’ý tanýmak ve kýsa bir süre de olsa beraber olmak þerefine erdim. Onun çilekeþ varlýðý hayat boyu yaþadýðý zulüm ve baskýlara daha fazla dayanamadý ve nihayet 2001 yýlýnda O’nu ebedi mekanýna yolcu ettik. O tam anlamý ile bir müslüman Türk alimi idi. Kendini milletin hizmetine adamýþ idi. Bu vasfý ve ilmi, ona aðýra mal edildi ve çok acý çektirildi. Kabri nur olsun. Ýnanýyorum ki onun temiz ruhu ebedi istiratgâhý olan Cennet-i Alâ’da kendi gibi göçmüþ yüce atalarýmýzla birliktedir. Eseri ona hep sevap ve rahmet getirecektir. Türk tarih hazinesi yeni ve deðerli bir eser kazanmýþtýr.
Niþantaþý-Ýstanbul
Ocak 2003

malta
15-02-05, 20:14
Bu nimiqa til, bu kaysi Turk kabilisining tili?