PDA

View Full Version : İklil Kurban ve Hezeyanları



Ömer Kul
02-02-15, 07:20
İklil Kurban ve Hezeyanları

Ömer KUL∗

İklil Kurban adlı bir zat yayınlamış olduğu “İsa Beg Kimdir?” başlıklı yalan-dolan ve iftira dolu yazısında merhum İsa Yusuf Alptekin’i bir “vatan haini” olarak damgalamaya çalışmıştır. İklil Kurban daha önceleri de bu tür yazılar yazmış fakat bugüne kadar onun bu tarz hakaretlerine cevap veren kimse çıkmamıştı. Bu durum bana merhum İsa Yusuf Alptekin’in sıkça kullandığını duyduğum; “Bir kişi bana küfretmekle kendi gönlünü hoş tutuyorsa, bu da benim o insana bir iyiliğim sayılır” sözünü hatırlattı . Lakin İklil Kurban, herhalde kendisine cevap verilmemesini bir acizlik olarak telakki etmiş olacak ki son yazısını da yazma cüretini göstermiştir. Son 10 yılını Doğu Türkistan üzerine çalışmalarla geçiren, dahası bu konuda doktora yapmış bir akademisyen olarak İklil Kurban’ın kişisel duygularını, gerçek bir vatanperver insanın aziz hatırasını yerle bir etme gayretine gönlümün daha fazla rıza gösteremeyeceği kanaati ile bu yazıyı kaleme alma ihtiyacı hissettim. Bir nevi “İsa Beg Kimdir?” yazısı bardağı taşıran son damla olmuştur. Daha fazla sessiz kalmanın “haksızlıklar karşısında susan dilsiz şeytandır” sözü mucibince insanî bir duruş ve ahde vefa, zannedersem İklil Kurban’da bunların hiçbirisi yoktur, olmayacağı kanaatindeyim.

İklil Kurban’ın, herne kadar Allah inancı olmadığını kendisi hatıratında ifade etse de , “Müslüman mı” “ateist mi” yoksa bir “mürtet mi” olduğu belli değildir. Eğer kendisini bir “Müslüman” olarak telakki etmiş olsaydı, bundan 17 yıl önce Hakk’ın rahmetine kavuşan ve kendisini savunamayacak bir kişiye bu kadar ağır hakaret yağdırmanın bir günah olduğunu da bilmesi gerekirdi.

İklil Kurban söz konusu yazının giriş bölümünde;

“… Türkiye’deki Doğu Türkistan’a özgü bilgisizlik ortamından, araştırma geleneği olmayan yerel-dinsel zihniyetten de yararlanıp, kendisini Doğu Türkistan’ın lideri ve Çin’e karşı bağımsızlık savaşçısı bir kahraman olarak tanıtır… ” diyor.
İklil Kurban, bu sözleriyle sadece İsa Yusuf Alptekin’i değil, aynı zamanda Türkiye ve Doğu Türkistan’daki bütün Müslüman-Türkleri de birer “cahil” olarak tanımlayıp topyekün herkese hakaret etme cüretini göstermiştir. Doğrudur, Çinlililer Doğu Türkistan Türklerini cahil bırakmak için ellerinden gelen her türlü yola başvurmuş, aydınlarını ortadan kaldırmış ve gençlerin yetişmesini engellemiştir. Ama son 60 yılda eğitim görme fırsatını yakalayabilen Doğu Türkistanlı gençlerden, başta Türkiye olmak üzere, Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa’nın farklı ülkeleri, Japonya ve Avustralya gibi memleketlerde çok sayıda akademisyen yetişmiştir. Bunlar Doğu Türkistan davasının bayraktarları olarak çalışmalarını sürdürmektedirler. Bu kişiler günümüzde Doğu Türkistan davasını dünya kamuoyuna tanıtmak, yapılan zulüm ve haksızlıkları dünya kamuoyunda kabul ettirmek için örgütlenerek canla başla mücadele vermektedirler. Anavatan Doğu Türkistan’daki gençler ise Doğu Türkistan davasını canları pahasına savunmaya çalışmaktadır. Türkiye’de yetişen Prof. Dr. Alimcan İnayet , Doç. Dr. Erkin Ekrem ve Yrd. Doç. Dr. Erkin Emet gibi değerli bilim adamları bunların birkaçıdır. İklil Kurban bu değerli akademisyenleri de “Çin’e bağlı, çıkar sağlayan insanlar” olarak damgalamaktadır. Zikredilen kişilerin Doğu Türkistan’da doğmuş olmaları ve oradan gelmeleri “Çin’e bağlı ve çıkar sağlayan insanlar” olarak suçlanmalarına sebep gösterilmiştir. Bu mantığa göre, Doğu Türkistan’da doğup, sonradan Türkiye’ye gelen her Doğu Türkistanlı Çin’e bağlı, çıkarcı insandır. Yine bu mantığa göre İklil Kurban, Doğu Türkistan’da doğduysa, bu suçlama kendisi için de geçerlidir. Anlaşılıyor ki, bu zat mantıksal düşünceden yoksun, ne dediğinin farkında olmayan birisidir.

İklil Kurban, ülkemizdeki milliyetçi ve maneviyatçı çevreyi ise “araştırma geleneği olmayan yerel-dinsel zihniyet ” olarak aşağılamaktadır. Hâlbuki bu milliyetçi ve maneviyatçı çevre son 60 yıldır Doğu Türkistan davasının Türkiye ve dünyadaki tutan eli, yürüyen ayağı olmuş ve bununla da gurur duymuştur, dahası duymaya da devam edecektir.

Müellif yazısının devamında merhum İsa Yusuf Alptekin’i “kendisini Doğu Türkistan’ın lideri ve Çin’e karşı bağımsızlık savaşçısı bir kahraman olarak tanıttığını ” iddia etmektedir. İsa Yusuf Alptekin’in Doğu Türkistan’ın lideri olduğu doğrudur. Lakin bunu İsa Yusuf Alptekin’in lanse ettiği ise bir iftiradır. Tarihten ve tarihçilikten bî-haber olan birisinden farklı bir şey beklemek olsa olsa “kabul olmayacak duaya âmin demek” deyimi ile izah edilebilir. İklil Kurban’ın bilmediği veya bilip de kullanmak istemediği hakikat ise şudur: 1 Eylül 1954 tarihinde dış ülkelerde yaşayan Doğu Türkistanlıların temsilcilerinin katılımıyla Suudi Arabistan’ın Hicaz şehrinde düzenlenen I. Doğu Türkistan Kurultayı’nda; “Biz Hicaz Kurultayı’na katılan delegeler, yurdumuzdaki 8 milyon ve dış ülkelerdeki 10 bin Doğu Türkistanlı namından Mehmet Emin Buğra ile İsa Yusuf Alptekin’i millî liderlerimiz olarak seçtik” şeklinde bir karar alınmıştır . Alınan bu karara rağmen merhum İsa Yusuf Alptekin’in kendisini “Doğu Türkistan lideri veya kahramanı” olarak lanse ettiğine dair bir kayıt mevcut değildir . Bu iddianın aksine İsa Yusuf Alptekin’in kendisini her zaman “men milletning çakiriyim” yani “ben milletin hâdimiyim” şeklinde ifade ettiğini yazdıklarında görmek mümkündür. Aslında İsa Yusuf Alptekin; “ben liderim” demekle lider olunamayacağını, hakiki liderlerin her asırda bir çıktığını, Doğu Türkistan halkının başına gelen felaketlerin çoğunun liderlik kavgasından kaynaklandığını ve bu nedenle kendisini her zaman “milletin bir hadimi” olarak tanımlamayı tercih ettiğini” ifade edegelmiştir.

İklil Kurban merhum İsa Yusuf Alptekin’i “kendisine Alptekin takma adını almakla ” itham etmektedir. İklil Kurban’ın Türkiye’de bir soyadı kanununun olduğunu bilmeyecek kadar cahil olmadığı kanaatindeyim. Doğu Türkistan’da çoğu zaman baba adının soyadı olarak kullanıldığını da kendileri pekâlâ biliyordur. Hâlbuki İsa Bey, 1940’lı yıllarda Nankin’deyken “Alptekin” soyadını kullanmıştır . Dahası bu durum “Alptekin” soyadını İsa Bey’in Türk vatandaşı olduktan sonra almadığını da ortaya koymaktadır. Ne gariptir ki İklil Kurban’ın nazarında bu da bir suçtur. Bakınız İklil Kurban makale ve hatıratında ne diyor: “Düşman karşısında -savaş alanında bulunmamış olmasına rağmen- savaş alanında doğmuş bir alp gibi görünüm sergiler” . Bre cahil bilmezmisin ki savaş meydanına çıkan herkes kahraman olamaz. Buna karşın dünya tarihinde savaş meydanına çıkmadan, bir ok dahi atmadan kahraman olmuş kişiler de vardır. Mesela “üzerinde güneş batmayan imparatorluk olarak” tarih kitaplarında yer alan koskoca İngiliz İmparatorluğunu Hindistan’da dize getiren Mahatma Gandi adını ve kahramanlıklarını hiç duymadın mı? Veya Güney Afrika Cumhuriyeti’nde ömrünün 30 yılını hapiste yatarak bir ok dahi atmadan, ırkçı hâkimiyetini deviren Nelson Mandela adı tanıdık gelmiyor mu? Şunu da ilave etmek gerekir ki, Türkiye’de Özbek olmadığı halde “Özbek”, Uygur olmadığı halde “Uygur” soyadını alan, savaş meydanına çıkmadan “Kahraman” veya “Yiğit” gibi ad ve soyadı alan pek çok insan vardır. “Alptekin” ismini soyad olarak almak için merhum İsa Yusuf Alptekin’in illaki savaş meydanına çıkması mı gerekirdi? Bu durumu izah edebilecek en sade anlatım olsa olsa İklil Kurban’ın maksadını “öküzün altında buzağı aramak” tabiriyle ifade edilebiliriz. Ona göre ahlak, fazilet veya erdem yoktur. Bir insanı karalamak ve hakaret etmek için her türlü yol mübahtır. Bu kin, nefret ve husumetini anlamak ise zordur .

Yazar makalesinde; “milliyetçi Çin’in İsa Beg’e verdiği görev-makam ne idi? ” sorusunu sorarak, bunun cevabını da tarihî gerçekleri saptırarak şöyle izah etmektedir:

“… Doğu Türkistan’da özgürlük-bağımsızlık düşün ve eylemleri yükselince Çin, İsa Beg’i bu eylemlere karşı kullanmak amacıyla başkentine götürüp milletvekili koltuğuna oturtur…”.

İklil Kurban’ın bilmediği veya bilip de işine gelmediği için kullanamadığı tarihi gerçek ise şudur. İsa Bey’i Merkezî Çin’de milletvekili koltuğuna oturtan Çinliler değil, o dönemde Çin’de yasayan onbinlerce Doğu Türkistanlıdır. Türkiye’de tıp tahsilini tamamlayarak o dönemlerde Çin’in başkenti olan Nankin’de bulunan Dr. Mesut Sabri Baykozi, Abdülkadir Samani ve İsmail Bey gibi aydınların başını çektiği grup İsa Bey’i Milliyetçi Çin Parlamentosu’na girmesi için teşvik etmiştir. Aynı zamanda bu aydınlar, İsa Bey’in Milliyetçi Çin Parlamentosu’na seçilebilmesi için o dönemlerde Çin Parlamento Reisi olan Dr. Sun Yat Sen’in oğlu Dr. Sunku başta olmak üzere, Milliyetçi Çin Parlamentosu’nda milletvekili olan Çin’deki azınlık halkları temsilcileriyle temasa geçmişlerdi. Zikrettiğimiz bu şahısların desteğini alan İsa Bey ise Çin Parlamentosu’na milletvekili olarak seçilmiştir . Tarihi gerçek budur ve bu olay Doğu Türkistanlıların hür iradesi ile gerçekleşmiştir. Şayet bu durum bir insanı karalamak için geçerli bir sebep ise, aynı durum Sultan Galiyev, Haydar Aliyev, Nazarbayev ve İslam Kerimov için de geçerlidir. Hâlbuki bu zat Sultan Galiye’i kahraman görmekte, göklere çıkarmaktadır. Şunun bilinmesi gerekir ki, bir insan dönemin reel-politik koşullarında düşmanın merkezinde bulunup kendi milleti ve vatanı için son derece faydalı, büyük hizmetler verebileceği gibi, hür dünyada yaşayıp fitne-fesat üreterek kendi milleti ve vatanına büyük zararlar da verebilir. İklil Kurban ikinci duruma tipik bir örnektir.
İklil Kurban yazısına devamla;

“… İsa Beg bu makamının gereği Uygurlara yönelik, ‘Sincang Çin’in Bölünmez Bir Parçasıdır’ iddiasının propagandasını yapar…” diyor.

İklil Kurban’ın iddia ettiği gibi “Xin-jiang Çin’in bölünmez bir parçasıdır” propagandasını yapan İsa Bey değil, İklil Kurban’ın annesi gibi bir Tatar Türkü olan ****** Şehidi’dir. Konumuz etnik ayrımcılık yapmakla ilgili olmadığından ****** Şehidi’nin Tatar asıllı olmasına takılı kalmayacağız. Çünkü hayatında eleştirmekten başka işe yaramayan, çalıştığı her kurumdaki mesai arkadaşlara ağır eleştiriler yapan İklil Kurban, Tatar ileri gelenlerine de hakaret etmekten geri durmamıştır . Doğu Türkistan’ın Çin’in bölünmez bir parçası olduğunu iddia eden ****** Şehidi kitabında şunları yazmaktadır :

“… 1947 yılında Şincan Enstitüsü’ne müdür olan Mehmet Emin Hazret, talebelerine Şincan’ın 10 bin yıldan beri Türk mekânı olduğunu ileri sürmüştür. Onun fikrine göre Şincan sadece Türk soyundan olan insanların vatanıdır. Bu iddia tarihi gerçekleri saptırmaktan başka bir şey değildir. Çünkü Şincan 2000 yıldan beri bir Çin toprağıdır. Bu nedenle Şincan Çin milleti başta olmak üzere bu ülkede yaşamakta olan 13 millete aittir…

Burha Şehidi dahası Doğu Türkistan’ın bağımsızlığına şiddetle karşı çıkan bir şahıstır. Hatıratında şöyle yazar:
Şerkiy Türkistan devletini kurma işi planlanırken, ben Altay’da idim. Bazı arkadaşlarımın bu işe karışmasından endişe ediyordum. 1933 yılında Ma Cunyin Urumçi’ye saldırmadan önce, Kerimhan’ın Hocaniyaz’ı temsilen Urumçi’ye geldiğini öğrendim. Altay’dan ona mektup yazarak ‘Şincan bağımsızlık gibi yanlış bir yola girerse olmaz. Bağımsızlık emperyalistlerin suikastıdır. Siz Hindistan, Kore ve Çin’in kuzey bölgelerindeki duruma bir bakın, oralardaki halk nasıl yaşıyor, eğer emperyalistlere dayanarak “bağımsız” olacağız derseniz, Şincan halkı emperyalistlerin demir pençesi altında kalacaktır…”.
En basit ifadesiyle ****** Şehidi’nin benimsediği ideiolojiyi İsa Bey’e mal etmek gerçekleri saptırmaktır.
İsa Bey’le bir ömür kader birliği yapan devlet adamı, tarihçi, yazar ve bir mücahit olan merhum Mehmet Emin Buğra Bey, 1952 yılında İstanbul’da yayınladığı Doğu Türkistan Tarihi, Coğrafyası ve Şimdiki Durumu adlı eserinde İsa Bey’in Çin’deki faaliyetleriyle ilgili olarak şunları yazmaktadır :

“… 1951 ’den beri merkezî Çin’de Doğu Türkistan milliyetçilerinden İsa Alptekin, kalemi ve siyasi kabiliyeti ile mücadele sahnesine atılmış bulunmakta idi. Alptekin, Doğu Türkistan’da olan Çin mezalimini ve oradaki ahalinin millî emellerini Çin hükümet makamlarına anlatmak ve Çin halkı arasında Doğu Türkistan halkına taraftar kazanmak gibi iyi neticeli faaliyetlerde bulunmuştu. Alptekin, Nankin’de ilk olarak Çin’de ‘Türkistan Avazı’ mecmuasını neşretti. Bu mecmua, hükümet tarafından kapatıldıktan sonra ‘Tiyanşan’ mecmuasını neşretti. O da kapatıldıktan sonra ‘Uruş Haberi’ isminde bir mecmua neşretti. Ondan sonra Chungchin’de ‘Altay’ mecmuasını neşretmeye başladı. 1934-35 yıllarında Doğu Türkistan milliyetçilerinden Mesut Sabri ve Abdulkadir Samaniler Çin’e giderek Alptekin’in hareketine katıldılar. Doğu Türkistan’ı hakkıyla temsil eden bu milliyetçiler Çin’de Doğu Türkistan siyaseti için çok faydalı ve modern bir cereyan yarattılar…”

İklil Kurban yazısında devamla;

“… Yıl 1933, Kaşgar’da Şarki Türkistan Cumhuriyeti kurulunca Çin, İsa Beg’i Orta Doğu ülkelerine gönderip, bu cumhuriyetlere karşı, bu cumhuriyetin lideri olan Mahmut Muhiti’ye karşı propaganda aracı olarak kullanır…” iddiasını ortaya atmaktadır.
İklil Kurban’ın iddia ettiği gibi İsa Bey, Ortadoğu ülkelerine Çin hükümeti tarafından değil, o dönemlerde Merkezi Ankara’da bulunan “Cemiyet-i Akvam Müzaheret Kurumu” teşkilatının Çin’deki şubesi tarafından gönderilmiştir. Söz konusu teşkilatın Türkiye’deki başkanı da Prof. Ahmet Şükrü Esmer idi. Çin’deki başkanı ise Dr. Cu Can-va idi. Söz konusu teşkilatın İsa Bey’i seçmesinin sebebi de muhtemelen Müslüman-Türk olmasından ileri gelmekteydi. Seyahatin maksadı ise, İklil Kurban’ın iddia ettiği gibi, “Mahmut Muhiti'ye karşı propaganda” değil, “Cemiyet-i Akvam Müzaheret Teşkilatı”na yardım eden Müslüman ülkelere bizzat teşekkür etmekten ibaret idi. Aslında Çin hükümeti, Japonlarla işbirliği yapmasından korktuğu için İsa Bey’in dış ülkelere gitmesine şiddetle karşıydı. Çünkü o sıralarda Japon istihbarat subayları dış ülkelerde yaşayan Batı ve Doğu Türkistanlı bazı liderlerle temas halindeydi. Bu meyanda Japonlar, Mahmut Muhiti ile de temas kurmuştur. Mahmut Muhiti Japonlarla işbirliği yapmak suretiyle Doğu Türkistan’ı Çin’den kurtarabileceğine inanmıştır . Mahmut Muhiti ile temas kuran Japon istihbarat subaylarından biri de daha sonra İslamiyet’i kabul edip Abdülkerim Saito adını alan bir zattır. Bu kişiyi 1969 yılında Tokyo’da ziyaret etme fırsatını bulan Erkin Alptekin’e Saito; “Siyasi nedenlerle konuyla ilgili olarak hatıralarını yazamadığını” ifade etmiştir. Doğu Türkistan ile ilgili bazı hatıralarını ise Erkin Alptekin’e teferruatlı olarak anlatmıştır. Bununla birlikte Abdülkerim Saito, bilahare Tokyo’da kurulan “Japon İslam Merkezi”nin de başkanlığını yapmıştır. Neticede “Cemiyet-i Akvam Müzaheret Teşkilatı”nın başkanlarının ısrarı üzerine Çin hükümeti İsa Bey’in dış ülkelere çıkmasına izin vermek zorunda kalmıştır.

Nitekim İsa Bey, Kasım 1938 tarihinde Hindistan’ın Bombay şehrine geldikten sonra, o sırada hastanede yatmakta olan Mahmut Muhiti’yi ziyaret etmiş, kendisiyle görüşmüş ve fikir teatisinde bulunmuştur. Mahmut Muhiti de İsa Bey’e Sovyetler Birliği ve Çin’in Doğu Türkistan’daki mezalimi hakkında bilgiler vermiştir. Bu sohbette Mahmut Muhiti yakın bir adamı olan Emin Damolla’nın kendi bilgisi dışında Yaş Türkistan dergisine “Mahmut Muhiti, İsa Bey’e karşı ” şeklinde mektup yazdığını, bu duruma son derece üzüldüğünü, aslında böyle bir şeyin olmadığını ifade ederek İsa Bey’den özür dilemiştir. Mahmut Muhiti, Sati Niyaz adındaki diğer yakın bir adamının ise altınlarını çalıp kaçtığını, şayet imkânı varsa o adamı bulmasına yardımcı olmasını İsa Bey’den rica etmiştir. Bunun üzerine İsa Bey, Bombay valisiyle temasa geçerek, Sati Niyaz’ı yakalatmış ve çalınan altınları Mahmut Muhiti'ye iade ettirmiştir. İsa Bey, Çin’e döndükten sonra Japonlarla savaş halinde olan Hindistan’daki İngiliz yönetiminin, çeşitli vesilelerle Japonlarla temas kuran Mahmut Muhiti’yi tutuklamış olduğunu duymuştur. Bunun üzerine İsa Bey, Çin’deki İngiliz elçiliğiyle irtibata geçerek Mahmut Muhiti’nin serbest bırakılması konusunda çaba sarf etmiştir. Kendisine bir mektup yazarak yardıma ihtiyacı olup-olmadığını da sormuştur. Mahmut Muhiti, İsa Bey’e 12 Ocak 1939 tarihli bir teşekkür mektubu yazarak, gösterdiği bu kadirşinaslığı için şükranlarını bildirmiştir . Mahmut Muhiti hapisten çıktıktan sonra Japonya’ya gitmiş, 1944 yılında Japon işgali altındaki Pekin’e geçmiş ve orada geçirdiği bir beyin kanaması neticesinde vefat etmiştir . Olaylar İklil Kurban’ın iddia ettiği şekilde değil, aynen yukarıda izah edildiği şekilde cereyan etmiştir.

İklil Kurban gerçek dışı iddialarına devamla şunları yazmaktadır:
“… Yıl 1944, Gulca’da Şarkî Türkistan Cumhuriyeti kurulunca Çin yine, İsa Beg’i Urumçi’ye gönderir ve hükümet sekreteri yapar, İsa Beg bu makamın gereği, yeni kurulan cumhuriyete karşı, bu cumhuriyetin lideri Ahmet Can Kasimi’ye karşı Çin yanlısı propaganda öncülüğünü üstlenir. İşte bu sebeple İsa Beg’i, Türkistan istiklalcileri, Bir Çinci ve hatta ‘bir numaralı vatan hainidir’ diye tanımlamıştır… ” diyor.

İklil Kurban’ın Doğu Türkistan tarihini bilmeyenlere bile bu masalı yutturması hayalden öteye gitmez kanaatindeyim. Bununla birlikte dönemin olaylarını teferruatlı bir şekilde incelemiş bir akademisyen olarak sadece bu paragraftaki maddi hataları belirtmekle iktifa etmek istiyorum. Bir defa İsa Bey, 1945 yılında, o da binbir müşkilatla, Doğu Türkistan’a dönebilmiştir. Ayrıca, İsa Bey’in 2 Ocak 1946 tarihli anlaşma ile kurulan Eyalet hükümetindeki vazifesi sadece Hükümet üyeliğidir. Alptekin’in Hükümet Genel sekreteri olması ise 1947 yılında gerçekleşmiştir. Dahası 12 Kasım 1944 tarihinde Gulca’da ilan edilen hükümetin lideri Ahmetcan Kasimi değil Alihan Töre Saguni’dir .

Yazarın bu iddiasının tamamen iftira olduğunu göstermek için 1930-1940’lı yıllarında Doğu Türkistan’da yaşanan olayların canlı şahidi olan merhum Hacı Yakup Anat’ın 2005’te Ankara’da yayınlanan Doğu Türkistan’da Milliyetçilik Hareketi adlı eserine bir göz atmak yeterli olacaktır. Merhum Hacı Yakup Anat eserinde şunları yazmaktadır :

“1930-1940’lı yıllarda Doğu Türkistan’da Çinciler, Rusperestler ve Milliyetçiler olarak üç grup mücadele içerisindeydiler.

a) Çinperestler:
Çin askerlerinin himayesinde vatanı devamlı Çin’in hâkimiyeti altında kalmasını isteyen idealsiz, satılmış, millî münafıklardı. Bunlar Doğu Türkistan’ı Şı cyang (Batı bölge), Dun cyang (Doğu bölge) ve Nan cyang (Güney bölge)lardan ibaret 3 eyalete bölmek istiyorlardı. Hatta bu tasarıyı 1948 yılı Nankin’de açılmış 1. Halk Kurultayı’na teklif olarak getirmişlerdi. Milliyetçi vekillerin karşı çabaları neticesinde tasarı kurultaydan geçmedi. Bunların tipik temsilcileri: ****** Şehidî, Kasım Kurbanî, Nasir Bek, Seyid Ahmed Hoca, Na dey chao (Nasır), Turap Bek, Supibek Haci, Pasar Bek, Nur Bek, Tohti Alem Ahun, Yolbasberk gibi insanlardı.

b) Rusperestler:
Kızıl Rus emperyalistlerinin temsilcileriydi. Amaçları vatanı Rusya’ya bağlamak olan güçlü bir akımın savunucularıydı. Almatı’da çıkarılıp, Doğu Türkistan’a gizlice gönderilen Şark Hakikati Mecmuası o dönemin yukarı teknolojisinden istifade ederek basılmış, Rusperestlerin güçlü propaganda aletiydi. Bu mecmuada Uygur’ların Türk oldukları inkâr edilerdi… Bunların tipik örnekleri Seyfuddin Azizî, Abdülkerim *****uf, Abdukerimhan Mahdum, Zahir Savdanof, gene Rusya’dan Doğu Türkistan’a gizlice sokulan casus Kasım Efendi, General İshakbek başlarında olmak üzere Rusya’da tahsil gören Rusperestler, Almatı ve Taşkent’lerde Vatanoğlu Mansur, Şair Çsti, Y. Şirvanî ve başkaları olup, Doğu Türkistan fikir hayatda en güçlü siyasi bir kuvvet idi. Çünkü bunların arkasında süper Stalin Rusyası vardı.

c) Milliyetçiler:
Üç Efendi başçılığındaki milliyetçilerdi. Bunlar vatanı Çin esareti ve Rus baskısından kurtarmayı maksat edinen, birinci merhalede Yüksek Millî Muhtariyet statüsünü kazanıp, uygun ortam oluşunca istiklalini alacak bir Doğu Türkistan düşlüyorlardı. Aynı zamanda Rusya nüfuzu altına girmeye karşı mücadele veren güçlerdi. Milliyetçilerin, Rusperestler gibi güçlü siyasi, askeri destekçisi olamasa da, milletin manevî gücüne, millî duygusuna dayanan, milletten manevî ilham ve feyiz alan bir siyasî grup idi. Bunların elinde Tanrı Dağ Neşriyatı, üniversite, pedagoji okulları ve çeşitli neşriyatlar vardı ve, güçlü bir milliyetçilik propagandası yürütmüşlerdi.

Dönemin milliyetçi aydınları, yazarlar-edipleri, şairleri ve gençleri:

Abdul-Eziz Mahsum, Emin Vahidi, Bay Azizî, Abdul-Azîz Çengizhan, Hamdullah Tarımî, Polat Kadirî, Hacı Yakub Anat, Abdürrehim Ötkür, Kurban Koday, İbrahim Muti, Abdullah Temen, Hebir Tömür, Settar Makbul, Ertuğrul Sabrî, Hemid Sabrî, Doktor Abdur-Rauf, Fethidin Mahsum, Süleyman Selçuk, Muhammedin Tohti, Abdurehim Coşkun, Abdul Hemithan Kuçarî, İnayetullahan, Niyaz Erol, Polat Abdullah, Hamut Mahmudî, Hasan Haci, Abdul Ehet Haci, Abdul Halîk Haci, Hamdul Ni’meti (Kavan), Abdurrehim Kılıç, Muhemmed Ömer Hacı, Abdurrehim, Ruzi Haci gibi milliyetçiler, Üç Efendiler etrafında olup Doğu Türkistan millî mücadelesini sürdürmüşlerdir…”

Nitekim Rusperestlerin başını çektiği Seyfettin Azizi ise 1997 yılında Pekin’de yayınlanan Ömür Destanları adlı kitabında söyle diyor :

“… Onlar (üç Efendiler kastediliyor) bizi Sovyetperest olmakla itham etmektedirler. Biz Sovyetperest olduğumuzu hiç bir zaman inkâr etmedik. Biz hakikaten Sovyet yanlısıydık. Çünkü Sovyetler Birliği ve komünist sistem sadece Sovyet halkının değil, aynı zamanda dünyada ezilmekte olan bütün mağdur milletlerin hakkını savunmakta olan tek devlettir…”
Milliyetçiler ise “Erk”, “Yalkın” ve “Yurt” adlarındaki gazeteler ile “Altay” adındaki dergilerde sürekli olarak “Dilde, işte, fikirde birlik, biz halkçıyız, biz milliyetçiyiz, biz insaniyetçiyiz, ırkımız Türkdür, dinimiz İslam’dır, yurdumuz Türkistandır”, “Doğu Türkistan’daki Uygur, Kazak, Kırgız, Özbek, Tatar vs’ler ayrı ayrı milletler değil, onların hepsi Türk milletini teşkil eder” propagandasını yürütmüşlerdir .

Milliyetçilerin bu güçlü propagandası hem Sovyetler Birliği’ni hem de Milliyetçi Çin’i son derece tedirgin etmiştir.
Mesela, Muhammed Ruhi Uygur, 1953 yılında Pakistan’da yayınladığı Türkistan adlı eserinde Doğu Türkistan’daki Milliyetçi Çin askerlerinin Başkomutanı Sung Shi-lian’ın 1947 yılında Urumçi’de “Xin-jiang’ı Yeniden Kalkındırma Teşkilatı” tarafından düzenlenen konferansta şunları söylediğini nakletmektedir:

“… Farkına varamamışız. Biz şimdiye kadar Komünizmi Xin-jiang için en büyük tehlike olarak görmüşüz. Ama Doğu Türkistan’daki milliyetçilik ideolojisi Komünizmden çok daha tehlikeliymiş. Komünizmin gayesi hâkimiyeti ele geçirmek ise, milliyetçilik ideolojisinin gayesi bir milleti tamamen zehirlemekmiş…”
Özbekistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin başkenti Taşkent’te yayınlanmakta olan Şark Hakikati adlı dergi ise Nisan 1948 tarihli sayısında şunları yayınlamıştı:

“… Doğu Türkistan’da Kazak, Kırgız, Özbek ve Tatar milletleri yaşıyor. Bu milletler Sovyetler Birliği’nde kendi cumhuriyetlerini kurarak, en tabii haklarını elde etmiş bulunuyorlar. Ama onları ‘Türk’ olarak atamak mümkün müdür? Şimdi Mesut Sabri, Mehmet Emin Hazret ve İsa Yusuf’un yukarıda ismi geçen Kazak, Kırgız, Özbek ve Tatarları ‘Türk’ olarak tanımlamaları, onların Pan-Türkist fikrini açıkça teşvik etmekte olduklarının açık delili değil midir? Bu Pan-Türkistler Uygurların da Türk olduklarını ileri sürmektedirler…”

Bu örneklerden de anlaşılacağı üzere, İklil Kurban’ın yazısında iddia ettiği gibi Doğu Türkistan’daki propaganda savaşı İsa Bey ile Ahmetcan Kasimî arasında değil, Doğu Türkistan’daki milliyetçiler, Rusperestler ve Çinperestler arasında sürdürülen ideolojik bir mücadeleydi. Birilerine “vatana ihanet ettiler” demek gerekiyorsa esas vatan hainleri Doğu Türkistan’da Çin Komünist Partisi’nin hâkimiyetini Mao’ya telgraf çekerek kabul ettiklerini bildiren General Tao ve ****** Şehidi’nin başını çektiği Çinperestler olmalıdır .

O dönemlerde Doğu Türkistan’da sürdürülen bütün bu propaganda savaşına rağmen “Rusperest” ile “milliyetçiler” birbirleriyle çok yakın ilişki içerindeydiler. Bu iki grubun benimsedikleri ideolojiler ve izledikleri siyaset birbirine benzemese de, her iki grubun maksadı Doğu Türkistan’ın bağımsızlığı idi. Bunlar devamlı olarak birbiriyle görüşür, sohbet eder ve fikir alış-verişinde bulunurlardı. Erkin Alptekin o sıralarda henüz 10 yaşında olmasına rağmen, bu iki gurubun görüşmeler sırasında birbirleriyle şakalaştıklarını çok iyi hatırladığını sohbetlerimiz sırasında ifade etmiştir. Hatta Erkin Alptekin herkesin bir lakabının olduğunu ve birbirlerine bu lakaplar ile seslendiklerini çok net hatırladığından da bahsetmiştir. Özellikle Ahmetcan Kasimi, Abdülkerim ***** ve Rahimcan Sabirilerin İsa Bey’i ziyaret etmek için evlerine geldiklerini söyleyen Erkin Alptekin merhum b****ı İsa Bey’in seyahatta olduğu zamanlarda evlerine gelip merhume annesi Fatma Hanım’a “bir ihtiyaçları olup olmadığını” sıkça sorduklarını da hatırladığını belirtmiştir. Bu görüşmelerimizde Erkin Alptekin Bey; “Bir defasında annem evde kömür kalmadığını ifade edince, Ahmetcan Kasimî derhal telefon edip evimize kömür getirtmişti” anısını da bizimle paylaşmıştı.
Erkin Alptekin, Ahmetcan Kasimi ile İsa Yusuf Alptekin arasındaki, herne kadar siyasî yolları hiç kesişmese de, dostluğun ve birbirine güvenin nişanesi olarak şu hatırasını da bizimle paylaşmıştır: “Ahmetcan Kasimî, 2 Ocak 1946 tarihinde Urumçi’de Milliyetçi Çin ile kurulan Koalisyon Hükümeti’nin başkan yardımcısı sıfatıyla Çin’de katıldığı bütün toplantılarında yapacağı konuşmanın Çince tercümesini, muhtemelen başkalarına güvenmediği için, babamdan yapmasını rica ederdi”.
İklil Kurban hırsını alamamış olacak ki, İsa Bey’e karşı sürdürdüğü karalamaları şimdi İsa Yusuf Alptekin’in hayatta olan iki oğlu Erkin ve Ilgar Alptekinler’e yönelterek şunları yazmaktadır:

“… Günümüzün Türkiye‘sinde İsa Beg’i eski ihanet görevini oğlu üstlenmiş bulunmaktadır. İstanbul’daki Şarki Türkistan Vakfı'nın başkanı konumuna getirilen (kim getirdiyse) Ilgar Alptekin, Çin’in Türkiye’deki Uygur karşıtı eylemlerine destek veren şu bildiriyi yayınlamıştır: ‘Bizim vakfımız siyasetin dışındadır!’”

Doğu Türkistan Vakfı’nda Rıza Bekin Paşa’nın vefatından sonra yaşananların ifade edilmesi İklil Kurban’ın hezeyanlarını da ortaya koyacaktır. Şöyleki; İstanbul’daki Doğu Türkistan Vakfı’nın eski başkanı Emekli General Rıza Bekin Paşa’nın vefatında sonra Vakıflar Genel Müdürlüğü İstanbul 1. Bölge Müdürlüğü, 3 Kasım 2010 tarih ve 2373 sayılı bir Denetim Raporu hazırlayarak, Doğu Türkistan Vakfı’nın (DTV) 1978 yılında kabul edilen Vakıf Senedi’nin ruhuna uygun olarak yasallaştırılmasını istemiştir. Bu amaçla hayatta olan ilk 5 Kurucu üye ile hayatta olan ilk 4 Mütevelli heyet üyesi toplam 9 kişi, ilgili rapor doğrultusunda 12 Mart 2011 tarihinde toplanmıştır. Vefat eden 12 üyenin yerine bir defaya mahsus olmak üzere 12 yeni üyeyi seçmiş ve Vakıf Senedi’nde öngörülen 21 üye sayısına ulaşmıştır. Ilgar Alptekin de halen hayatta olan ilk 4 Mütevelli heyet üyesinden biri olması hasebiyle yasal olarak 21 kişiden oluşan DTV’nin Mütevelli heyetindeki yerini almıştır. Mütevelli heyet üyeleri 12 Mart 2011 tarihinde toplanarak yeni yönetim kurulu üyelerini seçmişlerdir. Ilgar Alptekin de Mütevelli heyeti üyelerinin oylarıyla DTV Yönetim Kurulu Başkanlığına seçilmiştir. Ilgar Alptekin, DTV Yönetim Kurulu başkanı olarak görev yaptığı sekiz ay zarfında, mesai arkadaşlarıyla birlikte Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün talep ettiği bütün yasal işlemleri tamamlamıştır. Yönetim Kurulundaki diğer arkadaşlarıyla da bir yol haritası hazırlayan Ilgar Alptekin, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Teşkilatı’nın şemsiyesi altında bir talebe komitesi kurulmasına karar vermişlerdir. Bu suretle Doğu Türkistan’dan ülkemize eğitim gayesiyle gelen talebelerle ilgili işlemler bir düzene oturtulmuştur. Başta Ilgar Alptekin olmak üzere Yönetim Kurulu’nun oybirliği ile DTV’nin mali yapısını şeffaflaştırmak için kararlar alınmıştır. Bununla da yetinmeyen Vakıf Yönetim Kurulu, DTV’nin Türkiye’deki Doğu Türkistan Dernekleriyle yakın işbirliği içinde olmasına özen göstermiş ve Mayıs-Aralık 2011 tarihleri arasında iki bilgi şöleni, bir konferans ve üç anma töreni düzenlenmesinde rol oynamıştır. Ilgar Alptekin hususî işlerinin yoğunluğu dolayısyla 15 Ocak 2012 tarihinde Doğu Türkistan Vakfı Yönetim Kurulu Başkanlığı’ndan istifa ederek, ailece yaşamakta olduğu Samsun’a dönmüştür. Yerine Mehmet İsa Artuş adında bir üye seçilmiştir.

Ilgar Alptekin, İklil Kurban’ın iddia ettiği gibi, hiç bir yerde ve hiç bir zaman “Bizim vakfımız siyasetin dışındadır” diye bir bildiri yayınlamadığını tarafımıza ifade etmiştir. Ayrıca vakıf veya derneklerin siyasetle uğraşması Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına göre de mümkün değildir. Siyasetin yapılacağı yerler siyasi parti veya kuruluşlardır. Ilgar Alptekin muhtemelen DTV’nin öncülüğünde her sene Doğu Türkistan’dan burslu olarak okumak için Türkiye’ye gelmekte olan 100-150 arasındaki talebeyi Çin nezdinde zor durumda bırakmamak için DTV’nin siyasetin dışında tutulmasında fayda olduğu görüşünü savunmuştur.
Çinlilerin “Alptekin” adından son derece rahatsız oldukları bilinen bir gerçektir. Zaman zaman Alptekin ailesinin bireyleriyle yaptığımız sohbetlerde bu konular da gündeme gelmiştir. Mesela bununla alakalı olarak Ilgar Alptekin’in yaşadığı şu hatırayı burada zikretmeden geçemeyeceğim. Ilgar Alptekin, 1996-1998 yılları arasında Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’te THY müdürü olarak görev yapmıştır. Zikredilen dönemde hem bir akr****ının isteği, Kırgızistan ile Doğu Türkistan’ın sınırdaş olması hasebiyle, hem de memleketini ve yaşamakta olan akrabalarını görmeyi arzu eden Ilgar Alptekin’in yaşadıklarını kendi ifadeleriyle aktarmak yerinde olacaktır; “Benim Bişkek’teki vize olayım şöyle; Amcamın oğlu Buğda Abdullah ile yaptığım telefon görüşmesinde, beni memlekete davet etti. Bende cevaben, herhalde vize vermezler dedim. Buğda bana davetiye göndereceğini söyledi. Yanılmıyorsam davetiyeyi ‘Muhacirler işhanesinden’ onaylatıp gönderdi. Bende gerekli evrakları tamamlayıp yanıma bir tercüman alarak Çin Konsolosluğu’na gittim. Görevli incelemeyi yaptıktan sonra ‘Sen Türk vatandaşı olduğundan Vizeni Türkiye’den alman lazım’ dedi. Bende ‘Ben burada THY Müdürü olarak görev yapıyorum. İkamet iznim pasaportta mevcut. Turist olarak gelmiş olsaydım dediğiniz gibi Türkiye’ye dönüp almam gerekirdi’ dedim. Bunun üzerine bana Türkiye Cumhuriyeti Bişkek Elçiliği’nden Kırgızistan’da görevli olduğuma dair yazı getirmemi istedi. Genelde bu tür yazıyı Konsolosluk veriyordu. Ama Büyükelçimiz bizatihi kendisi Çin Büyükelçiliği’ne hitaben yazı verdi. Sonuçta bir ALPTEKİN olduğum için gene de vize vermediler”.

Siyasetle uğraşan pek çok Doğu Türkistanlının vize alıp, elini kolunu sallaya sallaya Doğu Türkistan'a gidip-geldiği bir sırada “Alptekin” adı dolayısıyla Doğu Türkistan’dan gelen öğrencilere zarar verilmiş olsaydı muhtemelen İklil Kurban ve benzerleri mutlu olurlardı. Ancak bu durum olsa olsa birçok masum genci mağdur ederdi. Bu durumda Ilgar Alptekin herhalde tefe konulup çalınırdı.

İklil Kurban, İsa Bey’i karalama kampanyasında kaynak olarak genelde Yaş Türkistan dergisinde yer alan yazıları, kendi yazdığı eserleri (!) ve Doğu Türkistanlı tarihçi Polat Kadiri’nin 1948 yılında Urumçi’de yayınladığı Ülke Tarihi ni kaynak olarak göstermektedir. Şimdi ise bunları inceleyelim:

Yaş Türkistan dergisi 1930’lu yıllarda Nazi Almanyası’nda yayın hayatına başlamıştır. Japonların yaptığı gibi, Nazi Almanyası da Sovyetler Birliği’ndeki Türk boylarının desteğini alabilmek için bazı Batı Türkistanlı ileri gelenlere maddî destek vererek Yaş Türkistan dergisinin Berlin’de yayınlanmasını sağlamıştır. Bu nedenle, İklil Kurban’a benzer bazı kimseler söz konusu dergiye mektup yazıp İsa Bey’e karşı iftira atmaya çalışmışlardır. Yukarıda da ifade etmiş olduğumuz gibi bunlardan bir tanesi Mahmut Muhiti'nin yakın adamlarından olan Emin Damolla’dır. Lakin Emin Damolla, Hindistan’a geldikten sonra Mahmut Muhiti’ye yüz çevirmiştir. Mahmut Muhiti’nin bilgisinin dışında “Mahmut Muhiti İsa Bey’e Karşı” diye yukarıda bahsini ettiğimiz mektubu yazmıştır. Böyle bir mektubu yazmasının sebebini araştırmalarımız sırasında bulamadık. Bununla birlikte kanaatimiz Mahmut Muhiti ile İsa Bey’in Hindistan’da görüşmesini engellemek için yazmış veya kendisine yazdırılmış olabilir. Her halükarda Mahmut Muhiti bu mektubun kendi bilgisi dışında yazıldığını ifade ederek İsa Bey’den özür dilemiştir.

Yaş Türkistan’a mektup yazarak İsa Bey’i kötülemek isteyen diğer bir zat ise Abdul Aziz adlı bir Doğu Türkistanlıdır. Abdul Aziz, Çin’de İsa Bey’in çıkardığı Çinî Türkistan Avazı ve Han Tengri dergilerini “Türkistan ismini kullanıyor” ve “bölücülük yapıyor” diye devamlı olarak Merkezi Çin Savunma Bakanlığı’na şikâyet ederek, bu dergilerin kapatılmasına, mallarının müsadere edilmesine ve İsa Bey’in Divan-ı Harp Mahkemesi’ne verilmesine sebep olan şahıstır . Bunun dışında Yaş Türkistan dergisine müstear isimlerle İsa Bey’e karşı yazı yazanlar da vardır. Yıllar sonra bu yazılar İklil Kurban ve benzerlerine bir malzeme olmuştur. Daha doğrusu bu yazılanların doğruluk derecesini incelemek gereğini görmeden, “mal bulmuş mağribi” gibi bu iftiraları seve seve kendi karalamalarında kullanmışlardır. Yaş Türkistan dergisinin bu tür yazıları yayınlamasındaki sebepler de ayrı bir çalışma konusudur. İleride buna da belgelerle bir açıklık getirmeyi düşünüyoruz.

İklil Kurban’ın kaynak gösterdiği kendi eserlerinde tarihi gerçekler saptırılmış, yalan-dolan ve iftiralarla doldurulmuştur. Bu yalan-dolan ve iftiralarını ispat edecek bir tek belge ise ortaya koyamamıştır. Nitekim Marmara Üniversitesi 1980’li yıllarda İklil Kurban’ın hazırlamış olduğu yüksek lisans tezini reddetmiştir. Buna rağmen İklil Kurban’ın reddedilen tezinin tekrar nasıl kabul edildiği de ayrıca bir soru işaretidir. Bu zat hazırlamış olduğu yüksek lisans ve doktora tezlerinde o “hain” ilan ettiği İsa Bey’in “Esir Doğu Türkistan İçin” adlı eserinden ve İsa Bey ile aynı durum ve konumda olan Mehmet Emin Buğra’nın “Şarki Türkistan Tarihi” adlı eserinden güvenilir kaynak olarak yararlanmış ve onlarca yerde dipnot göstererek kendi iddialarıyla çelişkili bir durum sergilemiştir. Akademik hayatındaki yaşadıklarını Gerçekler ve Yalanlar adlı eserinde bütün teferruatlarıyla anlatan İklil Kurban, ne hikmetse eserlerinin Türk Tarih Kurumu’nda nasıl basıldığına dair tek bir kelam bile etmemektedir. Yine ne acizliktir ki, İklil Kurban hayatınında bulunan kişilerle ilgili olarak eleştirilerini, erdemden yoksun bir şekilde, emekli olduktan sonra kaleme alma cesaretini(!) gösterebilmiştir. Ona göre Prof. Dr. Dursun Hakkı Yıldız, Prof. Dr. Mehmet Pakalın, Prof. Dr. Abdülhaluk Çay, Prof. Dr. Mehmet Saray ve Prof. Dr. Nadir Devlet gibi ülkemizin saygın bilim adamları seviyesiz, kendi hakkını gasp eden kişilerken, kendisi “sütten çıkmış ak kaşık” gibi hayatı boyunca herkes tarafından haksızlıklara maruz bırakılmıştır. Adlarını zikrettiğimiz bu saygıdeğer hocalarımızın başka işleri-güçleri yokmuş gibi, hayatı boyunca bir doktora payesi, onu da nasıl aldığı meçhul, almaktan ve etrafındakilere iftiralar atmaktan başka işe yaramayan İklil Kurban’la uğraşmışlardır. Sayın Kurban’a tavsiyem eğer bulabilirse, Hakkı Dursun Yıldız Hoca’nın cenaze merasimi fotoğraflarına bir bakmasıdır. Yaşı ilerlemiş bu şahıs en azından öldüğü gün tabutunu taşıyacak dört insan bulunup-bulunamayacağını düşünmelidir, derim…
Mademki İklil Kurban, Doğu Türkistanlı tarihçi Polat Kadiri’nin 1948 yılında Doğu Türkistan’da yayınladığı Ülke Tarihi’ni kaynak olarak göstermiş, biz de bu eserden Polat Kadiri’nin İsa Bey’le alakalı yazdıklarını İsa Yusuf Apltekin’i daha iyi anlayabilmek gayesiyle, örnek olarak verelim:

“…İsa Bey, Çin’de bulunduğu sırada, her fırsatta, Doğu Türkistan davası için çok yararlı faaliyetlerde bulundu. Çinlilerin Doğu Türkistan’daki Çin zulmünü, Çin gazetelerine ilan vermek suretiyle hem Çin ve hem de dünya kamuoyuna duyurmaya çalışması, Doğu Türkistan’daki Çin Genel Valisi Şin Si-sey’i son derece tedirgin ediyordu. Bu nedenle Şin Si-sey de Çin’deki büyük gazetelere ilan vermek suretiyle, İsa Bey’i bazen ‘Amerikan emperyalistlerinin casusu’ bazen de ‘Japon militaristlerinin casusu’ olarak damgalamaya çalışıyordu…”

Doğu Türkistanlıları “cahil”, Doğu Türkistan davasını destekleyen Türkiye’deki milliyetçi ve maneviyatçı kardeşlerimizi “yerel-dinsel zihniyet”e sahip olmakla kendince aşağılayan ve İsa Bey’i bir “hain” olarak karalamaya çalışan İklil Kurban’ın kendisi acaba nasıl bir insandır? Doğu Türkistanlıları cahil olarak lanse eden bu zata kendisinin de bir Doğu Türkistanlı olduğunu herhalde birilerinin hatırlatması gerekiyor. Bu durum aklıma “merdi kıpti şecaat arzederken sirkatin söyler” sözünü getirdi.
İklil Kurban’ı şahsen tanımama rağmen, bu yazdıklarından anladığım kadrıyla o, son derece art niyetli ve geçimsiz bir insandır. Bu nedenle de hiç bir yerde tutunamamıştır. Marmara Üniversitesi başta olmak üzere Türkiye’de çalıştığı her kurumda mesai arkadaşlarını geçimsiz, kendisini ise kusursuz görmesi bu hasletlerinden kaynaklanıyor olsa gerektir.

Peki, herkese bir kulp bulan İklil Kurban kimdir?
İklil Kurban’ın annesi Tatar, b****ı ise Tungan’dır . Doğu Türkistanlılar Çinli Müslümanlara “Tungan” derler. Kendisi Doğu Türkistan’da doğmuştur. İlk eşinden İlcen adında son derece kibar, akıllı ve çalışkan bir kızı vardır. İlcen, 1985’lerde Münih’ten yayın yapan Hürriyet Radyosu’nun Tatar-Başkırt bölümünde çalışmaya başlamıştır. İlcen ve b****ı hakkında bilgilerini sorduğumuz Erkin Alptekin ise konu ile alakalı olarak şunları ifade etmiştir. “İlcen boş zamanlarında büroma gelirdi. Oturup pek çok konuda sohbetleşirdik. Beni bir ‘ağabey’ olarak telakki ettiği için zaman zaman bana içini dökerdi. Anladığım kadarıyla b****ıyla ilişkisi pek yoktu. İklil Kurban şimdi Roza adında bir Tatar hanımıyla evli olup, 15 yaşlarında bir erkek evlatları vardır. İklil Kurban’ın eşiyle birlikte Tatar muhalefetini temsil ettiklerini kendilerini takip edenler tarafından bilinmektedir. Bir ara tanınmış Tatar yazarı, eski milletvekili ve şimdide bir Tatar sivil toplum örgütü başkanı olan Fevziye Bayramova hanımla sıkı işbirliği halinde olduklarını duymuştum. Lahey’deki kısaca UNPO olarak tanınan BM’de Temsil Edilmeyen Milletler Teşkilatı’nın toplantılarına katılmak için Tataristan’dan gelen bazı Tatar kardeşlerimizden duyduğuma göre, Tatarlar bile şimdi İklil Kurban’dan bıkmış durumdalar. Kazan Tatarlarının UNPO’ya üye olarak alınmasında çok rol oynamıştım. Kazan’da, Doğu Türkistan’dan kaçıp Tataristan’a sığınan Tatar asıllı bir hayli aydın var. Onlarla yakın temas içindeyim. Birkaç kez beni Tataristan’a davet etmelerine rağmen sağlık nedenleriyle bir türlü gidemedim. Kısmet olursa ileride Tataristan’ı mutlaka görmek istiyorum. Şahsen ben Tatarları Batı medeniyetiyle ilk tanışan Türk boyu, medeni, bilgili ve kültürlü insanlar olarak tanırım. Bu nedenle benim en yakın üç arkadaşım Tatar’dır. Urumçi’de ilkokul öğretmenim de bir Tatar hanımdı. Her ne hikmetse İklil Kurban, Tatarların bu medeniyetinden, bilgisinden ve kültüründen hiç nasiplenememiş. Yeltsin döneminde Rusların Tatarlara tanıdığı pekçok hak, Putin döneminde tedrici olarak gasp edilmeye başlanmıştır. Şu anda Tatarlar kendi millî ve dinî benliğini koruyabilmek için insanüstü gayret sarf etmektedirler”.

Şayet İklil Kurban kendisini bir Tatar olarak telakki ediyorsa, o zaman Tatarların hakkını savunmak için yapacağı pek çok iş olsa gerek. Fakat bu zat Tatarların dertleriyle uğraşmak yerine İsa Bey’e çamur atmayı tercih etmektedir. Bilmediği veya bilip de işine gelmeyen gerçek ise “Güneşin balçıkla sıvanmayacağı”dır.

İklil Kurban’ın b****ının Tungan olduğunu yukarıda belirtmiştik. ABD’de b****ını yakından tanıyan Ma Si-min adında bir Tungan vardır. Erkin Alptekin, ABD’ye yaptığı ziyaretlerde kendisiyle birkaç defa görüştüğünü bendenize ifade etmişti.
Tunganlar son derece şoven bir topluluktur. Müslüman oldukları halde Doğu Türkistan’daki Müslüman-Türklerden nefret ederler. Ana dilleri Çince olduğu için kendilerini Doğu Türkistan Türklerinden çok Çin’e yakın hissederler. Bu nedenle de Doğu Türkistan Türklerinin Çin’e karşı düzenledikleri bütün ayaklanmalarda Çin’i desteklemiş, Doğu Türkistan Türklerine karşı Çin’in yanında savaşmış ve Doğu Türkistan Türkleri arasında büyük katliamlar yapmışlardır .

Nitekim 1931 yılında Doğu Türkistan’da Çin’e karşı patlak veren istiklal mücadelesi liderlerinden olan merhum Mehmet Emin Buğra eserinde Tunganların Doğu Türkistan Türklerine karşı giriştiği katliamları kısaca şu şekilde anlatmaktadır :
“Yaradılışında maceraperest olan Ma-Cung-Yin, Kumul inkılâbından haber alır almaz, yukarıda söylediğimiz gibi, 3000 kadar askerini alarak Kumul’a geldi. Hoca Niyaz Hacı onu Müslüman olduğu için iyi karşıladı ve birlikte düşmana hücum etti, ama, Ma-Cung-Yin, Kumul’da Çinli ve Türkistanlıları hiç ayırmadan soymaya koyuldu. Hoca Niyaz’ın haklı itirazlarını dinlemedi; binlerce silah, sayısız mal ve para ele geçirip düşmanın hücumu karşısında Hoca Niyaz Hacı’yı yalnız bırakarak Sucu’ya kaçtı. Böylece, iyice kuvvetlenmekte bulunan Kumul inkılâpçılarının zayıf düşmesine sebep oldu… Yukarıda söylendiği gibi Ma-Cung-Yin, Urumçi’den kati surette yenilerek Karaşehir’e geldikten sonra İli’den kaçıp Kûça’ya gelmiş bulunan 5,000 Tungan askerini kendi kuvvetlerine katarak bir daha kuvvetlenmiş bulunuyordu. … Rus bombardımanından kaçan Ma-Cung-Yin, Martın sonlarında Kaşgar’a geldi. 10.000’den fazla askeri vardı. 28 Mart’ta Yenihisar’a hücum etti. Cephe kumandanı kardeşim General Nurahmet, şiddetli müdafaadan sonra Yenihisar kalesinde muhasara edilerek mudafaaya geçti. Bu haberi alan öteki kardeşim General Abdullah, Sabit Damolla ve General Mahmud, askerleriyle Yenihisar’a koştular. Bu haberi alan Ma-Cung-Yin de mühim kuvvetiyle geldi. 1 Nisan’da savaş başladı. Çok geçmeden General Mahmud’un askeri bozularak kaçtı. General Abdullah savaşı idare ederken geç vakitte şehid düştü ve askeri perişan oldu. General Nurahmet 3,000 kişilik kuvvetiyle düşman karşısında yalnız kalarak, Doğu Türkistan tarihinde görülmemiş kahramanlıkla çarpıştı. 10 Nisan’da 10,000 düşmanla boğuşan kahraman Nurahmet, 2500 askeriyle beraber şehid oldu…”

Eğer İklil Kurban kendisini bir “Türk” olarak telakki ediyorsa, o zaman Tunganların, Doğu Türkistan Türklerine karşı giriştiği bu hıyanet ve katliamlar hakkında ciltler dolusu kitap yazmalıdır. Ama o muhtemelen “amca” olarak kabul ettiği Tunganlar aleyhinde tek kelam etmezken, Doğu Türkistan’da “Hocalar Devri” olarak da bilinen dönem hakkında bir doktora çalışması ve akabinde ömrü hayatı boyunca da din düşmanlığı yapmaktan geri durmamıştır. Bununla da hızını alamayan Kurban, İsa Bey’le uğraşmayı kendisine vazife addetmiştir. Sen Kurban (!) olasın o lidere ki, senin için sadece “çok kusurlu insanmış ” demekten başka bir kelam ağzından çıkmamış, kaleminden yazıya dökülmemiştir.

Sonuç olarak kanaatimce Alptekin ailesinin suskunluğu acizliklerinden değil asaletlerinden ileri gelmektedir. Ama İklil Beg(!)’in bilmesini isterim ki, Alptekin ailesi bir Türkiye’dir, bir İslam âlemidir, bir Türk dünyasıdır. Ahlak ve vicdan sahibi, hak ve hakkaniyetten yana tavır koyabilen, bilimsel değerleri benimsemiş, enine sonuna araştırmadan eline kalem almayanlar var oldukça, İklil Kurban’a yaptığının yanlış olduğunu olduğunu hatırlatanlar mutlaka çıkacaktır. Merhum Mehmet Emin Buğra, Çinlilerle “Kalem Küreşi”ni iyi yapardı. Ne bilelim birgün Doğu Türkistan için bir Çinli ile değil de bir Çinli Müslümanın evladı ile kalem güreşi yapacağımızı...

Yararlanılan Kaynaklar
A. Recep Baysun Türkistanlı, Türkistan Millî Hareketleri, İstanbul 1943.
Alihan Töre Şagunî, Türkistan Kaygısı, (çev. Kutlukhan-Edikut Şakirov-Oğuz Doğan), Wüzburg 2006
Alptekin İsa Yusuf; Doğu Türkistan Davası, Marifet yay., İstanbul 1981.
------------------------; Doğu Türkistan İnsanlıktan Yardım İstiyor.
------------------------; “Temir parda arqasındaği Şarqî Türkistan”, Millî Türkistan, LXXIV, (1951) s. 23-27.
------------------------; Demir Perde Arkasındaki Müslümanlar.
------------------------; Esir Doğu Türkistan İçin I-II, (haz. Ömer Kul), Berikan yay., Ankara 2007, 2010.
------------------------; Resimli Doğu Türkistan.
------------------------; Büyük Türkistan Hakkında Muhtıra.
------------------------; Doğu Türkistan’ın Hür Dünyaya Çağrısı.
------------------------; Unutulan Vatan Doğu Türkistan, Seha yay., İstanbul 1992.
Anat, Hacı Yakup; Doğu Türkistan’da Milliyetçilik Hareketleri: Makaleler, (haz. Soner Yalçın), Ankara 2005.
Benson, Linda; The Ili Rebellion, M.E. Sharpe Inc., Armonk, New York, 1990
****** Şehidî, Şincangdiki 50 Yılım, Milletler Neşriyatı, Pekin 1999.
Buğra, Mehmet Emin; “Doğu Türkistan’a Dair”, Türk Kültürü, No: 21, (1964)
------------------------; Doğu Türkistan Tarihî, Coğrafî ve Şimdiki Durumu, İstanbul 1952Forbes, A.D.W.; Doğu Türkistan’daki Harp Beyleri (Doğu Türkistan’ın 1911-1949 Arası Siyasi Tarihi), (çev. Enver Can), DTV Yay., Münih 1990.
Gayretullah, Hızırbek; Uzaklara Balam, ed. Ömer Kul, Toker yayınları, İstanbul 2009.
Gökçe Yükselen Abdurrezzak, “Kanlarını Mürekkep Yapanlar”, Gökbayrak, No: 80, Kayser 2007.
Hayit, Baymirza; Türkistan Devletlerinin Milli Mücadeleleri Tarigi, TTK, Ankara 1995.
“İbtidai Mektepler Üçün Okuma Kitabı”, Nankin, 1948.
Kul, Ömer; “Osman Batur Doğu Türkistan Milli Mücadelesi (1911-1955)”, İstanbul Üniv., Sosyal Bilimler Enst., Doktora Tezi, İstanbul 2009.
------------------------; Osman Batur Han, Doğu Türkistan Göçmenler Derneği Yayını, İstanbul 2011.
Kurban, İklil; Doğu Türkistan İçin Savaş, Ankara 1995.
------------------------; Gerçekler ve Yalanlar; Anılar Yansımalar (1943-2007), Ankara 2007.
------------------------; Şarki Türkistan Cumhuriyeti: 1944-1949, Ankara 1992.
------------------------;http://www.haberiniz.com.tr/yazilar/koseyazisi46090-Isa.Beg-Kimdir.html/15.02.2012.
Li Sheng, Çin’in Xin-jiang Bölgesi Geçmişi ve Şimdiki Durumu, (çev. Xu Xinyue), Xin-jiang Halk Yayınevi, Urumçi 2006.
Lensen, G. A.; “Yalta and the Far East”, The Meaning of Yalta, ed. J. L. Snell, Baton Rouge 1956.
Muhammed Ruhi Uygur, Türkistan, Wakf yayınevi, Karaçi 1953.
Nyman, Lars Erik; Great Britain and Chinese,Russian and Japanese Interests in Xinjiang, Munksgaard, Kopenhag 1977.
Prof. Dr. Ahmet Şükrü Esmer'e Armağan, Ankara üniv., Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayını, Ankara 1981.
“Şarki Türkistan Meseleleri”, Yaş Türkistan, S. 106, (1939), s. 5-6, (4280-4281).
“Bir İsimsiz Risalenin İçyüzü” Yaş Türkistan, S. 116-117, (1939), s. 50-51 (4785-4786).
Türkistan Şehitleri, DTGC Yay., İstanbul 1969.
Stettinius, E. R.; Roosevelt and the Russian: The Yalta Conference, London 1950.
Yılmaz Hüseyinoğlu Polat, “Alixan Törə Saquni ve Onun Şarqi Türküstanın Azatlığı Uğrunda Mübarizəsi”, Basılmamış Doktora Tezi, Qafqaz Universitesi, Bakı 1999.
Yalçın, Soner; Hacı Yakup Anat: Hayatım ve Mücadelem, Özkan Matbaacılık, Ankara 2003.
Seyfeddin Azizi, Ömür Destanı, Pekin 1997
Polat Kadiri, (Ülke Tarihi) Baturlar: Doğu Türkistan Millî Mücadele Tarihi: 1930-1949”, (çev. Ömer Kul), Berikan yayınevi, Ankara 2009.
Togan, A. Zeki Velidi Umumi Türk Tarihine Giriş, Enderun Yayınevi, İstanbul 1981.

Ekler:
Ek-1: Hicaz Kurultayı karar sureti metni
Ek-2: Mahmut Muhitî’nin İsa bey’e yazdığı metup
Ek-3: Erk gazetesinin kupürü
Ek-4: İsa Yusuf Alptekin’in Çin’de çıkardığı Derginin kapatılmasına, mallarının müsadere edilmesine dair belge

Unregistered
02-02-15, 07:25
Cok güzel bir arastirma olmus.




İklil Kurban ve Hezeyanları

Ömer KUL∗

İklil Kurban adlı bir zat yayınlamış olduğu “İsa Beg Kimdir?” başlıklı yalan-dolan ve iftira dolu yazısında merhum İsa Yusuf Alptekin’i bir “vatan haini” olarak damgalamaya çalışmıştır. İklil Kurban daha önceleri de bu tür yazılar yazmış fakat bugüne kadar onun bu tarz hakaretlerine cevap veren kimse çıkmamıştı. Bu durum bana merhum İsa Yusuf Alptekin’in sıkça kullandığını duyduğum; “Bir kişi bana küfretmekle kendi gönlünü hoş tutuyorsa, bu da benim o insana bir iyiliğim sayılır” sözünü hatırlattı . Lakin İklil Kurban, herhalde kendisine cevap verilmemesini bir acizlik olarak telakki etmiş olacak ki son yazısını da yazma cüretini göstermiştir. Son 10 yılını Doğu Türkistan üzerine çalışmalarla geçiren, dahası bu konuda doktora yapmış bir akademisyen olarak İklil Kurban’ın kişisel duygularını, gerçek bir vatanperver insanın aziz hatırasını yerle bir etme gayretine gönlümün daha fazla rıza gösteremeyeceği kanaati ile bu yazıyı kaleme alma ihtiyacı hissettim. Bir nevi “İsa Beg Kimdir?” yazısı bardağı taşıran son damla olmuştur. Daha fazla sessiz kalmanın “haksızlıklar karşısında susan dilsiz şeytandır” sözü mucibince insanî bir duruş ve ahde vefa, zannedersem İklil Kurban’da bunların hiçbirisi yoktur, olmayacağı kanaatindeyim.

İklil Kurban’ın, herne kadar Allah inancı olmadığını kendisi hatıratında ifade etse de , “Müslüman mı” “ateist mi” yoksa bir “mürtet mi” olduğu belli değildir. Eğer kendisini bir “Müslüman” olarak telakki etmiş olsaydı, bundan 17 yıl önce Hakk’ın rahmetine kavuşan ve kendisini savunamayacak bir kişiye bu kadar ağır hakaret yağdırmanın bir günah olduğunu da bilmesi gerekirdi.

İklil Kurban söz konusu yazının giriş bölümünde;

“… Türkiye’deki Doğu Türkistan’a özgü bilgisizlik ortamından, araştırma geleneği olmayan yerel-dinsel zihniyetten de yararlanıp, kendisini Doğu Türkistan’ın lideri ve Çin’e karşı bağımsızlık savaşçısı bir kahraman olarak tanıtır… ” diyor.
İklil Kurban, bu sözleriyle sadece İsa Yusuf Alptekin’i değil, aynı zamanda Türkiye ve Doğu Türkistan’daki bütün Müslüman-Türkleri de birer “cahil” olarak tanımlayıp topyekün herkese hakaret etme cüretini göstermiştir. Doğrudur, Çinlililer Doğu Türkistan Türklerini cahil bırakmak için ellerinden gelen her türlü yola başvurmuş, aydınlarını ortadan kaldırmış ve gençlerin yetişmesini engellemiştir. Ama son 60 yılda eğitim görme fırsatını yakalayabilen Doğu Türkistanlı gençlerden, başta Türkiye olmak üzere, Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa’nın farklı ülkeleri, Japonya ve Avustralya gibi memleketlerde çok sayıda akademisyen yetişmiştir. Bunlar Doğu Türkistan davasının bayraktarları olarak çalışmalarını sürdürmektedirler. Bu kişiler günümüzde Doğu Türkistan davasını dünya kamuoyuna tanıtmak, yapılan zulüm ve haksızlıkları dünya kamuoyunda kabul ettirmek için örgütlenerek canla başla mücadele vermektedirler. Anavatan Doğu Türkistan’daki gençler ise Doğu Türkistan davasını canları pahasına savunmaya çalışmaktadır. Türkiye’de yetişen Prof. Dr. Alimcan İnayet , Doç. Dr. Erkin Ekrem ve Yrd. Doç. Dr. Erkin Emet gibi değerli bilim adamları bunların birkaçıdır. İklil Kurban bu değerli akademisyenleri de “Çin’e bağlı, çıkar sağlayan insanlar” olarak damgalamaktadır. Zikredilen kişilerin Doğu Türkistan’da doğmuş olmaları ve oradan gelmeleri “Çin’e bağlı ve çıkar sağlayan insanlar” olarak suçlanmalarına sebep gösterilmiştir. Bu mantığa göre, Doğu Türkistan’da doğup, sonradan Türkiye’ye gelen her Doğu Türkistanlı Çin’e bağlı, çıkarcı insandır. Yine bu mantığa göre İklil Kurban, Doğu Türkistan’da doğduysa, bu suçlama kendisi için de geçerlidir. Anlaşılıyor ki, bu zat mantıksal düşünceden yoksun, ne dediğinin farkında olmayan birisidir.

İklil Kurban, ülkemizdeki milliyetçi ve maneviyatçı çevreyi ise “araştırma geleneği olmayan yerel-dinsel zihniyet ” olarak aşağılamaktadır. Hâlbuki bu milliyetçi ve maneviyatçı çevre son 60 yıldır Doğu Türkistan davasının Türkiye ve dünyadaki tutan eli, yürüyen ayağı olmuş ve bununla da gurur duymuştur, dahası duymaya da devam edecektir.

Müellif yazısının devamında merhum İsa Yusuf Alptekin’i “kendisini Doğu Türkistan’ın lideri ve Çin’e karşı bağımsızlık savaşçısı bir kahraman olarak tanıttığını ” iddia etmektedir. İsa Yusuf Alptekin’in Doğu Türkistan’ın lideri olduğu doğrudur. Lakin bunu İsa Yusuf Alptekin’in lanse ettiği ise bir iftiradır. Tarihten ve tarihçilikten bî-haber olan birisinden farklı bir şey beklemek olsa olsa “kabul olmayacak duaya âmin demek” deyimi ile izah edilebilir. İklil Kurban’ın bilmediği veya bilip de kullanmak istemediği hakikat ise şudur: 1 Eylül 1954 tarihinde dış ülkelerde yaşayan Doğu Türkistanlıların temsilcilerinin katılımıyla Suudi Arabistan’ın Hicaz şehrinde düzenlenen I. Doğu Türkistan Kurultayı’nda; “Biz Hicaz Kurultayı’na katılan delegeler, yurdumuzdaki 8 milyon ve dış ülkelerdeki 10 bin Doğu Türkistanlı namından Mehmet Emin Buğra ile İsa Yusuf Alptekin’i millî liderlerimiz olarak seçtik” şeklinde bir karar alınmıştır . Alınan bu karara rağmen merhum İsa Yusuf Alptekin’in kendisini “Doğu Türkistan lideri veya kahramanı” olarak lanse ettiğine dair bir kayıt mevcut değildir . Bu iddianın aksine İsa Yusuf Alptekin’in kendisini her zaman “men milletning çakiriyim” yani “ben milletin hâdimiyim” şeklinde ifade ettiğini yazdıklarında görmek mümkündür. Aslında İsa Yusuf Alptekin; “ben liderim” demekle lider olunamayacağını, hakiki liderlerin her asırda bir çıktığını, Doğu Türkistan halkının başına gelen felaketlerin çoğunun liderlik kavgasından kaynaklandığını ve bu nedenle kendisini her zaman “milletin bir hadimi” olarak tanımlamayı tercih ettiğini” ifade edegelmiştir.

İklil Kurban merhum İsa Yusuf Alptekin’i “kendisine Alptekin takma adını almakla ” itham etmektedir. İklil Kurban’ın Türkiye’de bir soyadı kanununun olduğunu bilmeyecek kadar cahil olmadığı kanaatindeyim. Doğu Türkistan’da çoğu zaman baba adının soyadı olarak kullanıldığını da kendileri pekâlâ biliyordur. Hâlbuki İsa Bey, 1940’lı yıllarda Nankin’deyken “Alptekin” soyadını kullanmıştır . Dahası bu durum “Alptekin” soyadını İsa Bey’in Türk vatandaşı olduktan sonra almadığını da ortaya koymaktadır. Ne gariptir ki İklil Kurban’ın nazarında bu da bir suçtur. Bakınız İklil Kurban makale ve hatıratında ne diyor: “Düşman karşısında -savaş alanında bulunmamış olmasına rağmen- savaş alanında doğmuş bir alp gibi görünüm sergiler” . Bre cahil bilmezmisin ki savaş meydanına çıkan herkes kahraman olamaz. Buna karşın dünya tarihinde savaş meydanına çıkmadan, bir ok dahi atmadan kahraman olmuş kişiler de vardır. Mesela “üzerinde güneş batmayan imparatorluk olarak” tarih kitaplarında yer alan koskoca İngiliz İmparatorluğunu Hindistan’da dize getiren Mahatma Gandi adını ve kahramanlıklarını hiç duymadın mı? Veya Güney Afrika Cumhuriyeti’nde ömrünün 30 yılını hapiste yatarak bir ok dahi atmadan, ırkçı hâkimiyetini deviren Nelson Mandela adı tanıdık gelmiyor mu? Şunu da ilave etmek gerekir ki, Türkiye’de Özbek olmadığı halde “Özbek”, Uygur olmadığı halde “Uygur” soyadını alan, savaş meydanına çıkmadan “Kahraman” veya “Yiğit” gibi ad ve soyadı alan pek çok insan vardır. “Alptekin” ismini soyad olarak almak için merhum İsa Yusuf Alptekin’in illaki savaş meydanına çıkması mı gerekirdi? Bu durumu izah edebilecek en sade anlatım olsa olsa İklil Kurban’ın maksadını “öküzün altında buzağı aramak” tabiriyle ifade edilebiliriz. Ona göre ahlak, fazilet veya erdem yoktur. Bir insanı karalamak ve hakaret etmek için her türlü yol mübahtır. Bu kin, nefret ve husumetini anlamak ise zordur .

Yazar makalesinde; “milliyetçi Çin’in İsa Beg’e verdiği görev-makam ne idi? ” sorusunu sorarak, bunun cevabını da tarihî gerçekleri saptırarak şöyle izah etmektedir:

“… Doğu Türkistan’da özgürlük-bağımsızlık düşün ve eylemleri yükselince Çin, İsa Beg’i bu eylemlere karşı kullanmak amacıyla başkentine götürüp milletvekili koltuğuna oturtur…”.

İklil Kurban’ın bilmediği veya bilip de işine gelmediği için kullanamadığı tarihi gerçek ise şudur. İsa Bey’i Merkezî Çin’de milletvekili koltuğuna oturtan Çinliler değil, o dönemde Çin’de yasayan onbinlerce Doğu Türkistanlıdır. Türkiye’de tıp tahsilini tamamlayarak o dönemlerde Çin’in başkenti olan Nankin’de bulunan Dr. Mesut Sabri Baykozi, Abdülkadir Samani ve İsmail Bey gibi aydınların başını çektiği grup İsa Bey’i Milliyetçi Çin Parlamentosu’na girmesi için teşvik etmiştir. Aynı zamanda bu aydınlar, İsa Bey’in Milliyetçi Çin Parlamentosu’na seçilebilmesi için o dönemlerde Çin Parlamento Reisi olan Dr. Sun Yat Sen’in oğlu Dr. Sunku başta olmak üzere, Milliyetçi Çin Parlamentosu’nda milletvekili olan Çin’deki azınlık halkları temsilcileriyle temasa geçmişlerdi. Zikrettiğimiz bu şahısların desteğini alan İsa Bey ise Çin Parlamentosu’na milletvekili olarak seçilmiştir . Tarihi gerçek budur ve bu olay Doğu Türkistanlıların hür iradesi ile gerçekleşmiştir. Şayet bu durum bir insanı karalamak için geçerli bir sebep ise, aynı durum Sultan Galiyev, Haydar Aliyev, Nazarbayev ve İslam Kerimov için de geçerlidir. Hâlbuki bu zat Sultan Galiye’i kahraman görmekte, göklere çıkarmaktadır. Şunun bilinmesi gerekir ki, bir insan dönemin reel-politik koşullarında düşmanın merkezinde bulunup kendi milleti ve vatanı için son derece faydalı, büyük hizmetler verebileceği gibi, hür dünyada yaşayıp fitne-fesat üreterek kendi milleti ve vatanına büyük zararlar da verebilir. İklil Kurban ikinci duruma tipik bir örnektir.
İklil Kurban yazısına devamla;

“… İsa Beg bu makamının gereği Uygurlara yönelik, ‘Sincang Çin’in Bölünmez Bir Parçasıdır’ iddiasının propagandasını yapar…” diyor.

İklil Kurban’ın iddia ettiği gibi “Xin-jiang Çin’in bölünmez bir parçasıdır” propagandasını yapan İsa Bey değil, İklil Kurban’ın annesi gibi bir Tatar Türkü olan ****** Şehidi’dir. Konumuz etnik ayrımcılık yapmakla ilgili olmadığından ****** Şehidi’nin Tatar asıllı olmasına takılı kalmayacağız. Çünkü hayatında eleştirmekten başka işe yaramayan, çalıştığı her kurumdaki mesai arkadaşlara ağır eleştiriler yapan İklil Kurban, Tatar ileri gelenlerine de hakaret etmekten geri durmamıştır . Doğu Türkistan’ın Çin’in bölünmez bir parçası olduğunu iddia eden ****** Şehidi kitabında şunları yazmaktadır :

“… 1947 yılında Şincan Enstitüsü’ne müdür olan Mehmet Emin Hazret, talebelerine Şincan’ın 10 bin yıldan beri Türk mekânı olduğunu ileri sürmüştür. Onun fikrine göre Şincan sadece Türk soyundan olan insanların vatanıdır. Bu iddia tarihi gerçekleri saptırmaktan başka bir şey değildir. Çünkü Şincan 2000 yıldan beri bir Çin toprağıdır. Bu nedenle Şincan Çin milleti başta olmak üzere bu ülkede yaşamakta olan 13 millete aittir…

Burha Şehidi dahası Doğu Türkistan’ın bağımsızlığına şiddetle karşı çıkan bir şahıstır. Hatıratında şöyle yazar:
Şerkiy Türkistan devletini kurma işi planlanırken, ben Altay’da idim. Bazı arkadaşlarımın bu işe karışmasından endişe ediyordum. 1933 yılında Ma Cunyin Urumçi’ye saldırmadan önce, Kerimhan’ın Hocaniyaz’ı temsilen Urumçi’ye geldiğini öğrendim. Altay’dan ona mektup yazarak ‘Şincan bağımsızlık gibi yanlış bir yola girerse olmaz. Bağımsızlık emperyalistlerin suikastıdır. Siz Hindistan, Kore ve Çin’in kuzey bölgelerindeki duruma bir bakın, oralardaki halk nasıl yaşıyor, eğer emperyalistlere dayanarak “bağımsız” olacağız derseniz, Şincan halkı emperyalistlerin demir pençesi altında kalacaktır…”.
En basit ifadesiyle ****** Şehidi’nin benimsediği ideiolojiyi İsa Bey’e mal etmek gerçekleri saptırmaktır.
İsa Bey’le bir ömür kader birliği yapan devlet adamı, tarihçi, yazar ve bir mücahit olan merhum Mehmet Emin Buğra Bey, 1952 yılında İstanbul’da yayınladığı Doğu Türkistan Tarihi, Coğrafyası ve Şimdiki Durumu adlı eserinde İsa Bey’in Çin’deki faaliyetleriyle ilgili olarak şunları yazmaktadır :

“… 1951 ’den beri merkezî Çin’de Doğu Türkistan milliyetçilerinden İsa Alptekin, kalemi ve siyasi kabiliyeti ile mücadele sahnesine atılmış bulunmakta idi. Alptekin, Doğu Türkistan’da olan Çin mezalimini ve oradaki ahalinin millî emellerini Çin hükümet makamlarına anlatmak ve Çin halkı arasında Doğu Türkistan halkına taraftar kazanmak gibi iyi neticeli faaliyetlerde bulunmuştu. Alptekin, Nankin’de ilk olarak Çin’de ‘Türkistan Avazı’ mecmuasını neşretti. Bu mecmua, hükümet tarafından kapatıldıktan sonra ‘Tiyanşan’ mecmuasını neşretti. O da kapatıldıktan sonra ‘Uruş Haberi’ isminde bir mecmua neşretti. Ondan sonra Chungchin’de ‘Altay’ mecmuasını neşretmeye başladı. 1934-35 yıllarında Doğu Türkistan milliyetçilerinden Mesut Sabri ve Abdulkadir Samaniler Çin’e giderek Alptekin’in hareketine katıldılar. Doğu Türkistan’ı hakkıyla temsil eden bu milliyetçiler Çin’de Doğu Türkistan siyaseti için çok faydalı ve modern bir cereyan yarattılar…”

İklil Kurban yazısında devamla;

“… Yıl 1933, Kaşgar’da Şarki Türkistan Cumhuriyeti kurulunca Çin, İsa Beg’i Orta Doğu ülkelerine gönderip, bu cumhuriyetlere karşı, bu cumhuriyetin lideri olan Mahmut Muhiti’ye karşı propaganda aracı olarak kullanır…” iddiasını ortaya atmaktadır.
İklil Kurban’ın iddia ettiği gibi İsa Bey, Ortadoğu ülkelerine Çin hükümeti tarafından değil, o dönemlerde Merkezi Ankara’da bulunan “Cemiyet-i Akvam Müzaheret Kurumu” teşkilatının Çin’deki şubesi tarafından gönderilmiştir. Söz konusu teşkilatın Türkiye’deki başkanı da Prof. Ahmet Şükrü Esmer idi. Çin’deki başkanı ise Dr. Cu Can-va idi. Söz konusu teşkilatın İsa Bey’i seçmesinin sebebi de muhtemelen Müslüman-Türk olmasından ileri gelmekteydi. Seyahatin maksadı ise, İklil Kurban’ın iddia ettiği gibi, “Mahmut Muhiti'ye karşı propaganda” değil, “Cemiyet-i Akvam Müzaheret Teşkilatı”na yardım eden Müslüman ülkelere bizzat teşekkür etmekten ibaret idi. Aslında Çin hükümeti, Japonlarla işbirliği yapmasından korktuğu için İsa Bey’in dış ülkelere gitmesine şiddetle karşıydı. Çünkü o sıralarda Japon istihbarat subayları dış ülkelerde yaşayan Batı ve Doğu Türkistanlı bazı liderlerle temas halindeydi. Bu meyanda Japonlar, Mahmut Muhiti ile de temas kurmuştur. Mahmut Muhiti Japonlarla işbirliği yapmak suretiyle Doğu Türkistan’ı Çin’den kurtarabileceğine inanmıştır . Mahmut Muhiti ile temas kuran Japon istihbarat subaylarından biri de daha sonra İslamiyet’i kabul edip Abdülkerim Saito adını alan bir zattır. Bu kişiyi 1969 yılında Tokyo’da ziyaret etme fırsatını bulan Erkin Alptekin’e Saito; “Siyasi nedenlerle konuyla ilgili olarak hatıralarını yazamadığını” ifade etmiştir. Doğu Türkistan ile ilgili bazı hatıralarını ise Erkin Alptekin’e teferruatlı olarak anlatmıştır. Bununla birlikte Abdülkerim Saito, bilahare Tokyo’da kurulan “Japon İslam Merkezi”nin de başkanlığını yapmıştır. Neticede “Cemiyet-i Akvam Müzaheret Teşkilatı”nın başkanlarının ısrarı üzerine Çin hükümeti İsa Bey’in dış ülkelere çıkmasına izin vermek zorunda kalmıştır.

Nitekim İsa Bey, Kasım 1938 tarihinde Hindistan’ın Bombay şehrine geldikten sonra, o sırada hastanede yatmakta olan Mahmut Muhiti’yi ziyaret etmiş, kendisiyle görüşmüş ve fikir teatisinde bulunmuştur. Mahmut Muhiti de İsa Bey’e Sovyetler Birliği ve Çin’in Doğu Türkistan’daki mezalimi hakkında bilgiler vermiştir. Bu sohbette Mahmut Muhiti yakın bir adamı olan Emin Damolla’nın kendi bilgisi dışında Yaş Türkistan dergisine “Mahmut Muhiti, İsa Bey’e karşı ” şeklinde mektup yazdığını, bu duruma son derece üzüldüğünü, aslında böyle bir şeyin olmadığını ifade ederek İsa Bey’den özür dilemiştir. Mahmut Muhiti, Sati Niyaz adındaki diğer yakın bir adamının ise altınlarını çalıp kaçtığını, şayet imkânı varsa o adamı bulmasına yardımcı olmasını İsa Bey’den rica etmiştir. Bunun üzerine İsa Bey, Bombay valisiyle temasa geçerek, Sati Niyaz’ı yakalatmış ve çalınan altınları Mahmut Muhiti'ye iade ettirmiştir. İsa Bey, Çin’e döndükten sonra Japonlarla savaş halinde olan Hindistan’daki İngiliz yönetiminin, çeşitli vesilelerle Japonlarla temas kuran Mahmut Muhiti’yi tutuklamış olduğunu duymuştur. Bunun üzerine İsa Bey, Çin’deki İngiliz elçiliğiyle irtibata geçerek Mahmut Muhiti’nin serbest bırakılması konusunda çaba sarf etmiştir. Kendisine bir mektup yazarak yardıma ihtiyacı olup-olmadığını da sormuştur. Mahmut Muhiti, İsa Bey’e 12 Ocak 1939 tarihli bir teşekkür mektubu yazarak, gösterdiği bu kadirşinaslığı için şükranlarını bildirmiştir . Mahmut Muhiti hapisten çıktıktan sonra Japonya’ya gitmiş, 1944 yılında Japon işgali altındaki Pekin’e geçmiş ve orada geçirdiği bir beyin kanaması neticesinde vefat etmiştir . Olaylar İklil Kurban’ın iddia ettiği şekilde değil, aynen yukarıda izah edildiği şekilde cereyan etmiştir.

İklil Kurban gerçek dışı iddialarına devamla şunları yazmaktadır:
“… Yıl 1944, Gulca’da Şarkî Türkistan Cumhuriyeti kurulunca Çin yine, İsa Beg’i Urumçi’ye gönderir ve hükümet sekreteri yapar, İsa Beg bu makamın gereği, yeni kurulan cumhuriyete karşı, bu cumhuriyetin lideri Ahmet Can Kasimi’ye karşı Çin yanlısı propaganda öncülüğünü üstlenir. İşte bu sebeple İsa Beg’i, Türkistan istiklalcileri, Bir Çinci ve hatta ‘bir numaralı vatan hainidir’ diye tanımlamıştır… ” diyor.

İklil Kurban’ın Doğu Türkistan tarihini bilmeyenlere bile bu masalı yutturması hayalden öteye gitmez kanaatindeyim. Bununla birlikte dönemin olaylarını teferruatlı bir şekilde incelemiş bir akademisyen olarak sadece bu paragraftaki maddi hataları belirtmekle iktifa etmek istiyorum. Bir defa İsa Bey, 1945 yılında, o da binbir müşkilatla, Doğu Türkistan’a dönebilmiştir. Ayrıca, İsa Bey’in 2 Ocak 1946 tarihli anlaşma ile kurulan Eyalet hükümetindeki vazifesi sadece Hükümet üyeliğidir. Alptekin’in Hükümet Genel sekreteri olması ise 1947 yılında gerçekleşmiştir. Dahası 12 Kasım 1944 tarihinde Gulca’da ilan edilen hükümetin lideri Ahmetcan Kasimi değil Alihan Töre Saguni’dir .

Yazarın bu iddiasının tamamen iftira olduğunu göstermek için 1930-1940’lı yıllarında Doğu Türkistan’da yaşanan olayların canlı şahidi olan merhum Hacı Yakup Anat’ın 2005’te Ankara’da yayınlanan Doğu Türkistan’da Milliyetçilik Hareketi adlı eserine bir göz atmak yeterli olacaktır. Merhum Hacı Yakup Anat eserinde şunları yazmaktadır :

“1930-1940’lı yıllarda Doğu Türkistan’da Çinciler, Rusperestler ve Milliyetçiler olarak üç grup mücadele içerisindeydiler.

a) Çinperestler:
Çin askerlerinin himayesinde vatanı devamlı Çin’in hâkimiyeti altında kalmasını isteyen idealsiz, satılmış, millî münafıklardı. Bunlar Doğu Türkistan’ı Şı cyang (Batı bölge), Dun cyang (Doğu bölge) ve Nan cyang (Güney bölge)lardan ibaret 3 eyalete bölmek istiyorlardı. Hatta bu tasarıyı 1948 yılı Nankin’de açılmış 1. Halk Kurultayı’na teklif olarak getirmişlerdi. Milliyetçi vekillerin karşı çabaları neticesinde tasarı kurultaydan geçmedi. Bunların tipik temsilcileri: ****** Şehidî, Kasım Kurbanî, Nasir Bek, Seyid Ahmed Hoca, Na dey chao (Nasır), Turap Bek, Supibek Haci, Pasar Bek, Nur Bek, Tohti Alem Ahun, Yolbasberk gibi insanlardı.

b) Rusperestler:
Kızıl Rus emperyalistlerinin temsilcileriydi. Amaçları vatanı Rusya’ya bağlamak olan güçlü bir akımın savunucularıydı. Almatı’da çıkarılıp, Doğu Türkistan’a gizlice gönderilen Şark Hakikati Mecmuası o dönemin yukarı teknolojisinden istifade ederek basılmış, Rusperestlerin güçlü propaganda aletiydi. Bu mecmuada Uygur’ların Türk oldukları inkâr edilerdi… Bunların tipik örnekleri Seyfuddin Azizî, Abdülkerim *****uf, Abdukerimhan Mahdum, Zahir Savdanof, gene Rusya’dan Doğu Türkistan’a gizlice sokulan casus Kasım Efendi, General İshakbek başlarında olmak üzere Rusya’da tahsil gören Rusperestler, Almatı ve Taşkent’lerde Vatanoğlu Mansur, Şair Çsti, Y. Şirvanî ve başkaları olup, Doğu Türkistan fikir hayatda en güçlü siyasi bir kuvvet idi. Çünkü bunların arkasında süper Stalin Rusyası vardı.

c) Milliyetçiler:
Üç Efendi başçılığındaki milliyetçilerdi. Bunlar vatanı Çin esareti ve Rus baskısından kurtarmayı maksat edinen, birinci merhalede Yüksek Millî Muhtariyet statüsünü kazanıp, uygun ortam oluşunca istiklalini alacak bir Doğu Türkistan düşlüyorlardı. Aynı zamanda Rusya nüfuzu altına girmeye karşı mücadele veren güçlerdi. Milliyetçilerin, Rusperestler gibi güçlü siyasi, askeri destekçisi olamasa da, milletin manevî gücüne, millî duygusuna dayanan, milletten manevî ilham ve feyiz alan bir siyasî grup idi. Bunların elinde Tanrı Dağ Neşriyatı, üniversite, pedagoji okulları ve çeşitli neşriyatlar vardı ve, güçlü bir milliyetçilik propagandası yürütmüşlerdi.

Dönemin milliyetçi aydınları, yazarlar-edipleri, şairleri ve gençleri:

Abdul-Eziz Mahsum, Emin Vahidi, Bay Azizî, Abdul-Azîz Çengizhan, Hamdullah Tarımî, Polat Kadirî, Hacı Yakub Anat, Abdürrehim Ötkür, Kurban Koday, İbrahim Muti, Abdullah Temen, Hebir Tömür, Settar Makbul, Ertuğrul Sabrî, Hemid Sabrî, Doktor Abdur-Rauf, Fethidin Mahsum, Süleyman Selçuk, Muhammedin Tohti, Abdurehim Coşkun, Abdul Hemithan Kuçarî, İnayetullahan, Niyaz Erol, Polat Abdullah, Hamut Mahmudî, Hasan Haci, Abdul Ehet Haci, Abdul Halîk Haci, Hamdul Ni’meti (Kavan), Abdurrehim Kılıç, Muhemmed Ömer Hacı, Abdurrehim, Ruzi Haci gibi milliyetçiler, Üç Efendiler etrafında olup Doğu Türkistan millî mücadelesini sürdürmüşlerdir…”

Nitekim Rusperestlerin başını çektiği Seyfettin Azizi ise 1997 yılında Pekin’de yayınlanan Ömür Destanları adlı kitabında söyle diyor :

“… Onlar (üç Efendiler kastediliyor) bizi Sovyetperest olmakla itham etmektedirler. Biz Sovyetperest olduğumuzu hiç bir zaman inkâr etmedik. Biz hakikaten Sovyet yanlısıydık. Çünkü Sovyetler Birliği ve komünist sistem sadece Sovyet halkının değil, aynı zamanda dünyada ezilmekte olan bütün mağdur milletlerin hakkını savunmakta olan tek devlettir…”
Milliyetçiler ise “Erk”, “Yalkın” ve “Yurt” adlarındaki gazeteler ile “Altay” adındaki dergilerde sürekli olarak “Dilde, işte, fikirde birlik, biz halkçıyız, biz milliyetçiyiz, biz insaniyetçiyiz, ırkımız Türkdür, dinimiz İslam’dır, yurdumuz Türkistandır”, “Doğu Türkistan’daki Uygur, Kazak, Kırgız, Özbek, Tatar vs’ler ayrı ayrı milletler değil, onların hepsi Türk milletini teşkil eder” propagandasını yürütmüşlerdir .

Milliyetçilerin bu güçlü propagandası hem Sovyetler Birliği’ni hem de Milliyetçi Çin’i son derece tedirgin etmiştir.
Mesela, Muhammed Ruhi Uygur, 1953 yılında Pakistan’da yayınladığı Türkistan adlı eserinde Doğu Türkistan’daki Milliyetçi Çin askerlerinin Başkomutanı Sung Shi-lian’ın 1947 yılında Urumçi’de “Xin-jiang’ı Yeniden Kalkındırma Teşkilatı” tarafından düzenlenen konferansta şunları söylediğini nakletmektedir:

“… Farkına varamamışız. Biz şimdiye kadar Komünizmi Xin-jiang için en büyük tehlike olarak görmüşüz. Ama Doğu Türkistan’daki milliyetçilik ideolojisi Komünizmden çok daha tehlikeliymiş. Komünizmin gayesi hâkimiyeti ele geçirmek ise, milliyetçilik ideolojisinin gayesi bir milleti tamamen zehirlemekmiş…”
Özbekistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin başkenti Taşkent’te yayınlanmakta olan Şark Hakikati adlı dergi ise Nisan 1948 tarihli sayısında şunları yayınlamıştı:

“… Doğu Türkistan’da Kazak, Kırgız, Özbek ve Tatar milletleri yaşıyor. Bu milletler Sovyetler Birliği’nde kendi cumhuriyetlerini kurarak, en tabii haklarını elde etmiş bulunuyorlar. Ama onları ‘Türk’ olarak atamak mümkün müdür? Şimdi Mesut Sabri, Mehmet Emin Hazret ve İsa Yusuf’un yukarıda ismi geçen Kazak, Kırgız, Özbek ve Tatarları ‘Türk’ olarak tanımlamaları, onların Pan-Türkist fikrini açıkça teşvik etmekte olduklarının açık delili değil midir? Bu Pan-Türkistler Uygurların da Türk olduklarını ileri sürmektedirler…”

Bu örneklerden de anlaşılacağı üzere, İklil Kurban’ın yazısında iddia ettiği gibi Doğu Türkistan’daki propaganda savaşı İsa Bey ile Ahmetcan Kasimî arasında değil, Doğu Türkistan’daki milliyetçiler, Rusperestler ve Çinperestler arasında sürdürülen ideolojik bir mücadeleydi. Birilerine “vatana ihanet ettiler” demek gerekiyorsa esas vatan hainleri Doğu Türkistan’da Çin Komünist Partisi’nin hâkimiyetini Mao’ya telgraf çekerek kabul ettiklerini bildiren General Tao ve ****** Şehidi’nin başını çektiği Çinperestler olmalıdır .

O dönemlerde Doğu Türkistan’da sürdürülen bütün bu propaganda savaşına rağmen “Rusperest” ile “milliyetçiler” birbirleriyle çok yakın ilişki içerindeydiler. Bu iki grubun benimsedikleri ideolojiler ve izledikleri siyaset birbirine benzemese de, her iki grubun maksadı Doğu Türkistan’ın bağımsızlığı idi. Bunlar devamlı olarak birbiriyle görüşür, sohbet eder ve fikir alış-verişinde bulunurlardı. Erkin Alptekin o sıralarda henüz 10 yaşında olmasına rağmen, bu iki gurubun görüşmeler sırasında birbirleriyle şakalaştıklarını çok iyi hatırladığını sohbetlerimiz sırasında ifade etmiştir. Hatta Erkin Alptekin herkesin bir lakabının olduğunu ve birbirlerine bu lakaplar ile seslendiklerini çok net hatırladığından da bahsetmiştir. Özellikle Ahmetcan Kasimi, Abdülkerim ***** ve Rahimcan Sabirilerin İsa Bey’i ziyaret etmek için evlerine geldiklerini söyleyen Erkin Alptekin merhum b****ı İsa Bey’in seyahatta olduğu zamanlarda evlerine gelip merhume annesi Fatma Hanım’a “bir ihtiyaçları olup olmadığını” sıkça sorduklarını da hatırladığını belirtmiştir. Bu görüşmelerimizde Erkin Alptekin Bey; “Bir defasında annem evde kömür kalmadığını ifade edince, Ahmetcan Kasimî derhal telefon edip evimize kömür getirtmişti” anısını da bizimle paylaşmıştı.
Erkin Alptekin, Ahmetcan Kasimi ile İsa Yusuf Alptekin arasındaki, herne kadar siyasî yolları hiç kesişmese de, dostluğun ve birbirine güvenin nişanesi olarak şu hatırasını da bizimle paylaşmıştır: “Ahmetcan Kasimî, 2 Ocak 1946 tarihinde Urumçi’de Milliyetçi Çin ile kurulan Koalisyon Hükümeti’nin başkan yardımcısı sıfatıyla Çin’de katıldığı bütün toplantılarında yapacağı konuşmanın Çince tercümesini, muhtemelen başkalarına güvenmediği için, babamdan yapmasını rica ederdi”.
İklil Kurban hırsını alamamış olacak ki, İsa Bey’e karşı sürdürdüğü karalamaları şimdi İsa Yusuf Alptekin’in hayatta olan iki oğlu Erkin ve Ilgar Alptekinler’e yönelterek şunları yazmaktadır:

“… Günümüzün Türkiye‘sinde İsa Beg’i eski ihanet görevini oğlu üstlenmiş bulunmaktadır. İstanbul’daki Şarki Türkistan Vakfı'nın başkanı konumuna getirilen (kim getirdiyse) Ilgar Alptekin, Çin’in Türkiye’deki Uygur karşıtı eylemlerine destek veren şu bildiriyi yayınlamıştır: ‘Bizim vakfımız siyasetin dışındadır!’”

Doğu Türkistan Vakfı’nda Rıza Bekin Paşa’nın vefatından sonra yaşananların ifade edilmesi İklil Kurban’ın hezeyanlarını da ortaya koyacaktır. Şöyleki; İstanbul’daki Doğu Türkistan Vakfı’nın eski başkanı Emekli General Rıza Bekin Paşa’nın vefatında sonra Vakıflar Genel Müdürlüğü İstanbul 1. Bölge Müdürlüğü, 3 Kasım 2010 tarih ve 2373 sayılı bir Denetim Raporu hazırlayarak, Doğu Türkistan Vakfı’nın (DTV) 1978 yılında kabul edilen Vakıf Senedi’nin ruhuna uygun olarak yasallaştırılmasını istemiştir. Bu amaçla hayatta olan ilk 5 Kurucu üye ile hayatta olan ilk 4 Mütevelli heyet üyesi toplam 9 kişi, ilgili rapor doğrultusunda 12 Mart 2011 tarihinde toplanmıştır. Vefat eden 12 üyenin yerine bir defaya mahsus olmak üzere 12 yeni üyeyi seçmiş ve Vakıf Senedi’nde öngörülen 21 üye sayısına ulaşmıştır. Ilgar Alptekin de halen hayatta olan ilk 4 Mütevelli heyet üyesinden biri olması hasebiyle yasal olarak 21 kişiden oluşan DTV’nin Mütevelli heyetindeki yerini almıştır. Mütevelli heyet üyeleri 12 Mart 2011 tarihinde toplanarak yeni yönetim kurulu üyelerini seçmişlerdir. Ilgar Alptekin de Mütevelli heyeti üyelerinin oylarıyla DTV Yönetim Kurulu Başkanlığına seçilmiştir. Ilgar Alptekin, DTV Yönetim Kurulu başkanı olarak görev yaptığı sekiz ay zarfında, mesai arkadaşlarıyla birlikte Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün talep ettiği bütün yasal işlemleri tamamlamıştır. Yönetim Kurulundaki diğer arkadaşlarıyla da bir yol haritası hazırlayan Ilgar Alptekin, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Teşkilatı’nın şemsiyesi altında bir talebe komitesi kurulmasına karar vermişlerdir. Bu suretle Doğu Türkistan’dan ülkemize eğitim gayesiyle gelen talebelerle ilgili işlemler bir düzene oturtulmuştur. Başta Ilgar Alptekin olmak üzere Yönetim Kurulu’nun oybirliği ile DTV’nin mali yapısını şeffaflaştırmak için kararlar alınmıştır. Bununla da yetinmeyen Vakıf Yönetim Kurulu, DTV’nin Türkiye’deki Doğu Türkistan Dernekleriyle yakın işbirliği içinde olmasına özen göstermiş ve Mayıs-Aralık 2011 tarihleri arasında iki bilgi şöleni, bir konferans ve üç anma töreni düzenlenmesinde rol oynamıştır. Ilgar Alptekin hususî işlerinin yoğunluğu dolayısyla 15 Ocak 2012 tarihinde Doğu Türkistan Vakfı Yönetim Kurulu Başkanlığı’ndan istifa ederek, ailece yaşamakta olduğu Samsun’a dönmüştür. Yerine Mehmet İsa Artuş adında bir üye seçilmiştir.

Ilgar Alptekin, İklil Kurban’ın iddia ettiği gibi, hiç bir yerde ve hiç bir zaman “Bizim vakfımız siyasetin dışındadır” diye bir bildiri yayınlamadığını tarafımıza ifade etmiştir. Ayrıca vakıf veya derneklerin siyasetle uğraşması Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına göre de mümkün değildir. Siyasetin yapılacağı yerler siyasi parti veya kuruluşlardır. Ilgar Alptekin muhtemelen DTV’nin öncülüğünde her sene Doğu Türkistan’dan burslu olarak okumak için Türkiye’ye gelmekte olan 100-150 arasındaki talebeyi Çin nezdinde zor durumda bırakmamak için DTV’nin siyasetin dışında tutulmasında fayda olduğu görüşünü savunmuştur.
Çinlilerin “Alptekin” adından son derece rahatsız oldukları bilinen bir gerçektir. Zaman zaman Alptekin ailesinin bireyleriyle yaptığımız sohbetlerde bu konular da gündeme gelmiştir. Mesela bununla alakalı olarak Ilgar Alptekin’in yaşadığı şu hatırayı burada zikretmeden geçemeyeceğim. Ilgar Alptekin, 1996-1998 yılları arasında Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’te THY müdürü olarak görev yapmıştır. Zikredilen dönemde hem bir akr****ının isteği, Kırgızistan ile Doğu Türkistan’ın sınırdaş olması hasebiyle, hem de memleketini ve yaşamakta olan akrabalarını görmeyi arzu eden Ilgar Alptekin’in yaşadıklarını kendi ifadeleriyle aktarmak yerinde olacaktır; “Benim Bişkek’teki vize olayım şöyle; Amcamın oğlu Buğda Abdullah ile yaptığım telefon görüşmesinde, beni memlekete davet etti. Bende cevaben, herhalde vize vermezler dedim. Buğda bana davetiye göndereceğini söyledi. Yanılmıyorsam davetiyeyi ‘Muhacirler işhanesinden’ onaylatıp gönderdi. Bende gerekli evrakları tamamlayıp yanıma bir tercüman alarak Çin Konsolosluğu’na gittim. Görevli incelemeyi yaptıktan sonra ‘Sen Türk vatandaşı olduğundan Vizeni Türkiye’den alman lazım’ dedi. Bende ‘Ben burada THY Müdürü olarak görev yapıyorum. İkamet iznim pasaportta mevcut. Turist olarak gelmiş olsaydım dediğiniz gibi Türkiye’ye dönüp almam gerekirdi’ dedim. Bunun üzerine bana Türkiye Cumhuriyeti Bişkek Elçiliği’nden Kırgızistan’da görevli olduğuma dair yazı getirmemi istedi. Genelde bu tür yazıyı Konsolosluk veriyordu. Ama Büyükelçimiz bizatihi kendisi Çin Büyükelçiliği’ne hitaben yazı verdi. Sonuçta bir ALPTEKİN olduğum için gene de vize vermediler”.

Siyasetle uğraşan pek çok Doğu Türkistanlının vize alıp, elini kolunu sallaya sallaya Doğu Türkistan'a gidip-geldiği bir sırada “Alptekin” adı dolayısıyla Doğu Türkistan’dan gelen öğrencilere zarar verilmiş olsaydı muhtemelen İklil Kurban ve benzerleri mutlu olurlardı. Ancak bu durum olsa olsa birçok masum genci mağdur ederdi. Bu durumda Ilgar Alptekin herhalde tefe konulup çalınırdı.

İklil Kurban, İsa Bey’i karalama kampanyasında kaynak olarak genelde Yaş Türkistan dergisinde yer alan yazıları, kendi yazdığı eserleri (!) ve Doğu Türkistanlı tarihçi Polat Kadiri’nin 1948 yılında Urumçi’de yayınladığı Ülke Tarihi ni kaynak olarak göstermektedir. Şimdi ise bunları inceleyelim:

Yaş Türkistan dergisi 1930’lu yıllarda Nazi Almanyası’nda yayın hayatına başlamıştır. Japonların yaptığı gibi, Nazi Almanyası da Sovyetler Birliği’ndeki Türk boylarının desteğini alabilmek için bazı Batı Türkistanlı ileri gelenlere maddî destek vererek Yaş Türkistan dergisinin Berlin’de yayınlanmasını sağlamıştır. Bu nedenle, İklil Kurban’a benzer bazı kimseler söz konusu dergiye mektup yazıp İsa Bey’e karşı iftira atmaya çalışmışlardır. Yukarıda da ifade etmiş olduğumuz gibi bunlardan bir tanesi Mahmut Muhiti'nin yakın adamlarından olan Emin Damolla’dır. Lakin Emin Damolla, Hindistan’a geldikten sonra Mahmut Muhiti’ye yüz çevirmiştir. Mahmut Muhiti’nin bilgisinin dışında “Mahmut Muhiti İsa Bey’e Karşı” diye yukarıda bahsini ettiğimiz mektubu yazmıştır. Böyle bir mektubu yazmasının sebebini araştırmalarımız sırasında bulamadık. Bununla birlikte kanaatimiz Mahmut Muhiti ile İsa Bey’in Hindistan’da görüşmesini engellemek için yazmış veya kendisine yazdırılmış olabilir. Her halükarda Mahmut Muhiti bu mektubun kendi bilgisi dışında yazıldığını ifade ederek İsa Bey’den özür dilemiştir.

Yaş Türkistan’a mektup yazarak İsa Bey’i kötülemek isteyen diğer bir zat ise Abdul Aziz adlı bir Doğu Türkistanlıdır. Abdul Aziz, Çin’de İsa Bey’in çıkardığı Çinî Türkistan Avazı ve Han Tengri dergilerini “Türkistan ismini kullanıyor” ve “bölücülük yapıyor” diye devamlı olarak Merkezi Çin Savunma Bakanlığı’na şikâyet ederek, bu dergilerin kapatılmasına, mallarının müsadere edilmesine ve İsa Bey’in Divan-ı Harp Mahkemesi’ne verilmesine sebep olan şahıstır . Bunun dışında Yaş Türkistan dergisine müstear isimlerle İsa Bey’e karşı yazı yazanlar da vardır. Yıllar sonra bu yazılar İklil Kurban ve benzerlerine bir malzeme olmuştur. Daha doğrusu bu yazılanların doğruluk derecesini incelemek gereğini görmeden, “mal bulmuş mağribi” gibi bu iftiraları seve seve kendi karalamalarında kullanmışlardır. Yaş Türkistan dergisinin bu tür yazıları yayınlamasındaki sebepler de ayrı bir çalışma konusudur. İleride buna da belgelerle bir açıklık getirmeyi düşünüyoruz.

İklil Kurban’ın kaynak gösterdiği kendi eserlerinde tarihi gerçekler saptırılmış, yalan-dolan ve iftiralarla doldurulmuştur. Bu yalan-dolan ve iftiralarını ispat edecek bir tek belge ise ortaya koyamamıştır. Nitekim Marmara Üniversitesi 1980’li yıllarda İklil Kurban’ın hazırlamış olduğu yüksek lisans tezini reddetmiştir. Buna rağmen İklil Kurban’ın reddedilen tezinin tekrar nasıl kabul edildiği de ayrıca bir soru işaretidir. Bu zat hazırlamış olduğu yüksek lisans ve doktora tezlerinde o “hain” ilan ettiği İsa Bey’in “Esir Doğu Türkistan İçin” adlı eserinden ve İsa Bey ile aynı durum ve konumda olan Mehmet Emin Buğra’nın “Şarki Türkistan Tarihi” adlı eserinden güvenilir kaynak olarak yararlanmış ve onlarca yerde dipnot göstererek kendi iddialarıyla çelişkili bir durum sergilemiştir. Akademik hayatındaki yaşadıklarını Gerçekler ve Yalanlar adlı eserinde bütün teferruatlarıyla anlatan İklil Kurban, ne hikmetse eserlerinin Türk Tarih Kurumu’nda nasıl basıldığına dair tek bir kelam bile etmemektedir. Yine ne acizliktir ki, İklil Kurban hayatınında bulunan kişilerle ilgili olarak eleştirilerini, erdemden yoksun bir şekilde, emekli olduktan sonra kaleme alma cesaretini(!) gösterebilmiştir. Ona göre Prof. Dr. Dursun Hakkı Yıldız, Prof. Dr. Mehmet Pakalın, Prof. Dr. Abdülhaluk Çay, Prof. Dr. Mehmet Saray ve Prof. Dr. Nadir Devlet gibi ülkemizin saygın bilim adamları seviyesiz, kendi hakkını gasp eden kişilerken, kendisi “sütten çıkmış ak kaşık” gibi hayatı boyunca herkes tarafından haksızlıklara maruz bırakılmıştır. Adlarını zikrettiğimiz bu saygıdeğer hocalarımızın başka işleri-güçleri yokmuş gibi, hayatı boyunca bir doktora payesi, onu da nasıl aldığı meçhul, almaktan ve etrafındakilere iftiralar atmaktan başka işe yaramayan İklil Kurban’la uğraşmışlardır. Sayın Kurban’a tavsiyem eğer bulabilirse, Hakkı Dursun Yıldız Hoca’nın cenaze merasimi fotoğraflarına bir bakmasıdır. Yaşı ilerlemiş bu şahıs en azından öldüğü gün tabutunu taşıyacak dört insan bulunup-bulunamayacağını düşünmelidir, derim…
Mademki İklil Kurban, Doğu Türkistanlı tarihçi Polat Kadiri’nin 1948 yılında Doğu Türkistan’da yayınladığı Ülke Tarihi’ni kaynak olarak göstermiş, biz de bu eserden Polat Kadiri’nin İsa Bey’le alakalı yazdıklarını İsa Yusuf Apltekin’i daha iyi anlayabilmek gayesiyle, örnek olarak verelim:

“…İsa Bey, Çin’de bulunduğu sırada, her fırsatta, Doğu Türkistan davası için çok yararlı faaliyetlerde bulundu. Çinlilerin Doğu Türkistan’daki Çin zulmünü, Çin gazetelerine ilan vermek suretiyle hem Çin ve hem de dünya kamuoyuna duyurmaya çalışması, Doğu Türkistan’daki Çin Genel Valisi Şin Si-sey’i son derece tedirgin ediyordu. Bu nedenle Şin Si-sey de Çin’deki büyük gazetelere ilan vermek suretiyle, İsa Bey’i bazen ‘Amerikan emperyalistlerinin casusu’ bazen de ‘Japon militaristlerinin casusu’ olarak damgalamaya çalışıyordu…”

Doğu Türkistanlıları “cahil”, Doğu Türkistan davasını destekleyen Türkiye’deki milliyetçi ve maneviyatçı kardeşlerimizi “yerel-dinsel zihniyet”e sahip olmakla kendince aşağılayan ve İsa Bey’i bir “hain” olarak karalamaya çalışan İklil Kurban’ın kendisi acaba nasıl bir insandır? Doğu Türkistanlıları cahil olarak lanse eden bu zata kendisinin de bir Doğu Türkistanlı olduğunu herhalde birilerinin hatırlatması gerekiyor. Bu durum aklıma “merdi kıpti şecaat arzederken sirkatin söyler” sözünü getirdi.
İklil Kurban’ı şahsen tanımama rağmen, bu yazdıklarından anladığım kadrıyla o, son derece art niyetli ve geçimsiz bir insandır. Bu nedenle de hiç bir yerde tutunamamıştır. Marmara Üniversitesi başta olmak üzere Türkiye’de çalıştığı her kurumda mesai arkadaşlarını geçimsiz, kendisini ise kusursuz görmesi bu hasletlerinden kaynaklanıyor olsa gerektir.

Peki, herkese bir kulp bulan İklil Kurban kimdir?
İklil Kurban’ın annesi Tatar, b****ı ise Tungan’dır . Doğu Türkistanlılar Çinli Müslümanlara “Tungan” derler. Kendisi Doğu Türkistan’da doğmuştur. İlk eşinden İlcen adında son derece kibar, akıllı ve çalışkan bir kızı vardır. İlcen, 1985’lerde Münih’ten yayın yapan Hürriyet Radyosu’nun Tatar-Başkırt bölümünde çalışmaya başlamıştır. İlcen ve b****ı hakkında bilgilerini sorduğumuz Erkin Alptekin ise konu ile alakalı olarak şunları ifade etmiştir. “İlcen boş zamanlarında büroma gelirdi. Oturup pek çok konuda sohbetleşirdik. Beni bir ‘ağabey’ olarak telakki ettiği için zaman zaman bana içini dökerdi. Anladığım kadarıyla b****ıyla ilişkisi pek yoktu. İklil Kurban şimdi Roza adında bir Tatar hanımıyla evli olup, 15 yaşlarında bir erkek evlatları vardır. İklil Kurban’ın eşiyle birlikte Tatar muhalefetini temsil ettiklerini kendilerini takip edenler tarafından bilinmektedir. Bir ara tanınmış Tatar yazarı, eski milletvekili ve şimdide bir Tatar sivil toplum örgütü başkanı olan Fevziye Bayramova hanımla sıkı işbirliği halinde olduklarını duymuştum. Lahey’deki kısaca UNPO olarak tanınan BM’de Temsil Edilmeyen Milletler Teşkilatı’nın toplantılarına katılmak için Tataristan’dan gelen bazı Tatar kardeşlerimizden duyduğuma göre, Tatarlar bile şimdi İklil Kurban’dan bıkmış durumdalar. Kazan Tatarlarının UNPO’ya üye olarak alınmasında çok rol oynamıştım. Kazan’da, Doğu Türkistan’dan kaçıp Tataristan’a sığınan Tatar asıllı bir hayli aydın var. Onlarla yakın temas içindeyim. Birkaç kez beni Tataristan’a davet etmelerine rağmen sağlık nedenleriyle bir türlü gidemedim. Kısmet olursa ileride Tataristan’ı mutlaka görmek istiyorum. Şahsen ben Tatarları Batı medeniyetiyle ilk tanışan Türk boyu, medeni, bilgili ve kültürlü insanlar olarak tanırım. Bu nedenle benim en yakın üç arkadaşım Tatar’dır. Urumçi’de ilkokul öğretmenim de bir Tatar hanımdı. Her ne hikmetse İklil Kurban, Tatarların bu medeniyetinden, bilgisinden ve kültüründen hiç nasiplenememiş. Yeltsin döneminde Rusların Tatarlara tanıdığı pekçok hak, Putin döneminde tedrici olarak gasp edilmeye başlanmıştır. Şu anda Tatarlar kendi millî ve dinî benliğini koruyabilmek için insanüstü gayret sarf etmektedirler”.

Şayet İklil Kurban kendisini bir Tatar olarak telakki ediyorsa, o zaman Tatarların hakkını savunmak için yapacağı pek çok iş olsa gerek. Fakat bu zat Tatarların dertleriyle uğraşmak yerine İsa Bey’e çamur atmayı tercih etmektedir. Bilmediği veya bilip de işine gelmeyen gerçek ise “Güneşin balçıkla sıvanmayacağı”dır.

İklil Kurban’ın b****ının Tungan olduğunu yukarıda belirtmiştik. ABD’de b****ını yakından tanıyan Ma Si-min adında bir Tungan vardır. Erkin Alptekin, ABD’ye yaptığı ziyaretlerde kendisiyle birkaç defa görüştüğünü bendenize ifade etmişti.
Tunganlar son derece şoven bir topluluktur. Müslüman oldukları halde Doğu Türkistan’daki Müslüman-Türklerden nefret ederler. Ana dilleri Çince olduğu için kendilerini Doğu Türkistan Türklerinden çok Çin’e yakın hissederler. Bu nedenle de Doğu Türkistan Türklerinin Çin’e karşı düzenledikleri bütün ayaklanmalarda Çin’i desteklemiş, Doğu Türkistan Türklerine karşı Çin’in yanında savaşmış ve Doğu Türkistan Türkleri arasında büyük katliamlar yapmışlardır .

Nitekim 1931 yılında Doğu Türkistan’da Çin’e karşı patlak veren istiklal mücadelesi liderlerinden olan merhum Mehmet Emin Buğra eserinde Tunganların Doğu Türkistan Türklerine karşı giriştiği katliamları kısaca şu şekilde anlatmaktadır :
“Yaradılışında maceraperest olan Ma-Cung-Yin, Kumul inkılâbından haber alır almaz, yukarıda söylediğimiz gibi, 3000 kadar askerini alarak Kumul’a geldi. Hoca Niyaz Hacı onu Müslüman olduğu için iyi karşıladı ve birlikte düşmana hücum etti, ama, Ma-Cung-Yin, Kumul’da Çinli ve Türkistanlıları hiç ayırmadan soymaya koyuldu. Hoca Niyaz’ın haklı itirazlarını dinlemedi; binlerce silah, sayısız mal ve para ele geçirip düşmanın hücumu karşısında Hoca Niyaz Hacı’yı yalnız bırakarak Sucu’ya kaçtı. Böylece, iyice kuvvetlenmekte bulunan Kumul inkılâpçılarının zayıf düşmesine sebep oldu… Yukarıda söylendiği gibi Ma-Cung-Yin, Urumçi’den kati surette yenilerek Karaşehir’e geldikten sonra İli’den kaçıp Kûça’ya gelmiş bulunan 5,000 Tungan askerini kendi kuvvetlerine katarak bir daha kuvvetlenmiş bulunuyordu. … Rus bombardımanından kaçan Ma-Cung-Yin, Martın sonlarında Kaşgar’a geldi. 10.000’den fazla askeri vardı. 28 Mart’ta Yenihisar’a hücum etti. Cephe kumandanı kardeşim General Nurahmet, şiddetli müdafaadan sonra Yenihisar kalesinde muhasara edilerek mudafaaya geçti. Bu haberi alan öteki kardeşim General Abdullah, Sabit Damolla ve General Mahmud, askerleriyle Yenihisar’a koştular. Bu haberi alan Ma-Cung-Yin de mühim kuvvetiyle geldi. 1 Nisan’da savaş başladı. Çok geçmeden General Mahmud’un askeri bozularak kaçtı. General Abdullah savaşı idare ederken geç vakitte şehid düştü ve askeri perişan oldu. General Nurahmet 3,000 kişilik kuvvetiyle düşman karşısında yalnız kalarak, Doğu Türkistan tarihinde görülmemiş kahramanlıkla çarpıştı. 10 Nisan’da 10,000 düşmanla boğuşan kahraman Nurahmet, 2500 askeriyle beraber şehid oldu…”

Eğer İklil Kurban kendisini bir “Türk” olarak telakki ediyorsa, o zaman Tunganların, Doğu Türkistan Türklerine karşı giriştiği bu hıyanet ve katliamlar hakkında ciltler dolusu kitap yazmalıdır. Ama o muhtemelen “amca” olarak kabul ettiği Tunganlar aleyhinde tek kelam etmezken, Doğu Türkistan’da “Hocalar Devri” olarak da bilinen dönem hakkında bir doktora çalışması ve akabinde ömrü hayatı boyunca da din düşmanlığı yapmaktan geri durmamıştır. Bununla da hızını alamayan Kurban, İsa Bey’le uğraşmayı kendisine vazife addetmiştir. Sen Kurban (!) olasın o lidere ki, senin için sadece “çok kusurlu insanmış ” demekten başka bir kelam ağzından çıkmamış, kaleminden yazıya dökülmemiştir.

Sonuç olarak kanaatimce Alptekin ailesinin suskunluğu acizliklerinden değil asaletlerinden ileri gelmektedir. Ama İklil Beg(!)’in bilmesini isterim ki, Alptekin ailesi bir Türkiye’dir, bir İslam âlemidir, bir Türk dünyasıdır. Ahlak ve vicdan sahibi, hak ve hakkaniyetten yana tavır koyabilen, bilimsel değerleri benimsemiş, enine sonuna araştırmadan eline kalem almayanlar var oldukça, İklil Kurban’a yaptığının yanlış olduğunu olduğunu hatırlatanlar mutlaka çıkacaktır. Merhum Mehmet Emin Buğra, Çinlilerle “Kalem Küreşi”ni iyi yapardı. Ne bilelim birgün Doğu Türkistan için bir Çinli ile değil de bir Çinli Müslümanın evladı ile kalem güreşi yapacağımızı...

Yararlanılan Kaynaklar
A. Recep Baysun Türkistanlı, Türkistan Millî Hareketleri, İstanbul 1943.
Alihan Töre Şagunî, Türkistan Kaygısı, (çev. Kutlukhan-Edikut Şakirov-Oğuz Doğan), Wüzburg 2006
Alptekin İsa Yusuf; Doğu Türkistan Davası, Marifet yay., İstanbul 1981.
------------------------; Doğu Türkistan İnsanlıktan Yardım İstiyor.
------------------------; “Temir parda arqasındaği Şarqî Türkistan”, Millî Türkistan, LXXIV, (1951) s. 23-27.
------------------------; Demir Perde Arkasındaki Müslümanlar.
------------------------; Esir Doğu Türkistan İçin I-II, (haz. Ömer Kul), Berikan yay., Ankara 2007, 2010.
------------------------; Resimli Doğu Türkistan.
------------------------; Büyük Türkistan Hakkında Muhtıra.
------------------------; Doğu Türkistan’ın Hür Dünyaya Çağrısı.
------------------------; Unutulan Vatan Doğu Türkistan, Seha yay., İstanbul 1992.
Anat, Hacı Yakup; Doğu Türkistan’da Milliyetçilik Hareketleri: Makaleler, (haz. Soner Yalçın), Ankara 2005.
Benson, Linda; The Ili Rebellion, M.E. Sharpe Inc., Armonk, New York, 1990
****** Şehidî, Şincangdiki 50 Yılım, Milletler Neşriyatı, Pekin 1999.
Buğra, Mehmet Emin; “Doğu Türkistan’a Dair”, Türk Kültürü, No: 21, (1964)
------------------------; Doğu Türkistan Tarihî, Coğrafî ve Şimdiki Durumu, İstanbul 1952Forbes, A.D.W.; Doğu Türkistan’daki Harp Beyleri (Doğu Türkistan’ın 1911-1949 Arası Siyasi Tarihi), (çev. Enver Can), DTV Yay., Münih 1990.
Gayretullah, Hızırbek; Uzaklara Balam, ed. Ömer Kul, Toker yayınları, İstanbul 2009.
Gökçe Yükselen Abdurrezzak, “Kanlarını Mürekkep Yapanlar”, Gökbayrak, No: 80, Kayser 2007.
Hayit, Baymirza; Türkistan Devletlerinin Milli Mücadeleleri Tarigi, TTK, Ankara 1995.
“İbtidai Mektepler Üçün Okuma Kitabı”, Nankin, 1948.
Kul, Ömer; “Osman Batur Doğu Türkistan Milli Mücadelesi (1911-1955)”, İstanbul Üniv., Sosyal Bilimler Enst., Doktora Tezi, İstanbul 2009.
------------------------; Osman Batur Han, Doğu Türkistan Göçmenler Derneği Yayını, İstanbul 2011.
Kurban, İklil; Doğu Türkistan İçin Savaş, Ankara 1995.
------------------------; Gerçekler ve Yalanlar; Anılar Yansımalar (1943-2007), Ankara 2007.
------------------------; Şarki Türkistan Cumhuriyeti: 1944-1949, Ankara 1992.
------------------------;http://www.haberiniz.com.tr/yazilar/koseyazisi46090-Isa.Beg-Kimdir.html/15.02.2012.
Li Sheng, Çin’in Xin-jiang Bölgesi Geçmişi ve Şimdiki Durumu, (çev. Xu Xinyue), Xin-jiang Halk Yayınevi, Urumçi 2006.
Lensen, G. A.; “Yalta and the Far East”, The Meaning of Yalta, ed. J. L. Snell, Baton Rouge 1956.
Muhammed Ruhi Uygur, Türkistan, Wakf yayınevi, Karaçi 1953.
Nyman, Lars Erik; Great Britain and Chinese,Russian and Japanese Interests in Xinjiang, Munksgaard, Kopenhag 1977.
Prof. Dr. Ahmet Şükrü Esmer'e Armağan, Ankara üniv., Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayını, Ankara 1981.
“Şarki Türkistan Meseleleri”, Yaş Türkistan, S. 106, (1939), s. 5-6, (4280-4281).
“Bir İsimsiz Risalenin İçyüzü” Yaş Türkistan, S. 116-117, (1939), s. 50-51 (4785-4786).
Türkistan Şehitleri, DTGC Yay., İstanbul 1969.
Stettinius, E. R.; Roosevelt and the Russian: The Yalta Conference, London 1950.
Yılmaz Hüseyinoğlu Polat, “Alixan Törə Saquni ve Onun Şarqi Türküstanın Azatlığı Uğrunda Mübarizəsi”, Basılmamış Doktora Tezi, Qafqaz Universitesi, Bakı 1999.
Yalçın, Soner; Hacı Yakup Anat: Hayatım ve Mücadelem, Özkan Matbaacılık, Ankara 2003.
Seyfeddin Azizi, Ömür Destanı, Pekin 1997
Polat Kadiri, (Ülke Tarihi) Baturlar: Doğu Türkistan Millî Mücadele Tarihi: 1930-1949”, (çev. Ömer Kul), Berikan yayınevi, Ankara 2009.
Togan, A. Zeki Velidi Umumi Türk Tarihine Giriş, Enderun Yayınevi, İstanbul 1981.

Ekler:
Ek-1: Hicaz Kurultayı karar sureti metni
Ek-2: Mahmut Muhitî’nin İsa bey’e yazdığı metup
Ek-3: Erk gazetesinin kupürü
Ek-4: İsa Yusuf Alptekin’in Çin’de çıkardığı Derginin kapatılmasına, mallarının müsadere edilmesine dair belge

Unregistered
03-02-15, 10:26
bu Torbet Uyghurlarning Ortaq Til-yeziqi Uyghurche qollunidhan meydan. eger bir Turkche Torbetke Turkler oquyalmaydighan Uyghurche Maqaleni zomu-zo chaolap qoysingiz Turkler Kotingizge tepip sizni Saxtikar dep haydaydu. Qazaq , qirghiz Tatarlarmu shundaq. bu torbette Uyghurlargha ait zor Mesililerni Uyghurche bilmeydighan Alim Qul kebiler
qandaq bilsun? Turkche bir nersilerni chaplap qoyup Satqun Eblexlerni "Turk" ,"Turkiye", "Altiok (Turkiye) Niqawi bilen Tere-Taraqshitip qoghdap kelgen, "Turk"Namini suyi-istimal qilip Turklerni Uyghurlargha Dushmen korsitip kelgen xitay jasusliri , Qatillar emdi Uyghur we Turklerning Olum Jazasigha Mehkumdur.

"Biz bilmeydighan Tarix"ni oqumighan bolsaq Kashki, Satqun Isa Yusupni kormigen bolsaq... bizni aldash mumkin bolar idi?!
emdi Kech qaldinglar.

„.... Meyli eqi, yaki qarisi, qizili bolsun –hemmesi bir ‚chentu’. Ahmetjan, Mesut, Mehmet Emin, Eysa bular gerche yol, ish heriket usulida bir-biri bilen perqi bolsimu, ularning meqset nishani bir, yani mustaqilliq. Shunung üchün bu chentulargha hergizmu ishenmeslik kerek. Biz Xinjiangni qolimizda tutp qalimiz desek chentular arisidiki ziddiyetni kücheytish, ularning birlighini buzush ve xususen iradisi ajiz söhretperestlerdin paydilinishni bilishimiz, yene shundaqla qorqutush, tehdit selish astida tutushimiz lazim...“

yuqurda yezilghanlar shu chaghdiki Gomiondang Xitaylirining tetur teshwiqati bolup, hazirqi Xitay hokumiti bilen oxshash aldamchiliq qilghanliqini korsutudu.

yeni: "DUQ terorist teshkilat", "rabiye qadir zhong goni parchilaymen dewatidu", "DUQ diki 9 kishilik siyasi paaliyetchiler we Dilshat, Elshatlarni hokumitimiz qattiq teqip qiliwatimiz" - degenler bilen oxshash tetur teshwiqatni jang keyshi xitaylirimu qollanghanliqi ashkare. her ikki xitay arimizdiki ozidinmu better satqunlarni uyghurlargha yol bashlighuchi qilip ishendurush uchun 80 yildin biri Isa Yusuplerni moshu addi aldamchiliq bilen uyghurlargha "Lider"qilip tengip kelmekte.

Isa yusup, erkin isa we "9 kishilik siyasi paaliyetchiler" uyghurlarning Dushmini bolup, ularning qilmishliri towendikiche:

Uyghur Millitining Dushmenliri Towende Nahayiti Iniq Ayrilmaqta. Ular ozini :“Xitay teqip qiliwatqan 9 kishilik siyasi paaliyetchiler biz“dep Saxtekarliq, Yalghanchiliq qilip, Ozini-Ozi Aldapla qalmastin, Xotun-bala-Chaqilirini, Jamaetni, Uyghur Millitini, Janabi Allani Aldawatidu. Ularning towendiki Qilmishliri Ularning Kim ikenlikini Ispatlaydu.
______

Bu qilmishlar Gunamu? - Jinayetmu?.

“1-Oktebir Uyghurlarning Matem Kuni” - digen Erkin Isa, Perhat Memet we DUQ mesulliri.
* “Kanadada Jumhuriyet Bayrimi Otkuzulidu”- digen “Surgun hokumet”we Ilani.
* “Surgundiki Hokumitining Dolet Ziyapiti Berish Ilani”, - Ministirlar Heyiti Ilani.
* “Ay Yultuzluq Kok Bayraqning Jewlan qilishi” - Perhat yorungqash ilani.
* “Istiqlal Marshini oqulush”- DUQning 5 xitay ghelbe qilghan Miyunxindiki Ishxanisida.
* “Xitay Dimokratchiliri Tetqiqat qilip beiwatqan Fidratsiyon (Xitay birliki)- Musteqning ozidur. Uyghur milli herikiti bu Musteqilliqqa teyyar turushi lazim”- Perhat Yorungqash Maqalisi.

** “Ay Yultuzluq Kok Bayraqning Jewlan qilishi”mu moshu „Fidratsiyon (Xitay birliki) uchun –peqet moshu maqalining ichide we ular oyushturghan Namayishlarda.

** “Uyghurlar hokumettin umudini uzdi. Umudini 20yildin kiyin xitayda bolidighan Dimokratik ozgurushlerge baghlidi”-perhat yorungqash we Erkin Isa BDT insane heqliri yighinida qilghan sozdin elindi.

** “Men Uyghurlargha wakaliten xitay bilen qoshulup ketish(Xitay birliki)ni qobul
qilimen”- degen DUQ Reisi Erkin Isa yusup.(1994-yili Turkiye Gizitisin)

** „Chin (Xitay)Milliti Intayin Mediniyetlik we kuchluk…“ – degen DUQ Reisi Erkin Isa yusup 2002-yili Turkiye TV Qanali (TRT) de Sozligen.

** „1-Oktebir Uyghurlarning Matem Kuni“ dep ilan qilghan DUQ Reisi Erkin Isa we barliq mesulliri.

** „Musteqilliqni tilgha almasliq shertidiki Uyghur-Xensu kilishimnamesi“ge Imza
qoyghanlar : Ablikim Baqi Istambul Dernekte, erkin Isa, Dolqun Isa Estoniyede.

** “Biz Uyghurlar Musteqilliq telep qilmaymiz”- degen DUQ Reisi Rabiye Qadir, Enwerjan, Dilshatlar … 5-Iyul Qirghinchiqiliqining Harpisi. Italiye.

** “ Biz Xitay xelqining erkinlik(Dimokratiysi) uchun koresh qilidighan yolni
TalliwalDUQ”- degen Rabiye qatarliq Barliq DUQ Mesulliri.

** “5-Iyul weqesidin kiyin Urumchide Birlin Temi peyda boldi”- degen Perhat
Memet(Aptonumiye Programmichisi, Yorungqash, M.Sayrami, T. Bughra, Altidenbir…),

** „Surgunde Hokumet Kanadada Jumhuriyet Bayrimi Otkuzidu.“, „ Surgunde Hokumet Dolet ziyapiti Beridu kelmey qalmanglar“ ….Ilan chiqarghuchi Exmeq igemberdi Bashliq Kawap, Opke-Zasu Ziyapet Ishliri Ministirliki.
** “ Shinjangda xenzularning Saylam Hoquqi bar” - degen Alim Seyt. Amerika Awazining xitayche anglitishida iki xitay riyasetchi bilen Gulqeqehliri echilip, Aghzini kalshtek qilip, Ana tili Uyghurchini setip, Dushmen Tili Xitayche Til bilen hinggiyip otkuzgen Sohbitidin elindi.

** DUQ ishxanisigha 5 xitayni chaqirip kelip ,ular bilen birlikte Dunya axbaratchiliri aldida 5-Iyul qirghinchiliqining jawapkarliqini uyghurlargha artip ghelbe qilghanlar DUQ, RFA, UAA Reisliri we DUQ ning Miyunxindiki ishxanisigha mexpi chaqirip kelingen 5 Xitay.

_________

Bularning qaysi-birini Xitaydin , Öshre-Zakattin , Uyghurlarni quruq gep bilen aldap, hayajanlanghan waqtida chiqirip tashlap bergen Iane, Bedel Pulidin, „Uyghur Oyi” uchun toplanghan Uyghurlarning Qan-Teridin Almay turup, Oghurlimay turup qiliwatidu-bular?
Bikargha Jinayet qilidighan Sarangmu- bular?!

Heyt-Bayramda, Jume Namizida, Ölum Namizida Jamaetning aldigha chiqidighan Dinchi –Mollamlar qachanghiche bu qilmishlarni Bilmeske, Kormeske Selip, uyghurlarni „Sewri we Texir“ge zorlap , Sure-Yasinni Qattiq waqirap oqup „Janabi Alla“ bilen qorqutup aldaysiler?. Jamaet Janabi Allani Silerdin Yaxshi bilidu.

Qachanghiche, Soal sorisa Jawap bermestin, Jumhuriyet Bayrimini oynap bolayli, Dolet Ziyapitidin kiyin jawap bereyli dep Aldaysiler?. “Namaz Waxti bolup qaldi”, “Ramizan chiqip ketsun” dep qachisiler? Qachanghiche „Heyt-Baram“liq dep Yawash Qoylarni Boghuzlap otisiler?!

Bu Qilmishlar Gunamu?- Jinayetmu?.

Alim Qul heqiqeten Ismi-Jismigha Layiq Xitayning quli ikensiz, Uyghurche Nimishqa Bilmeysiz?!