PDA

View Full Version : 2012 Yilinda Turkiye - Cin Iliskileri - Kilic Bugra Kanat



Unregistered
31-12-12, 15:46
2012 YILINDA TÜRKİYE ÇİN İLIŞKILERI

Kılıç Buğra Kanat

Çin ile Türkiye ilişkilerinde 2012 senesi, daha önceki yıllarda oluşturulmaya başla¬yan işbirliklerinin pekiştirilmeye çalışıldığı bir sene oldu. Bu yıl içinde bir yandan iki devlet arasında üst düzey görüşmeler yapılırken öte yandan da daha alt düzeyde özellikle kültürel alanlarda çalışmalar yapan gruplar ilişkilerini geliştirmeye çalıştı. Bu sene içerisinde Çin ve Türkiye arasında yapılan en önemli iki görüşmenin ilki Şubat ayında Çin Devlet Başkan Yardımcısı ve Kasım’da yapılan Komünist Par-ti Kongresi’nde Parti Genel Sekreterliğine getirilen ve önümüzdeki aylarda devlet başkanlığını üstlenecek olan Xi Jingpin’in Ankara’ya yaptığı resmi ziyaret idi. Xi’nin kongre öncesinde üç ülkeyi kapsayan dış seyahatinde Amerika ve İrlanda’nın ya¬nında Türkiye’yi ziyaret etmesi oldukça önemli bir tercih olarak yorumlandı. Xi’nin gezisi sonrasında Çin Halk Cumhuriyeti’ne Başbakan Erdoğan’ın öncülüğünde bü¬yük bir heyet tarafından son yıllarda yapılan en üst düzeyde bir gezi gerçekleşti. Bu seyahatin ilk durağının Urumçi olarak seçilmesi ve burada Başbakan Erdoğan’a gösterilen sıcak ilgi ve alaka oldukça dikkat çekiciydi. Urumçi sonrasında Pekin’e geçen Erdoğan ve heyeti burada üst düzey temaslarda bulundu.
Bu iki gezi sırasında taraflar birçok ikili ticaret anlaşmasına imza atarken ilişkile¬rin daha da ilerletilmesi konusunda iki devletin en üst kademesindeki yöneticiler ciddi çaba sarfettiler. Bu üst düzey görüşmelerin yanında 2012 yılı içinde aynı zamanda daha alt düzeyde resmi temaslarda da bulunuldu. Bu toplantılarda iki taraf önemli ekonomik meselelerin yanında kültürel işbirliği gibi mevzuları da en önemli gündem maddeleri olarak görüştü. Özellikle 2012 yılının Türkiye’de Çin yılı ilan edilmesi bu tip ilişkileri daha da geliştirmeyi amaçlamıştı. Yapılan ticari anlaşmalar ve kültürel yakınlaşma çabaları iki ülkenin ekonomik alanda iş¬birliği profilini yükseltirken bu durum siyasi ve stratejik alanlarda herhangi bir gelişmeye yol açmadı. Dahası ikili ilişkilerdeki en önemli sorunlardan birini teşkil eden ve özellikle Türkiye’deki kamuoyunun Çin algısı konusunda belirleyici rol oynayan Doğu Türkistan’daki Uygurların insan hakları konusunda Çin herhangi olumlu bir adım atmadığı gibi bölgede uygulanan baskı politikası son bir sene içerisinde daha da artırıldı.

3.5.1 Ekonomik İlişkiler

Türkiye-Çin arasındaki ekonomik ilişkiler 2012 senesi içerisinde -özellikle ticaret hacmi açısından- gelişmeye devam etti. Hem devlet nezdinde hem de özel mü¬teşebbisler tarafından bu hacmi önümüzdeki yıllarda 50 milyar sularına yükselt¬me hedefi sıklıkla dile getirildi. Ancak hızla artmakta olan ticaret hacmi iki ülke arasındaki ilişkilerde önemli bir sorunu da beraberinde getirmektedir. Bu soru¬nun temelinde ticari ilişkiler konusunda yaşanan dengesizlik ve ticaret hacminin Türkiye’nin aleyhine gelişen görünüşü yatmaktadır. Türkiye’nin Çin ile yaptığı ticarette karşılaştığı dış ticaret açığının 2012’nin sonu itibariyle 19 milyar civa¬rında olması beklenmektedir. Bu durum uzun vadede dengelenmediği takdirde ikili ekonomik ilişkiler işbirliği ve yakınlık yerine ilişkilerde önemli problemlere ve krizlere sebep olabilecektir. Zira Çin ile bu tip asimetrik bir ticaret ilişkisi ve dış
ticaret açığının getirdiği ekonomik yük aynı durumda olan diğer ülkelerde hükü¬metler için Çin ile ilişkileri geliştirmeyi oldukça maliyetli bir unsur haline getirmiş durumdadır. Ayrıca daha önce birçok örnekte görüldüğü üzere bu durumun eko¬nomik külfeti yanında önemli siyasi yansımaları da olabilmektedir. Çin ile ticaret ve ekonomik ilişkiler iç politikada önemli bir siyasi fay hattı oluşturabildiği gibi bazı durumlarda üretim sektöründeki bazı grupların da katkısıyla ciddi bir kamu-oyu baskısını da beraberinde getirebilmektedir. Bu sebeple Çin’in Türkiye aleyhine olan bu durumu düzeltmediği takdirde ticari ilişkilerdeki dengesizlik Türkiye’de de beraberinde siyasi ve toplumsal bir tepkiyi doğurabilir. Bazı sektörlerde şimdiden bu tarz tepkiler ortaya çıkmış durumda. Uzun vadede bu tip tepkilerin yükselmesi Çin ile ilişkilerde diğer alanlarda da ciddi zorluklar doğurabilecektir.

3.5.2 Stratejik İlişkiler

İki ülke arasında ticari konularda imzalanan anlaşmalar ve yapılan üst düzey gö¬rüşmelerin işbirliğini siyasi ve stratejik alanlara taşıması konusunda ortaya çıkan iyimser beklentiler 2012 yılı içerisinde önemli dış politika sorunlarında iki ülke¬nin farklı taraflarda yer alması sonrasında büyük ölçüde sonuçsuz kalmış oldu. Özellikle Arap Baharı konusunda iki ülkenin takip ettiği farklı siyasetler ve ulus¬lararası arenada ve organizasyonlarda yaşanan görüş ayrılıkları stratejik anlamda iki ülkenin ulusal çıkar ve önceliklerindeki farklılıkları ortaya çıkardı. Her ne ka¬dar Rusya kadar öne çıkmamış olsa da Çin Halk Cumhuriyeti de Birleşmiş Mil¬letler Güvenlik Konseyi’nde Suriye’ye yönelik kararları Türkiye gibi ülkelerin tep¬kisine rağmen veto etti. Bu durum Türkiye ile Çin arasında direk bir krizin ortaya çıkmasına sebep olmadıysa da Arap Baharı genelinde ve Suriye meselesi özelinde yaşanan bu fikir ayrılığı Ortadoğu’ya ve bu bölgedeki halk hareketlerine bakıştaki farklılığı yansıtması bakımından oldukça önemliydi. Türkiye bu dönemde Esed rejimine karşı yaptırımları- büyük ekonomik maliyetine rağmen- destekleyerek bölgede dökülmeye devam eden kanı durdurmaya çalışırken, Çin ise özellikle uluslararası yaptırımın uygulandığı alanlarda Suriye ile ilişkilerini geliştirmeye devam etti. Hatta son zamanlarda Çin’in internet kontrolü ve siber sansür konu¬sunda bölgedeki birçok otoriter ülkeye teknoloji aktarımı sağladığı ve altyapı des¬teği sunduğu dahi öne sürüldü. Bölgedeki rejimlerin ve siyasi yapının geleceğine yönelik iki ülke vizyonlarındaki bu farklılığın devamı uzun vadede ikili ilişkileri daha da derinden etkileyebilir. Bunun yanında iki ülke Ortadoğu’daki halk hare¬ketleri sırasında yaşadıkları bu fikir ayrılığını insan hakları ve demokratikleşme¬nin öncelikli gündem maddeleri olduğu başka bölgelerde de yaşayabilir. Mesela Arakan meselesinde Çin ile Türkiye’nin farklı taraflarda yer alması her ne kadar kısa vadede göze çarpmamış olsa da uzun vadede Burma’daki krizin derinleşmesi ve uluslararası örgütler nezdinde başlatılacak çalışmalar bu iki ülkeyi sıklıkla karşı karşıya getirebilir. Burma’ya ek olarak uzun vadede iki ülkenin de ekonomik çı¬karları ve kültürel ve sosyal bağları bulunan Orta Asya’daki devletlerle ilgili bu tip görüş ayrılıkları daha fazla ortaya çıkabilir.
Bununla birlikte Çin ile üçüncü bazı ülkeler arasında yaşanabilecek bazı krizler de Türkiye’nin Çin’e yönelik dış politikasında bazı ayarlamaları yeniden yapmasını
gerektirebilir. Her ne kadar kısa ve orta vadede pek olası görünmese de uzun va¬dede Çin ile Amerika arasında özellikle Güney Çin Denizi konusunda yaşanabile¬cek gerginliklerin ortaya çıkaracağı güvenlik krizleri ve Amerika’nın NATO’ya bu konuda aktif rol alması için yapacağı baskılar Türkiye’yi stratejik olarak yeni bir ikilemin ortasında bırakabilir. Bu bölgede yaşanmaya başlayan silahlanma yarışı Türkiye tarafından dikkatle takip edilmek zorundadır.

3.5.3 Doğu Türkistan Meselesi

Çin Türkiye ilişkilerinin en önemli gündem maddelerinden biri olan Doğu Tür¬kistan meselesi de Başbakan Erdoğan’ın geçtiğimiz Nisan ayında Çin’e yaptığı geziye Urumçi’den başlaması sonucunda bu sene daha fazla öne çıktı. Bölgede yaşayan Uygurlara uygulanan baskı rejimi ve Çin’in sürdürmekte ısrarcı olduğu politikalar yeni etnik çatışmalara sebep olabilir. Bu durum Türkiye’de Çin’e karşı tutum ve algıda önemli bir sorun yaratabilir. Daha önce bölgede Uygurlara karşı uygulanan baskı politikaları Türkiye’de birçok kesimde oldukça tepkiyle karşılan¬mıştı. Temmuz 2009’da Urumçi’de yaşanan olaylar sonrasında Türkiye’de büyük kitlelerin katıldığı protesto gösterileri düzenlenmiş ve sivil toplum örgütleri hü¬kümetin Çin ile ilişkilerini gözden geçirmesi için çağrıda bulunmuştu. Bu olay¬lar sonrasında Başbakan Erdoğan’ın yaşananları “soykırım” olarak nitelemesi iki ülke arasında kısa dönemli bir krize de sebebiyet vermişti. 2009 yılından bu yana bölgede Uygurların insan hakları konusunda herhangi bir iyileşmeye gidilmemiş olması bu tip siyasi krizler için açık kapı bırakıyor. Özellikle geçtiğimiz Ramazan ayında bölgedeki Müslümanlara karşı uygulanan baskılar ve dini özgürlüklerine uygulanan kısıtlamalar bölgede bu tip sosyal patlamaların önümüzdeki dönemde de devam edeceğini gözler önüne sermektedir.
Sonuç olarak 2012 yılı Türk Çin ilişkileri açısından yapılan üst düzey görüşme¬ler ve ticari anlaşmalar haricinde stratejik ve siyasi açıdan önemli bir gelişmenin yaşanmadığı bir sene olarak kayda geçti. Uluslararası sistemde giderek daha fazla görünür hale gelen Türkiye ve Çin’in küresel bazda alınan bazı siyasi pozisyon¬ların sonucu olarak farklı taraflarda yer alması kısa vadede stratejik bir ortaklığa oldukça zor ulaşılabileceğini göstermektedir.