PDA

View Full Version : kominizimning apti bexiirisi............kurungla.



Unregistered
20-10-05, 05:56
http://img.epochtimes.com/i6/503064204450.jpg

Unregistered
21-10-05, 07:54
http://img.epochtimes.com/i6/503064204450.jpg
m dünyasinin çilekes cografyasi Pakistan yine taze bir aciyla gündeme
geldi. Öyle bir aci ki ne yürekler tasiyabilir ne de kelimeler ifade
edebilir.

Bu aciyi ancak biz hissedebiliriz. Sözün bittigi yerdeyiz simdi. Rahmet ve
magfiret ayinda vefa sirasi bizde. Nice milyonlar, viraneler arasinda bir
ses bekliyor. Nice yetimler, baslarini oksayacak bir sefkat eli. Simdi hep
birlikte her nefeste Pakistan'a "yalniz degilsiniz" demenin ve nice yillar
içinde birikmis bir borcun ödenmesinin vaktidir. O Pakistan ki nice
yüzyillardir tarihi paylastigimiz, ecdadimizin dilini "Urduca" konusan bir
ülkedir. Ve halki en sikintili günlerimizde hep bizimle olmus, gün gelmis
yürekleri kendi dertlerini unutup bizim için çarpmis, gün gelmis
kendilerini Türkiye'nin bir vilayeti olarak takdim edecek kadar bizimle
olmus, hatta belki de yeryüzünde eger varsa bizi bizden çok sevebilmis,
dostlugun, kardesligin, kadirsinasligin, vefanin, fedakarligin dünya
durdukça parlayacak en mümtaz misallerini sergilemis çilekes bir halktir.

En zor zamanlarinda Osmanli'nin imdadina yetistiler...

Bir zamanlar (Hindistan ve Banglades ile beraber 1206'dan 1858'e kadar)
degisik Türk hanedanlarina ev sahipligi yapmis olan bu ülke, sömürgecilik
çaginin vahsi piyasasinda Ingiliz hakimiyetine girince kendi
çaresizliklerine karsi bir varlik ümidi olarak, insanlik onurlarini ve
Islamlik sereflerini Türklerin ve Osmanli Devleti'nin varligina rabt
ederek yasaya gelmislerdir. Henüz haberlesme vasitalarinin hiç yaygin
bulunmadigi 1854 Kirim Savasi'ndan itibaren dualarini ve varliklarini
bizim için paylasmayi bir hayat tarzi olarak benimsemis olan Güney
Asyalilar gün gelmis yalinayak nice yalçin kayaliklar, yüksek daglar
asarak ulastiklari Anadolu ve Balkanlarda bizimle ayni safta savasa
gönüllü olmuslar, gün gelmis olusturduklari Kizilay ve tip heyetleriyle
yaralarimizi sarip gözyaslarimizi silmisler, dünyada savunmasiz ve
sahipsiz kaldigimizi düsündügümüz zamanlarda her zaman yani basimizda
oluvermislerdir. Tarihin hafizasinda kayitli, sayisiz misaller
bulunmaktadir. Mesela 93 Harbi (1877-7Cool'nin en karanlik safhalarinda
"Türkler için yapabilecegimiz her seyi yapmak bizim için farzdir; zira
yeryüzünde Müslümanlarin tasidiklari haysiyet Türkler yüzündendir." (Urdu
Ahbar, 17 Agustos 1876, Enverul-Ahbar, 1 Agustos 1877) diyerek
baslattiklari yardim kampanyalari ile o tarihler için muazzam
sayilabilecek bir meblagi (125.000 Osmanli Lirasi) Istanbul'a
ulastirmislardir (Osmanli Arsivi, Defter-i Iane-i Hindiyye, s. 108-109).

Bu rakamin ve fedakarligin önemi, eger ayni tarihlerde o ülkenin yasadigi
ve birkaç milyon insanini kaybettigi kuraklik ve açlik felaketi dikkate
alinirsa daha net anlasilacaktir. 1897 Osmanli-Yunan savasinda Karaçi
halkinin Istanbul'a çektigi bir telgraf metninde yer alan su ifadeler de
kayitlardadir: "Bütün servetimiz, evlerimiz, mülklerimiz, bedenimiz ve
ruhumuz büyük Islam hükümetinin yoluna feda olsun." (Malumat, 5 Haziran
1897). Iste 1911 Trablusgarb Savasi sirasinda zamani donduran bir hemhal
olma keyfiyeti. Osmanli Devleti'ne haksiz yere savas açan Italyan
hükümetini ve mallarini boykot mitingi: "Bir kurus bile düsman cebine
gitmemelidir." Sebilürresad bu boykotun maliyetinin Italyanlara yillik en
az 5 milyon sterlin oldugunu not etmistir (19 Receb 1330).

Balkan savaslarinda oluk oluk Osmanli kani aktigi zamanlarda simdi belki
de yikintilar arasinda kalmis bir meydanda, binlerce km uzakliktaki
kardeslerinin acisini yüreklerinde hisseden çaresiz halk bir telas
içindedir. Osmanli için yardim sandiklari açilmis, herkes ellerinde ne
varsa buraya yetistirmektedir. Genç kizlar çeyizliklerini, ögrenciler
harçliklarini velhasil herkes ne imkanlari varsa 'tek Osmanli yasasin
diyerek' buraya tasimaktadir. O topraklar o zamanlar Ingiliz
hakimiyetindedir. Gelismeleri takip eden bir Ingiliz görevlinin kaleminden
rapor edilen su ifadeler kelimelerin anlam sinirlarini zorladigi bir
vakayi da kaydetmistir: "Herkes elindeki her seyi Osmanli'ya yardim için
getirip birakiyordu. Bir ara kalabalik telaslandi, bir hareketlilik
görüldü. Kucaginda bebek bulunan fakir bir kadin can havliyle saga sola
kosusturuyor, 'Yok mudur bir hayirsever, Allah rizasi için bu çocugumu
satin alsin, bedelini Osmanli'ya göndereyim.' diyordu. Herkes saskin,
herkes perisandi. Yürekler parçalanmisti sanki. Hemderd olmanin bu
derecesi mümkün müydü? Neyse ki bir hayir sahibi kadin adina istedigi
meblagi yardim sandigina, çocugu da annesine birakti." (Hindistan Arsivi,
H. Pol, Ekim 1913) Birinci Dünya Savasi yillari tam bir kader imtihani idi
o insanlar için. Bir tarafta ülkenin hakimi Ingilizler bir taraftan
gönüllerin hakimi Osmanlilar vardi. Binlercesi hapsedildi, bütün aydinlari
sürgün. Gazeteleri kapatildi. Yine de yürekleri Osmanli için çarpmaya
devam etmisti. Mevlana Muhammed Ali'nin Comrade gazetesinde yer alan
"Türklerden bizim için de dua etmelerini bekliyoruz, zira sadece onlar
bizim izdirabimizi ve çilemizi tahayyül edebilirler." ifadeleri belki de
baska söze hacet birakmayan netliktedir. Ve savasin akabinde yasanan sonu
belirsiz bir fedakarlik imtihani "hilafet ve hicret hareketleri". Ingiliz
hükümetinin resmi tarihçisi Theodore Morison'un gözlemleri söyle:
"Pesaver'den Argot'a bütün Müslümanlar Türkiye üzerine yogunlasmislar.
Evlerine kapanmis kadinlar bunun için gözyasi döküyorlar... Artik baska
hiçbir sey konusulmuyor ve düsünülmüyor."

Vefa sirasi Osmanli'nin torunlarinda!

Siz hiç Sevr'e karsi baska bir ülkede milyonlarca insanin bütün
varliklarini feda edip, evlerini, yurtlarini terk ederek, yalinayak
yollara düserek karsi çiktigini isitmis miydiniz? Pakistan da onlardan
biriydi. Milli Mücadele'mizde kendi çaresizliklerine ragmen yemeyip
içmeyip gönderebildikleri ianelerle bizi hiç yalniz birakmadiklari da
hafizalarimizdadir. O günlerin halet-i ruhiyesini destansi bir sekilde
bize aktaran bir baska kayit sahibi de sair Muhammed Ikbal'dir. Lahor'da
binlerce kisinin katildigi bir Osmanli gündemli toplantida dudaklarindan
su sözler dökülür: "Bu dünyadan göçmüstüm. Melekler beni rahmet ayetinin
sahibi Hz. Peygamber'in huzuruna çikardilar. Hz. Peygamber buyurdu: 'Ey
Hicaz bahçesinin bülbülü, senin her goncan senin terennümünün atesi ile
isindi, senin gönlün ask sarabiyla coskundur. Senin coskunlugun Allah'a
secde ve niyazda bulunmaktir. Dünyanin alçakligindan göklere dogru uçtugun
zaman melekler sana yüksekligin sirrini ögrettiler. Cihan bahçesinden
çikip bana bir koku gibi yaklastin, söyle bana ne gibi bir hediye
getirdin.' dedi. 'Ya Muhammed (sas) varlik aleminde binlerce gül, lale
var; ama ne renk ne de koku hepsi vefasizdir. Yalniz bir sey getirdim; bir
sise kan ki esi yoktur cennette bile. Bu senin ümmetinin namusu,
vicdanidir. Bu, sehid Mehmetçigin kanidir.' dedim."

O Ikbal'in, o 'fakir kadin'in halki simdi bizden bekliyor ayni duyguyu.
Tipki Mevlana Muhammed Ali'nin yazdigi gibi, bu aciyi en iyi biz
hissederiz. Bu rahmet ve magfiret ayinda dualarimizda, iftar
sofralarimizda onlarla beraber olmak vaktidir. Simdi bizim de tarihe onlar
gibi bir kardeslik ve vefa sahifesi daha kaydetme zamanidir. Simdi Ramazan
gibi Ramazan zamanidir.
Back to top

Guest







PostPosted: Wed Oct 19, 2005 12:42 pm Post subject: Reply with quote
Bu maqalli cuxengenler barmu, mezmunini qisqice yizip qoysanglar.
Back to top

Display posts from previous:

Unregistered
21-10-05, 08:23
[QUOTE=Unregistered]m dünyasinin çilekes cografyasi Pakistan yine taze bir aciyla gündeme
geldi. Öyle bir aci ki ne yürekler tasiyabilir ne de kelimeler ifade
edebilir.

Bu aciyi ancak biz hissedebiliriz. Sözün bittigi yerdeyiz simdi. Rahmet ve
magfiret ayinda vefa sirasi bizde. Nice milyonlar, viraneler arasinda bir
ses bekliyor. Nice yetimler, baslarini oksayacak bir sefkat eli. Simdi hep
birlikte her nefeste Pakistan'a "yalniz degilsiniz" demenin ve nice yillar
içinde birikmis bir borcun ödenmesinin vaktidir. O Pakistan ki nice
yüzyillardir tarihi paylastigimiz, ecdadimizin dilini "Urduca" konusan bir
ülkedir. Ve halki en sikintili günlerimizde hep bizimle olmus, gün gelmis
yürekleri kendi dertlerini unutup bizim için çarpmis, gün gelmis
kendilerini Türkiye'nin bir vilayeti olarak takdim edecek kadar bizimle
olmus, hatta belki de yeryüzünde eger varsa bizi bizden çok sevebilmis,
dostlugun, kardesligin, kadirsinasligin, vefanin, fedakarligin dünya
durdukça parlayacak en mümtaz misallerini sergilemis çilekes bir halktir.

En zor zamanlarinda Osmanli'nin imdadina yetistiler...

Bir zamanlar (Hindistan ve Banglades ile beraber 1206'dan 1858'e kadar)
degisik Türk hanedanlarina ev sahipligi yapmis olan bu ülke, sömürgecilik
çaginin vahsi piyasasinda Ingiliz hakimiyetine girince kendi
çaresizliklerine karsi bir varlik ümidi olarak, insanlik onurlarini ve
Islamlik sereflerini Türklerin ve Osmanli Devleti'nin varligina rabt
ederek yasaya gelmislerdir. Henüz haberlesme vasitalarinin hiç yaygin
bulunmadigi 1854 Kirim Savasi'ndan itibaren dualarini ve varliklarini
bizim için paylasmayi bir hayat tarzi olarak benimsemis olan Güney
Asyalilar gün gelmis yalinayak nice yalçin kayaliklar, yüksek daglar
asarak ulastiklari Anadolu ve Balkanlarda bizimle ayni safta savasa
gönüllü olmuslar, gün gelmis olusturduklari Kizilay ve tip heyetleriyle
yaralarimizi sarip gözyaslarimizi silmisler, dünyada savunmasiz ve
sahipsiz kaldigimizi düsündügümüz zamanlarda her zaman yani basimizda
oluvermislerdir. Tarihin hafizasinda kayitli, sayisiz misaller
bulunmaktadir. Mesela 93 Harbi (1877-7Cool'nin en karanlik safhalarinda
"Türkler için yapabilecegimiz her seyi yapmak bizim için farzdir; zira
yeryüzünde Müslümanlarin tasidiklari haysiyet Türkler yüzündendir." (Urdu
Ahbar, 17 Agustos 1876, Enverul-Ahbar, 1 Agustos 1877) diyerek
baslattiklari yardim kampanyalari ile o tarihler için muazzam
sayilabilecek bir meblagi (125.000 Osmanli Lirasi) Istanbul'a
ulastirmislardir (Osmanli Arsivi, Defter-i Iane-i Hindiyye, s. 108-109).

Bu rakamin ve fedakarligin önemi, eger ayni tarihlerde o ülkenin yasadigi
ve birkaç milyon insanini kaybettigi kuraklik ve açlik felaketi dikkate
alinirsa daha net anlasilacaktir. 1897 Osmanli-Yunan savasinda Karaçi
halkinin Istanbul'a çektigi bir telgraf metninde yer alan su ifadeler de
kayitlardadir: "Bütün servetimiz, evlerimiz, mülklerimiz, bedenimiz ve
ruhumuz büyük Islam hükümetinin yoluna feda olsun." (Malumat, 5 Haziran
1897). Iste 1911 Trablusgarb Savasi sirasinda zamani donduran bir hemhal
olma keyfiyeti. Osmanli Devleti'ne haksiz yere savas açan Italyan
hükümetini ve mallarini boykot mitingi: "Bir kurus bile düsman cebine
gitmemelidir." Sebilürresad bu boykotun maliyetinin Italyanlara yillik en
az 5 milyon sterlin oldugunu not etmistir (19 Receb 1330).

Balkan savaslarinda oluk oluk Osmanli kani aktigi zamanlarda simdi belki
de yikintilar arasinda kalmis bir meydanda, binlerce km uzakliktaki
kardeslerinin acisini yüreklerinde hisseden çaresiz halk bir telas
içindedir. Osmanli için yardim sandiklari açilmis, herkes ellerinde ne
varsa buraya yetistirmektedir. Genç kizlar çeyizliklerini, ögrenciler
harçliklarini velhasil herkes ne imkanlari varsa 'tek Osmanli yasasin
diyerek' buraya tasimaktadir. O topraklar o zamanlar Ingiliz
hakimiyetindedir. Gelismeleri takip eden bir Ingiliz görevlinin kaleminden
rapor edilen su ifadeler kelimelerin anlam sinirlarini zorladigi bir
vakayi da kaydetmistir: "Herkes elindeki her seyi Osmanli'ya yardim için
getirip birakiyordu. Bir ara kalabalik telaslandi, bir hareketlilik
görüldü. Kucaginda bebek bulunan fakir bir kadin can havliyle saga sola
kosusturuyor, 'Yok mudur bir hayirsever, Allah rizasi için bu çocugumu
satin alsin, bedelini Osmanli'ya göndereyim.' diyordu. Herkes saskin,
herkes perisandi. Yürekler parçalanmisti sanki. Hemderd olmanin bu
derecesi mümkün müydü? Neyse ki bir hayir sahibi kadin adina istedigi
meblagi yardim sandigina, çocugu da annesine birakti." (Hindistan Arsivi,
H. Pol, Ekim 1913) Birinci Dünya Savasi yillari tam bir kader imtihani idi
o insanlar için. Bir tarafta ülkenin hakimi Ingilizler bir taraftan
gönüllerin hakimi Osmanlilar vardi. Binlercesi hapsedildi, bütün aydinlari
sürgün. Gazeteleri kapatildi. Yine de yürekleri Osmanli için çarpmaya
devam etmisti. Mevlana Muhammed Ali'nin Comrade gazetesinde yer alan
"Türklerden bizim için de dua etmelerini bekliyoruz, zira sadece onlar
bizim izdirabimizi ve çilemizi tahayyül edebilirler." ifadeleri belki de
baska söze hacet birakmayan netliktedir. Ve savasin akabinde yasanan sonu
belirsiz bir fedakarlik imtihani "hilafet ve hicret hareketleri". Ingiliz
hükümetinin resmi tarihçisi Theodore Morison'un gözlemleri söyle:
"Pesaver'den Argot'a bütün Müslümanlar Türkiye üzerine yogunlasmislar.
Evlerine kapanmis kadinlar bunun için gözyasi döküyorlar... Artik baska
hiçbir sey konusulmuyor ve düsünülmüyor."

Vefa sirasi Osmanli'nin torunlarinda!

Siz hiç Sevr'e karsi baska bir ülkede milyonlarca insanin bütün
varliklarini feda edip, evlerini, yurtlarini terk ederek, yalinayak
yollara düserek karsi çiktigini isitmis miydiniz? Pakistan da onlardan
biriydi. Milli Mücadele'mizde kendi çaresizliklerine ragmen yemeyip
içmeyip gönderebildikleri ianelerle bizi hiç yalniz birakmadiklari da
hafizalarimizdadir. O günlerin halet-i ruhiyesini destansi bir sekilde
bize aktaran bir baska kayit sahibi de sair Muhammed Ikbal'dir. Lahor'da
binlerce kisinin katildigi bir Osmanli gündemli toplantida dudaklarindan
su sözler dökülür: "Bu dünyadan göçmüstüm. Melekler beni rahmet ayetinin
sahibi Hz. Peygamber'in huzuruna çikardilar. Hz. Peygamber buyurdu: 'Ey
Hicaz bahçesinin bülbülü, senin her goncan senin terennümünün atesi ile
isindi, senin gönlün ask sarabiyla coskundur. Senin coskunlugun Allah'a
secde ve niyazda bulunmaktir. Dünyanin alçakligindan göklere dogru uçtugun
zaman

Unregisteredi8i8i
29-10-05, 09:44
ikuikliukiukuikuiki