PDA

View Full Version : En guzel miras turkdilidir bize



panturk
24-09-05, 12:29
geçenlerde izmite gittik haloğluyla karayolları mahkemeye vermiş trafiği tehlikeye sokuyo demiş haloğlunun kirazlıyalıdaki bi ev çatısına geçen yıl diktiği nemben ne helvaları lokumları yazılı yazıyı söküp indirdik profil demirler suntalar bezafiş alimünyum çerçeveler hülaasa 40 deve yükü hurdayı vahdet abinin külüstür doça salkım saçak yükledik ipinen sarıp sarmaladık sökümde kullandığımız taş motoru kaynak el makaraları ıvır zıvırı boşluk nere gördük tepiştirdik akşam üstü yola çıktık ..
bolu dağı tepesinde bi lokanta var kamyoncuların sinek gibi üşÃ¼ştüğü.. bura iyi olmalı dedik tecrübe bizi yanıltmadı hem bol kepçe hem leziz fiyat? eh.. belkim eccik duzlu ama atınan devede değil oturu otumaz garson önümüze sürdü bol gaymaklı taş gibi yoordu üzeründede bir kaşık kadar adamın genzini neyi yakan bi süzme bal var dolaptan yeni çıkmış buz gibi merakımı celbetti garsona sordum
- aga dedim bize yoğurt adı altında ambalaj içinde uyduruk kıytırık şeyleri satıyorlar kendimiz yapmaya kalksak beceremiyoz bunun sırrı ne dedim garson gafa dengiymiş bi şakımaya başladı bu marifetin yanlız aşÃ§ıda olmadığını sütün alımında kendisinin güvenli yeri tercih edip halis manda sütü aldığından iş sırrının el dayanma sıcaklığına gelmiş sütün bir kaç dakka daha beklenip yoğurt maya kültürünün ölmeyeceği ılıklık yakalanıncası mümkün mertebe az maya katılması gerektiğinden üst örtümünde kapak kullanmadan ( buhar aşşağı damlayıp sulandırırmış) kalınca örtüp bir hayli geç açmam ( en az 8 saat 10 saat idealmiş )lazım geldiğine değin bayaa ders verdi bu bana bakalım deneyecez.. görecez..
çeltikci kavşağına geldiğimizde gece 12 olmuştu haloğlu köye gidek dedi geç oldu gitmeyek ne kaldı angaraya didimsede dinlemedi bu sola köye saptık .. 2001 de 16 yıldır görmediğim köyün yakınında bi mezar ziyareti yapmış uzağında bir piknik inleri dolaşmıştım köye girmeden köyden kimseyi görmeden sessiz sedasız gerisin geri çekip gitmiştim onu saymazsak abartısız tam 20 yıldır köyü görmemiştim çıkış 85 dönüş 2005 bunun gardaşı adnan şekerin eve vardık ayşe abla yatakları neyi açtı öğlene gada yatın gardaş bi iyi diynenin dedi zıbardık yattık ..
sabah yedi gibi imparatorun sesiyle uyandım 20 yıldır yosun bağlamış paslanmış kulaklarım tarif edilmez hislerle imparatorun anırtısıyla çınlarken içimdeki ses ona vokal yapıp sesli sesli anırmamı söylüyordu kendime güç engel oldum .. aaah aaah imparator .. beraber yürürdük biz seninle köyümün tozlu yollarında .. bazen değirmende un öğütür bazan dağdan eve odun taşırdık .. ne zaman dama çeksek seni önüne arpanı döker semer altında terlemiş sırtını kaşırdık kaşağıyla..doyduğuna kanaat getirir suyunu verir biz eve ondan sonra çıkar kendi aşımızı yerdik kışın soğuklarda temek açık kaldımı acep imparator üşÃ¼rmüyki der hep tasnı çeker iner kontrol ederdik sen davar ardında azık torbası taşırken sen tarlada çiftte çubukta yanlız dağlarımızın bağlarımız değil gönüllerimizinde imparatoruydun imparator .. teknolojinin koskoca bir dev bir kasırga gibi önüne çıkanı devirdiği devirlerde önce tarlalarımızı sürdüğümüz öküzlerimiz ardından sen birer birer yere serildiniz imparator bu makineleşmenin bu sabah saat adı verilen makinenin alarmıyla uyanan bu makinelerle yıkanmış çamaşırları giymekten bizleri bir yerden bir yere nakleden makinelere girmek için belimizi eğmekten traş olmaktan yazı yazmaya değin tuş adı verilen makine parçalarına parmak değmekten makineleşmiş bedenimiz makineleşmiş kalplerimizle akşam haber gösteren görüntü aktarıcı makinelerde ırakta afganistan israilde ülkemde ölüm kusan makinelerle yere serilmiş insanlara bakıyoruz seyrediyoruz imparator .. kendi hay huyumuz kendi derdimiz içinde senide kanadada canlı canlı derisi yüzülen fok kardeşlerinide unuttuk kendimizi insanlığımızı unuttuk affet bizi imparator sen o acıklı sesinle inlerken ben yanlız seni dinlemekle yetiniyorum .. kimbilir babaannemin ölümüyle köy evimizde ölen sen bugün adnan şekerin damda ve belki bir kaç fakir evinde daha ağlayıp inleyen sen belki beş on yıl sonra silinip gidecek ve imparator biz seni ancak fen kitaplarında hayvanat bahçelerinde anca görebileceğiz sen ağlama ben ağlayım imparator katışıksız hilesiz hurdasız aşkım benim emeğiyle geçinen ağır beden işÃ§im benim...
vahdet agam 9 gibi uyandı o vakte değin ben 5 tane emziği aç karna filtre köküne kadar içtim ayşe abula 'kayfelti' hazırladı sonra şu an emmimin oturduğu köy evimize gittik sabri abucam aynı zamanda haloğlum vahdetin hem dayısı hem kayınpederi olur onlardada abıcamın oğlu murat hanımı ve kızı 2 yada üç yaşındaki arzu neyi var vahdet abinin bebe sevgisi bir tuhaf hav hav diyo diz çöküyo ısıracak gibi yapıp bebenin yanağ öpüyo bebe kaçıyo millet bebe sevmekte severken tuhaf tuhaf ses çıkarıyorlar agucuk bugucuk diye havaya atıp tutanlar .. bebe ilgiden rahatsız ağlıyo bana bakıyo yanıma geliyo ben hayatta bilmem bebe nasıl sevilir bi elini neyi tutar gibi yaparım bebe geri çekince de üstelemem inadına bebe yanıma geli sokulu bide kuçu kuçular böyledir hayatta hazzedmem kuçukuçudan o da gelir bana mıstıklanır paçama sürtünür kuyruk sallar ne hikmetse.. kovalayamamda geri geri kaçarım gelir peşim sıra .. öğle vakti bi sofrada onlar kurdu yedik bağa gittik amcam orda oturmuş bağı gözlüyo ( kim gelir kim girer bağa gözleyeceğinden neyi değil işte vakit geçiriyor orda ölümlü dünya ) üzümlerin çoğu korukta olmuş gibilerinden ziftlendik vahdet ağbi - aha köye gittimde bağımın üzümünden yemedim deme bu esas senin hakkın diyo abıcama laf çarpıyo şaka yollu .. abıcam - gaylı seni everem abıcanın dedi naaptığımı neettiğimi nerde kaldığımı dışarı gine gidip gitmeyeceğimi sordu arzu zırlamaya başladı geri eve döndük bebeyi bıraktık dağ yokarı dolaşak dedik nenem poşet verdi - acı erik neyi bulusanız getirinde pestil edelim dedi
dere çayır yukarı her attığım adımın her bastığım noktanın bende derin izleri var.. şuraya ceviz fidanı dikmiştim aha şura davşan vurduğum yer şooorda bostan bekledim şu gayanın ardında gür bi çalıminisi korusu vardı domuzu ordan kaldırdım o an için yanımda saçma vardı attım banamısın demedi ... in dibine vardık her kayanın anısı var bi akşam halit ağanın çobana ekmek yemek götürdüm gece örüm gütmekten geldik yağmur yağıyo şu kayanın altına girdim kepeneeğnen sabah kalktım başımı bu kayanın tavana vurdum .aaah ah halit ağanın 1000e yakın keçi vardı o zaman siyit ahmedinde ona yakın ayaştan 3 bin davar gelir bizim merayı kiraya verirlerdi dayımın muharrem ağanın sayısız keçi vardı köyde o zaman boyu bir buçuk metreyi geçmez bodur meşe şimdi 6 yedi metreye erişmiş ... alsınlar şimdi bu ruhu kalmamış ormanı .. ormanı koruma keçiyi yok etme pahasına ateşi elde edim odunun yok olması pahasına .. bizde suyu bardakta görmüş insanları su işlerine barajlara müdür yaparlar .. ormanı geniş evlerinin duvarına aasılı tablolarda görmüş insanları ormanlara bakan müdür memur yaparlar... oturduklarım masalardan geriye kaykılarak ormanı koruma adına kanun çıkarır orman onlardan sorulur ... kendi başına kontrolsüz büyüyen ormanın gölgesinde çayır çimen bitmez dalında bülbül ötmez o keçinin yüzü suyu hörmetine ekilen ekin arpa mercimek tarlalarına konan öbek öbek kuşlarda yok artık ruhsuz bir orman yanlızca meşelerin palamutları yiyen karga.. o kargalarda tek tük gelen bir kaç kuşunda yumurtayı delip yiyerek neslini kurutuyor tıpkı biz türklerin leş kargaları içinde azınlığa düşmemiz gibi.. ormanı kuru kuruya koru bir milyar sene geçsin aynı orman neçırıl selekşın onun zayıf olanını ayıklar kurutur güçlüsü gelişir sonra o kurur yerini yenisi alır .. halbuki belli bir olgunluğa erişmiş ağaç kesilse her kesilenin yerine kırk fidan dikilse bir işe yarar orman .. vaktiyle amerikaya gemiler dolusu götürülen bizim keçi çelebinin tiftik dünyaya çok pahalı angora kazak olarak pazarlanırken bizim türk yurdunda keçinin anavatanı ankarada tiftik keçisi araki bulasın ormanı koruma adı altında..
inlere çıktık murat bir noktada kaldı devam edemedi korktu vahdet abinin gözü kara tırmandı ama çok tehlikeli en ufak ayak kaymasında 20 metre aşşağ insek parçamızı ispartulayla kazırlarda dilimizi diyom sağ tarafamı ıstırırız sol tarafamıki?.. dehliz bitimindeki odayı çıkışta sağa doğru ayrı koridoru 4 yıl önce geldiğimde eşelediğim yeri ilk kez çıkan vahdet abiye gösterdim nokyasının ışığıyla bakındı dehlizden çıktık dere çayıra bakan odalardan biri önünde murat tünediği yerden ünnedi abi dedi aha tam bulunduğunuz noktada öttü makine dedi ben o zamanda çıkamadım burdan seyrettim makineyi değişik noktalara tuttular hiç bir yerde ötmedi orda öttü dedi .. vahdet abiyle bu noktanın buranın oyma değil o zaman tekniği bir harçla dolgu olabileceği hususunda birleştik belli bir kalınlıkta sıva gibi dökülen kısımlar düşÃ¼ncemizi pekiştirdi bi uygun zaman tertibat takım techizat gelmeye kavilleştik muratın yanına güç bela vardık vahdet ağbi gördünmü bak gelmiyek diyodun kötümü oldu bi hava aldık dedi hızlı hızlı çıkıyodun önden buyur dedi beni kılavuz yaptılar gür meşe ormanı içinde bunlarıda kendimide nerde hırpalanacak pantul yırtacaK ayak burkacak yer varsa sokmuşum bilmeyerek ..geldiğimiz patikayıda çıkaramadım güç bela düze indik eve döndük ikindi vakti nenemin yarım okka kıyması var 2 kilo kadar tavuğu vahdet abi - gı o gadamı gıyma va biniyim arabayada gıyma alıyım baari diyo nenem - giit al ge eğlersem engel olusam naamerdim bana misafir oldunda sankı bende bi misafirim yitmemü aha dünyanında tavuğu var diyo vahdet ağbi hem yengesi hem kaynanası olan abıcamın hanımı sabire neneme bağzen anacığım der bazen ben gibi nene bağzen böyle laubalileşir gı der bana dönüp gördünya bunlar misafire aha böyle bakar biz yimeğmizi yiyem gaçam gidem pan yoksa işimiz var burda dedi nenem- aha size biberi paldırcanı da közleyiviriyom tomatisde va yi iç beni kendine bulaştıma dedi köfteyi tavada kızarttı tavuğu ocakta közde ızgaranın üstünde pekde güzel yapmış zıkkımlandık yolcu yolunda gerek dedik vedalaştık nenemim dolduduğu bi sepet öteberiyi ben bi çantayıda vahdet ağbi sırtlandı adnan aganın evin önüne arabanın yanına vardık ayşe abılaynan iki yaşlı kadın oturmuş turşu kuruyorlar vahdet abiyi tanıdılar yaşlı kadınlar - gı bu kim diye beni sordu biri daha ayşe abıla kime benziyo diye sormadan _ gı anam bu yooğsam gadiriye abılanın pan devümü diyince ayşe abıla baş salladı - ooool oool gı aynı baba gıı şu simaaya diye taa 32 sene öncesi ben beş yaşındayken ayrıldığımız kazıkiçi bostanlarındaki ( bu günkü iskitler çevresi) evimizde tanımışlığı var beni ebeveyni maaşallah ne hafıza estetik yaptırsam değiştirsem façayı ginede beni tanırlarmıki? .. ayşe abılada para öteberi kuyverdi onuda yükledik külüstüre vedalaştık yola çıktık .. angaraya türlü badireler atlata atlata şÃ¶yleki vahdet abi melek gibi insandır iyi aile reisi iyi komşu iyi arkadaş herkesin yardımına koşar şÃ¶yle gömleğini çıkarsa kanatlarını görürsünüz bu melek nasıl bu kirli dünyada yaşıyo dersiniz bi tokat at öteki yanağını döner evliya gibi adamdır vesselam lakin bu vahdet abi ne zaman direk siyonun başına kuruldu anahtarı çevirdi gözleri çakmak çakmak yanıp ileri istikamete bakarken vücudundan kıllar çıkıyo tırnaklar birden uzayıp sertleşiyor kulakları sivriliyo kurt adam oluyo resmen yol benim diyo başka şey demiyo kendi kuralları ihlal etmez allah var ancak herkestende bunu bekliyo kendine kaç kez dedim - yaa vahdet abi karısı hamiledir hastaneye yetiştirmektedir babası oğlu kızı ağır hastadır acelesi vardır polisten kaçan azılı soyguncudur üç beş polise ateş açmış yaralamış kaçmaktadır kırmızı ışık neyi saymaz o sen ona göre hareket et sen iyi şoför olabilin ama karşındaki kamyoncunun pisikopat olabileceğinide göz ardı etme dedim kaç kez dinlemez bu bu sefer kendi hata yaptı sağa sapacak yerde kafası dalmış dümdüz giderken son anda sağa dönecekken sağımızdan bi otonun şoförün allahtan refleksi sağlammış anında o da bariyerlere vurmadan sallisesinde kaçabileceği bir mesafe farkıyla hem bariyer hem bizim doçu adeta sıyırarak geçti.. oto az ilerde durdu adeta düşmana teslim olur gibi ellerini kaldırdı vahdet abi bende kaldırdım sesimizi duyarlarmış gibi özür bi yanlışlık oldu felan dedik onlar bastı gaza gitti biz sağa saptık ucuz atlattık ...attık angaraya gapaağ.. mürvet safra kesesinden hastanede de sevim ablam onun başında büşraya neyihalam bakıyo .. geceyiorda geçirip benim mekana döndüm kaç gündür sanal aağlemdende uzaım ya şÃ¶yle bi forumları dolaşıyım derken türkdili dilbilgisi dersine takıldım kaldım gerçektende okurlarım panturkdur ne yapsa yeridir diye kanıksamış artık tepkide vermiyor okuyup çekip gidiyorlardı bu sefer baltayı taşa vurduğumu anladım özellikle ülkücü arkadaşlardan biri ki ülkü ideal kelimesiyle eş anlam idealizm yaağni ideal olanı aramaya çalışma düşÃ¼ncesi siyasal görüşÃ¼ ne olusa olsun bir köy öğretmeni insanların aydınlatılması esastır idealdir der dağdan sırtında odun getirir sobayı yakar öğrencisine ders verir idealizm dar çerçevede ele alınmamalı belli bir siyasi partinin borazancı başılığı yapılmamalı kant öyle bir adım atki der egzistansiyalistlere senden sonra gelenlere örnek teşkil etsin der ideali arama yolunda deneme yanılma ezeli değişim yasasıyla doğru yada yanlış bir yol tutturururuz da önemli olan gerçekcilik alınan derslerden kulağa küpe çıkarma eleştiriye açık olma işi bir kendi alanını koruma pahasına su aygırı hipopotam gibi değişmez yasayla alanımız çevresinde dönersek biz ideal olanı yakalıyamayız bu idealist arkadaşım milletdaşıma gönlüm kırılmadı zaten kendiside beni kırmak istemediğini belirten uzun yazı yazdı biz ki elimiz kolumuz bağlı beklerken birbiriyle tutkun şer odakları etrafımızda leş kargası gibi dönerken bizim bir birimizi yememiz uygun düşmediği gibi ideal olanda olmaz ancak fikirlerede açık olmalıyız o uzun liste için kendisini tebrik ederim sağolsun varolsun yanlız bir nokta varki yanıt vermesem içimde ukte kalır şu varki dile yaklaşımımız birde bu perspektiften ele alınmalı bu bakışsal açıdan geçirmeliyiz
şimdi.. gerçektende.. hamamın namusu namus tellallığı tellaklık kesecilik .. hamamın namusu elbet bizden sorulur kesecilik edebince yapılırsa ne aalaa .. vücuddaki ölü deri temizlenip alttan yeni tazesi çıkar .. vücud hafifler nefes alır ... yanlış uygulanırsa zımpara kağıdı rende ile yapılırsa acı verir onulmaz yaralar açar bedende
bu gün türkdilini ihya etme adı altında yürütülen sinsi programda bir bölgesel ayrımcılığa gidilmekte istanbulda yaşayan belli bir zümrenin konuştuğu dil üstün tutulup anadoluda yaşayanların ayrı farklı ilkel kaba saba konuştuğu varsayılıp burun bükülmektedir ...
bernard shawın karakızda adlı eserinde karakız misyonere - tanrı nerede ? diye sorar misyoner kızın eline bir incil tutuşturup - tanrı beni arayın bulursunuz demiş der .. karakız incille yola çıkar yolda karşılaştığı her tanrılık iddiasındaki sahtekarın sözleriyle örtüşen sayfaları yırta yırta gider en sonunda elinde kitap kalmaz ... bu gibi bizde sistematik olarak bedevilerin acemlerin halkca kabul görüp görmediğine bakılmaksızın ata ata bu gün öylesine yontulmuş budanmış tüyleri kırkılmış bir dil kaldı elimizde çok değil bir önce bu millete seslenmiş namık kemalin didaarı hürriyetini tevfik fikretin vedaını mehmet akifin sefahatını yaşÃ§a biraz ileri olanımız zor şer anlasa bile yeni yetmeler bir hayli zorlanmaktadırlardır ..
en nihayetinde bisaf arı bir türkçede karacoğlanın yeşil başlı gövel ördekte gövele dudak büküp eğricesine kaş çatarsak elde ne kalır? bu gün kuzgun kelimesini literatürümüzden kelimekalabalığı yapıyor diye atarda yerine kargayı korsak kuzgunla uyuşan kafiye oluşturan üzgün süzgün düzgün azgın kızgın gibi kelimelerden beslenememiş hangi şiiri ortaya koyabilir kimden şairlik bekleyebiliriz elde ne kalır??
efendiler ey kutsal ötüken ormanı halkı dilimizi koruma kollama gözetme onun diğer zenginliklerinden yararlanmadan şunları yazalım konuşalım şunları yazmayalım kullanmayalım demekle olmaz
YAŞAYAN TÃœRKÇE bu gün TÃœRK YURDUNDA damarında TÃœRK KANI dolaşan insanlarca bu güne değin konuşula gelmiş kök köken ne olursa halkca genel kabul görmüş bu toprak sesi bu millet ferdi bu millete seslenmiş genel kabul görmüş analşıla gelmiş türkçe sözcükler istisnasız her sözcüğü kapsamalı şu konuşulsun bu konuşulmasın ayrımcılığına gidilmemelidir..
biz anadolu halk edebiyatına baktığımız zaman onun dam üstüne çul serdiğini dolaba yoğurt koyduğunu görüyoruz dillere vay .. gerçektende telgraf yazılması gerekir sabit fikirliliğinden çıkamazsak telgırafın tellerine konan guşları göremediğimiz gibi süt içip dilimiz yandığında aynı zamanda züppelik ateşiyle yana yana of aman diye soğuk ruhsuz bir of çekersek of amanin amaaanindeki inceliği zeraafeti ferahlatıcı etkiyi yakalayamayız yaşayan türkçe mutlak dış etkilerden korunmalı koruyum derken de göz çıkarmamalı bir vakit a nın i nin üzerinden atarsak anlaşamayız diye aklımız bödümüz çıkıyodu o şapka işaretini attık pekde iyi oldu hafifledik gaayette güzel anlaşıyoruz konuşulduğu gibi yazılan yazıldığı gibi konuşulan dilimizde mi mu mü gibi soru takısı varken işaret küçük bi ayrıntı şaşkınlıkheyecan belirtmede anlatım zenginliği koyma yerine ünlem işareti ufak bi detay en nihayetindede öyle yada böyle anlaşıp gidiyoz ey halkım eğer temelli amerika avrupa gibi uzak yerde doğup büyüyüp diline yabancı kalmadınsa saygı kelimesini de literatürümden atıyorum gerçektende zoraki dayatma neticesinde soğuk ruhsuz bi sözcük dış görünüşe göre değer biçip sana öğle saygı duyuyorum o için sevgilerle diyorum ey halkım ey milletim