PDA

View Full Version : BBC ning Dolkun Isa Bilen Qilghan Sohbiti:Sh.Turkistanda Weqeler



Unregistered
07-07-09, 18:34
Şincan'da olaylar

Çin hafta sonunda son 20 yılın, yani Tiananmen katliamı sonrasının en büyük şiddet olaylarına sahne oldu.
Uygurların yaşadığı Şincan Özerk Bölgesi'nde meydana gelen olaylarda en az 140 kişi öldü, 800'den fazlası da yaralandı.

İsyan sırasında bölgede bağımsız gazeteciler olmadığı için, bildiklerimiz tarafların karşılıklı anlattıklarından ibaret.

Çin devlet televizyonu, Şincan'ın başkenti Urumçi'de toplanan kalabalıkların otomobilleri yakıp dükkanları yağmaladığını ve bazı insanları dövdüğünü duyurdu.

Haberde açıkça etnik grup adı verilmese de, görüntülerde üstü başı kan içinde olanların Han milliyetinden olduğu görünüyordu.

Uygur kaynaklar ise dün binlerce kişinin katıldığı protestoların barışçı geçtiğini, şiddet olaylarının polisin müdahalesiyle başladığını söylüyor.

Tarafların hemfikir olduğu tek şey, olayların çıkış noktası: Geçen ay, Urumçi'ye yüzlerce kilometre uzakta bir fabrikada çalışan Uygur işçilerin, Han kökenli bir kadına tecavüz etmekle suçlanması ve çıkan kavgada Çinlilere göre iki, sürgündeki Uygur kaynaklarına göreyse 60 Uygur işçinin öldürülmesi.




Çin hükümeti, olayların sürgündeki Dünya Uygur Kurultayı ve onların lideri Rabiya Kader'in kışkırtmasıyla, onların "Cesur ve büyük eylem yapın" çağrısı üzerine çıktığını öne sürüyor.

Arkadaşımız Ebru Doğan bu iddiaları ve olayın kökenlerini, kurultayın Genel Sekreteri Dolkun İsa ile konuştu.



--------------------------------------------------------------------------------


Ebru Doğan: Siz bugün Urumçi'deki kaynaklarınızdan hiç haber aldınız mı?

Dolkun İsa: Doğu Türkistan'daki olaylar daha çok dün yaşandı. Bugün biz haber almaya çalıştık ama bizim doğrudan temas kurma imkânımız olmadı. Ama Urumçi'den telefonla bizi arayanlar oldu. Bugün sabah birisi aradı; bir telefon kulübesinden. Çok kısa konuştu. "Hemen koymam lazım telefonu" dedi. Çünkü galiba her yer çok sıkı aranıyor. Bir dakika falan sürmedi bu konuşma. "600 kadar insan öldü haberiniz var mı" falan dedi. Biz "Kimsin" falan derken zaten bıraktı telefonu. Tabii bu sayının ne kadar doğru, gerçek ölünün ne kadar olduğunu şimdi bilmemiz çok zor.

Dün akşam Aksu, Kaşgar, Karamay gibi şehirlerde de milletin sokağa döküldüğü hakkında haberler gelmişti. Bugün onlarla temas kurmaya çalışıyoruz ama telefonlar düşmüyor.

26 Haziran'da Guandong eyaletindeki bir oyuncak fabrikasında Çinli işçilerin Uygur işçilere saldırması sonucunda 60 kadar Uygur ölmüştü. Bu olaya Çin polisleri müdahale etmedi. 5-6 saat kadar ne can kurtarıcı geldi ne de polis müdahale etti duruma.

ED: Siz orada 60 işçinin öldüğünü söylüyorsunuz, Çinli yetkililer iki diyor galiba, değil mi?

Dİ: Yok evet iki dediler sonra kendilerinden bazı kaynaklar bunun 18 olduğunu doğruladı. Ama olaylardan kaçarak saklanmış insanlardan bizi arayanlar oldu. Onların bildiğine göre en az 60 kadar ölü var.

İşte bundan dolayı dün 10 bin kadar Doğu Türkistanlı Uygur, hükümet binasının önüne kadar son derece barışçıl gösteriler yaptı. Hatta böyle bir soykırıma, şiddete maruz kalmayalım diye ellerinde Çin bayraklarıyla yürüdüler.

Ama Çin hükümeti onlara karşı, ne istediklerini bile sormadan şiddet kullandı. İlk etapta, Halk Meydanı dediğimiz yerde 3 binden fazla kişinin katıldığı gösteride 400 kişiyi tutukladılar. Ondan sonra şehre giden bütün yolları tutmuşlar.

Ondan sonra Dön Köğrük diye başka bir mahalle var orada 5 bin insan orada toplanmışlar. Polis orada göz yaşartıcı bombalar atmış. Zaten biz de o gün telefonla konuşurken silah sesleri geliyordu. Cep telefonuyla çekilmiş fotoğraflar ve videolar da var elimizde. Ondan sonra tüm elektrikler kesildi ve Çinli Parti Sekreteri gösterileri şiddetle bastırmak emri verdi.

ED: Sizce bu çatışmaların, huzursuzluğun sebebi yalnızca o oyuncak fabrikasında çıkan olay mı? Yoksa Urumçi'de Han milliyetinden gelenler ile Uygurlar arasında zaten bir süredir var olan başka bir gerilim mi söz konusu?

Dİ: Tabii. Bu olayın çıkma sebebi o ama burada birikmiş bir sürü faktörler var. Bildiğiniz gibi 2003'ten itibaren Çinliler Doğu Türkistan'dan sürekli olarak evlenmemiş genç kızları ve genç erkekleri Çin'e iş bulma nikabı altında taşıyorlardı. 2006 ve 2007'de bunu çok güçlü bir biçimde devam ettirdiler. Bir sene içinde 240 binden fazla insanı Çin'e taşınmaya mecbur ettiler.

Tabii biliyorsunuz 1949'da Doğu Türkistan Çin esaretine girerken buradaki toplam Çinli sayısı %3-4 idi. Şimdi %50'ye yaklaşmış durumda. Tabii sürekli Doğu Türkistan'dan işçi götürüyor, Uygurları azınlık durumuna indirmeye çalışıyor. Bu da Çin'in asimilasyon politikasının bir parçası.

Ondan sonra biliyorsunuz bizi 1955'te Şincan Uygur Özerk Bölgesi ilan ettiler ama bu sadece kâğıt üzerindeki bir özerklik oldu. Örnek vermek gerekirse anayasada bölgenin resmi dili Uygurca olarak belirtiliyor. Ama 2006'dan itibaren çocuk yuvasından üniversiteye kadar sadece Çince eğitim görebiliyor insanlarımız. Uygurca okullar tamamen ortadan kaldırılmış durumda.

İşte böyle ekonomik açıdan, siyasi açıdan, dini özgürlük açısından baskılara maruz kaldı halkımız. Son zamanlarda daha da yoğun bir şiddet uygulamaya başladılar. Çok sayıda insanı tutukladılar, idama mahkûm ettiler. Doğu Türkistan içinde kendi halkını ikinci sınıf, üçüncü sınıf vatandaş yaptılar.
Tabii bunlar da birikti. Oyuncak fabrikasındaki olay bu meselenin ortaya çıkmasına bir sebep oldu.

ED: Peki Çinli yetkililer de aslında bu olaylardan sizin genel sekreteri olduğunuz kuruluşu, Dünya Uygur Kurultayı'nı ve lideriniz Rabiya Kader'i sorumlu tutuyorlar. Diyorlar ki "Cesur ve büyük eylem çağrısı yaptılar, bu olaylar o yüzden çığırından çıktı.

Dİ: Çinliler böyle bir şey olduğunda her zaman Dünya Uygur Kurultayı'na yakıştırmaya çalışıyorlar. Biz bu olay çıktıktan sonra tabii barışçıl yollardan protesto eylemleri yapma çağrısında bulunduk ama bunu biz yurt içindeki değil, yurt dışındaki Doğu Türkistan örgütlerine yaptık. Bu çağrı üzerine Cuma günü Münih'te Çin Konsolosluğu önünde bir protesto yapıldı. Norveç'te Oslo'da yapıldı, Brüksel'de, Stockholm'de, Kanada'da Toronto'da yapıldı. Bugün Hollanda'da Amsterdam'da, yarın da Washington'da yapılacak.

Ama biz Doğu Türkistan içindeki halkımıza hiçbir zaman böyle bir çağrıda bulunmadık. Ama olaylar bir haftadır Doğu Türkistan halkında da bayağı bir endişelere yol açmıştır. Halk da bunun hesabını sormak amacıyla gitmiştir.

ED: Peki yandaşlarınıza şu anda ne söylüyorsunuz, nasıl bir tavsiyede bulunuyorsunuz?

Dİ: Biz bütün Doğu Türkistan halkını bu konuda sakin olmaya çağırıyoruz. Ama Çin hükümetini senelerdir uyarıyoruz. "Orada bir problem vardır, bir etnik çatışma vardır, bunu kabul etmeniz gerekiyor. Bu meseleyi biz diyalog, sohbet, konuşma yoluyla, barışçıl yollarla halledelim." diye çağrı yapıyoruz.

Ama Çin hükümeti bunu hiçbir zaman ciddiye almıyor. Sadece kuvvet kullanarak, şiddet kullanarak bu meseleyi halletmeye çalışıyorlar.

Biz gene de bunu tekrarlıyoruz Çin hükümetine. Burada birçok insan öldü. Bu bizim yararımıza değildir, Çin hükümetinin de yararına değildir. Bu konuda her iki taraf da zararlı çıkacaktır. Çin hükümetinin bu meseleyi Dünya Kurultayı'nın delegeleriyle konuşarak halletmesini istiyoruz.