PDA

View Full Version : paydilinish



Unregistered
03-04-09, 16:49
Münazara Nedir
birer cümle halinde ifade edilen bir tezle antitezin, iki grup arasında bir hakem heyeti -jüri- huzurunda tartışıldığı konuşmalara münazara denir. tartış*malarda yarışma kaygısı olmadığı hâlde, münazaralar birer fikir ve söz yarışma*sıdır.

tartışmalar için geçerli olan kurallar münazaralar için de geçerlidir.

bir başkan yönetiminde, jüri önünde yapılan münazarada gruplardaki konuşmacı sayısı bir ile dört arasında değişebilir. her grup kendi grup sözcüsünü (veya başkanını) önceden belirler. münazaranın uygulanış şekilleri arasında küçük farklılıklar olmakla birlikte grup sözcüleri sırasıyla gruptaki arkadaşlarını tanıtırlar ve konuyu hangi yönlerden ele alacaklarını belirtirler. daha sonra grup üyeleri konuşmalarını yaparlar. son olarak sözcüler savunmalarını yaparak münazarayı bitirirler. jüri, konuşmacıların hazırlıklarını, savunmalarını ve konuşmadaki başarılarını göz önünde bulundurarak bir değerlendirme yapar ve galip tarafı ilan eder
/////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////
Münazara ve Diyalektik
Belli kural ve kaideler çerçevesinde karşılıklı konuşma, herhangi bir hakikatin/hakikatlerin vuzuh ve inkişafı adına fikir teâtîsinde bulunma diyebileceğimiz `münazara`, aynı kanun ve esaslara dayanarak beyin fırtınası yaşamanın, müşterek düşünmenin, insaflı ifade ve beyanın ayrı bir unvanı

Biraz daha açacak olursak, münazara, iki veya daha fazla münazırın, herhangi bir konuda, okunup yorumlanacak bir obje, bir nesne vesaireyi doğru okuyup doğru yorumlamak suretiyle gerçeğe ulaşma gayreti; münazara esnasında ortaya konan mülâhaza ve bu mülâhazalara bağlı çağrışımların vaad ettikleri de nazar-ı itibara alınarak tam bir hakperestlik hissiyle bütün bir düşünce gücünün gerçeği bulmaya teksif edilmesi ameliyesidir.


Yukarıda kısmen temas edilen hususlar çerçevesinde cereyan eden münazara, Kur`ân ve Sahih Sünnet`le tanıdığımız münazara usulüne uygun düşmektedir. Dolayısıyla da, bu şekilde gerçekleştirilen fikir yürütmelere ve her türlü müdâvele-i efkâra rahatlıkla `Kur`ânî` diyebiliriz ve bu türlü musâhabelere diyalektik demek kat`iyen doğru değildir.


Günümüzde münazara adına, değişik platformlarda hemen çoğumuzun şahit olduğu tartışmalara gelince, bunlar büyük ölçüde, Aristo diyalektiğinin tarih boyu değişik istihâlelerden geçerek kısmen farklılaşmış versiyonlarından ibarettir ve böylesi tartışmalara münazara ve müdâvele-i efkâr demektense, cidal, mugalâta ve minvechin demagoji demek daha uygun düşmektedir.


Bu şekilde cereyan eden hemen bütün tartışmalarda, böylesi fikir düellosuna iştirak eden herkesin bir kısım ön kabulleri vardır ve münazırlar, herhangi bir hakikatin tebellüründen daha ziyade ne yapıp yapıp kendi mülâhazalarını karşı tarafa kabul ettirmenin mücadelesini vermektedirler. Öyle ki, bu hususta ölesiye bir gayret sarf eder; yer yer kelime ve mantık oyunlarına girer; hasımlarını ilzam etme, mahcup düşürme... gibi yakışıksız şeylere başvurur ve hakikate karşı hep kapalı dururlar.


Hakikatin/hakikatlerin ortaya çıkmasından daha çok, karşı tarafın düşünce, ifade ve felsefesine zıt şeyler üreterek musâhabeyi bir cidal, bir mugalâta ve diyalektiğe çevirirler ki, artık münazırlar satranç oynuyormuşçasına birbirini mat etme, küçük düşürme ve devre dışı bırakma (diskalifiye) mülâhazasıyla hareket eder ve bütün gayretleriyle böyle bir düşünce üzerinde yoğunlaşırlar. Bu tür bir musâhabeye ise kat`iyen münazara denmez; dense dense ona zihnî ve fikrî özürlülerin tartışması denir.


Değişik platformlarda sık sık gördüğümüz gibi, bu tür tartışmalarda taraflar, kendilerini haklı göstermek için, meşru-gayrimeşru ellerinden gelen her şeyi yapar, mantıkî gibi görünen her yönteme başvurur; hasmını devre dışı bırakma adına rahatlıkla yalan söyler; değişik karalamalara girer; tahrik edip onun muvazenesini bozmak ister ve konuyu sürekli kendi ön kabullerine bağlı götürmeye çalışırlar. Böyle bir münazara veya münakaşada taraflar birbirlerini dinliyor gibi görünseler de dinlemiyorlardır; aksine her biri diğerinin düşünce hatalarını ve ifade sürçmelerini yakalamaya çalışmakta ve söz sırası kendine geldiğinde onu yerden yere vurmayı plânlamaktadır.


Bu itibarla da bu tür kimseler, ilzam edilseler de, hep o devrilmiş düşüncelerini, harabeye dönmüş mülâhazalarını ikame etmeye çalışır; karşı tarafın beyanlarına, mütalâalarına asla hakk-ı hayat tanımaz ve hep bir fanatik gibi davranırlar; davranır ve görüşülen konuya bir katılımcı olmadan daha ziyade, bütün himmetini diğer münazırın zaaflarını tespite ve onun konuşmalarından süzüp elde ettiği mülâhazalarla ortaya farklı kombinezonlar koyup kendini ifade etmeye, maharet göstermeye ve alkış toplamaya sarf ederler. Beklediklerini bulur veya bulamazlar; ama böyle bir münazarada dünya kadar zamanın heder edilmesine rağmen herhangi bir hakikate ulaşılmadığı/ulaşılamadığı da açıktır.


Aynı zamanda, bütün bunların yanında tamiri çok zor yaralanmalar olmuş; düşmanlıklar körüklenmiş, bencillikler daha bir azgınlaşmış, ruhlar hafakana girmiş, haset tetiklenmiş; kinler, nefretler, münazırları çatlama seviyesine getirmiş; derken umumî atmosfer maksadı aşan söz ve davranışlarla kirlenmiş, insanî değerlere saygısızlıkta bulunulmuş ve fertler arası münasebetlerde onarılması imkânsız kırılmalar meydana gelmiştir. Bizim düşünce dünyamız ve evrensel insanî kriterler açısından bu tür karşılaşmalara kat`iyen münazara denmez; zannediyorum buna diyalektik demek daha uygun düşecektir.


Öyle ise şimdi bir iki cümle ile de olsa, gelip münazaranın yerine oturan diyalektikten bahsetmek yerinde olacaktır. Bakış icmalî bir bakıştır, üslûp da bizim üslûbumuz; ifade tarzı yadırganmamalı...


Diyalektik, kesin olmayan ve çok defa muhtemel mülâhazalara bağlı cereyan eden hatta bazen gidip, eskilerin ifadesiyle mugalâta ve safsataya dayanan bir çeşit tartışmanın adıdır. Ona, cedelleşme, münakaşa etme ve birbirine sataşma sanatı da denebilir. Bazı düşünürlere göre, diyalektik, herhangi bir konuda ileri sürülen ve doğru olma ihtimali de bulunan kanaatlerin açıklanması ve müdafaasından ibarettir.. bilimden önce bilime yol sayılan, ama kat`iyen bilimin evsafını hâiz olmayan bir musâhabe tarzı şeklindeki yaklaşım da diyalektik adına ayrı bir tarif.. ve daha farklı bir sürü yaklaşım...


Diyalektik bütün Orta Çağ boyu hitabın mukabili olarak formel mantığı ifade adına kullanılan bir sistem oldu. Hatta filozof Kant, bütün aldatıcı akıl yürütmeleri –mugalâta da diyebilirsiniz– diyalektik olarak adlandırdı ve tecrübî alan dışında bilgi elde etme veya ortaya koyma iddiasında bulunan kimseler, aklen çözümü ve izahı imkânsız gibi görünen ve neticede gidip tenakuzlara (çelişki) dayanan ne kadar birbirine ters tezler varsa, diyalektik sayesinde o zıtlıkları aşmaya ve telife çalıştılar; belki bir manada problemin üstesinden de geldiler! Hegel, diyalektiğe tarihî bir buud kazandırarak, bütün tabiî hâdiselerin, hususiyle de manevî derinliği olan olayların tarih içindeki gelişmesi gibi çarpık anlayışları da ona bağlayarak sistemi bütün bütün farklılaştırdı ve ayrı bir kalıba ifrağ etti.


Daha sonraları ise, Karl Marks tarihî maddecilik diyalektiğini işte bu telakki üzerine kurdu ki, zamanla hemen bütün insanlık az-çok bu felsefeden müteessir olarak mantığı da, muhakemeyi de, fikir yürütmeyi de tamamen bu şeytanî sisteme bağlayıverdi. Böylece bir kere daha Faust, Mefisto`ya yenik düşüyor ve düşünce hayatı itibarıyla diyalektiğin paletleri altında presleniyordu.


Oysaki bizim münazara şeklimiz, herhangi bir konuda fikir yürütmemiz çok farklıydı ve tamamen hakkın emrinde ve hakkı tutup kaldırma istikametinde gerçekleşiyordu. O tamamen bizim temel kültür kaynaklarımıza bağlı gelişmiş ve `fenn-i münazara` unvanıyla bilinen bir kısım disiplinler çerçevesinde oluşmuş ve oluşuyordu. Bu disiplinlere göre, hakkın hatırı âlî tutuluyor ve hiçbir hatıra feda edilmiyordu. Münazırların birbirini mahcup etmesi kat`iyen söz konusu değildi. Birbirini utandırmak bir yana, haklı çıktığında hasmını utandırmak dahi insanî değerlere saygısızlık sayılıyordu.


Aslında böyle disiplinli bir karşılaşma ve konuşmada daha ziyade hakkın ortaya çıkması veya vuzuha kavuşması esas kabul ediliyordu. Konu dinî olduğu takdirde aslî ve fer`î şer`î deliller göz önünde bulundurularak münazara ona göre cereyan ediyordu. Şayet mevzu değişik ilim dallarıyla alâkalı ise, bu defa da konuya esas teşkil eden ilim dallarına ait sâbiteler, temel disiplinler öne çıkarılarak musâhabe ve müdâvele-i efkâr o çizgide yürütülüyordu. Her iki alandaki münazarada da diyalektiğe girmeden, mugalâtalara sapmadan mantık yürütme önemli bir ahlâkî disiplindi. Böyle bir münazarada, mesnetsiz, delilsiz ve peşin hükümlere bağlı mülâhazalardan olabildiğine uzak duruluyor; her şey gerçek bilgi yörüngesinde götürülüyor ve konuşmanın her faslında hakperestlik mülâhazasına fevkalâde dikkat ediliyordu.


Münazırlar birbirlerine kızmıyor, asla öfkelenmiyor, müzakere veya tartışmanın en hararetli noktalarında bile birbirlerine olabildiğine saygılı davranıyor ve karşı tarafın kendini ifade etmesi hususunda fevkalâde centilmence hareket ediyorlardı. Kat`iyen kimse kimseyi hafife almıyor, onunla alay etmiyor ve hep İslâmî bir müsamaha sergiliyorlardı.. ve o günler ne günlerdi..!

//////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////

Tartışma - Panel - Münazara ne demektir?


Günlük yaşamımızda küçük gruplarla tartışma ortamı çoğunlukla kendiliğinden ortaya çıkar. Ancak bu tür tartışmaların bireyin üzerindeki etkisini kontrol etmek ve bir sonuca bağlamak oldukça güçtür. Bu nedenle tartışma bir öğretim yöntemi olarak kullanılırken, belli hedeflere ulaşılmasını sağlayacak biçimde planlı ve programlı bir şekilde yürütülmesi gerekir.

TARTIŞMA NEDİR?
Tartışma iki veya daha fazla kişinin belli bir konuda düşüncelerini sergileme yoluyla fikir alışverişinde bulunmalarıdır.

Tartışma Yönteminin Aşamaları

1. Tartışma Probleminin Seçimi: Tartışma problemi seçilirken katılımcıların ilgi ve tutumları ile konuyla ilgili ön bilgileri göz önünde bulundurulmalıdır. Konu katılımcılar için ilgi çekici olmalı ve tartışmaya karşı güdülenmelidir. Bunun yanısıra problem cümlesinin açık olması, konuyu tam olarak belirtmesi, konuyu sınırlayabilmesi gerekir. Problem cümlesi soru yada düz cümle olarak ifade edilebilir. Ancak soru cümlesi katılımcıların ilgisini çekmede ve onları araştırma yapmaya teşvik etmede daha etkilidir.

2. Tartışmayı Yönlendirecek Soruların Belirlenmesi: Tartışma yönteminde eğiticiler katılımcıları sorularla yönlendirmezse tartışmadan elde edilen sonuçlar hedefler doğrultusunda olmayabilir, konu dağılabilir. Bu nedenle eğiticinin tartışmayı yönlendirecek açılış, gelişme ve kapanış bölümüyle ilgili anahtar soruları önceden hazırlaması gerekir.

3. Araç ve Tekniklerin Belirlenmesi: Tartışma sürecinde bir çok öğretim araç ve tekniklerinden yararlanılabilir. Bu amaçla tartışmadan önce probleme uygun dramatazisyonlar yapılabilir, sergiler ve yakın çevre gezilebilir, yazılı materyaller okunabilir, radyo dinlenebilir ve film izlenebilir. Bu tür etkinlikler katılımcılarda ortak yaşantı oluşmasını sağlar ve tartışmaya katılımı sağlar.

4. Tartışmanın Yapılacağı Fiziksel Ortamın Düzenlenmesi: Tartışmanın yapılacağı fiziksel ortam ve katılımcı sayısı tartışmanın niteliğini etkiler. Çok kalabalık gruplarda tartışmalar bazı katılımcıların tartışma dışında kalmasını sağlar.

Tartışma ortamında sağlıklı iletişim kurulmasında, katılımcıların birbirlerini görmeleri önemli rol oynar. Bu nedenle katılımcıların, daire yada yarım ay biçiminde oturmasının sağlanması gerekir.


5. Değerlendirme: Tartışma sonunda, tartışma eğitici ya da katılımcılar tarafından değerlendirilmeli ve sonucu özetlenmelidir.



PANEL ve AÇIK OTURUM
toplumu ilgilendiren bir konunun dinleyiciler önünde, sohbet havası içinde, uzmanları tarafından tartışıldığı konuşmalara panel denir. açık oturum ile panel özellikleri yönüyle birbirlerine çok benzerler. hatta bazı kitaplarda panel ile açık oturum aynı konuşma türü olarak verilir. arada sadece üslûp farkı vardır. panelden amaç bir konuda karara varmaktan ziyade sorunu çeşitli yönleriyle aydınlatmak, farklı görüşleri, farklı anlayışları ortaya koymaktır. panelde de bir başkan bulunur. konuşmacı sayısı 3 ile 6 arasında değişebilir. konuşmacılar, uzmanı oldukları konunun ayrı birer yönünü ele alırlar. konuşmalar, açık oturumda olduğu gibi başkanın verdiği sıraya ve süreye göre yapılır. panelin sonunda, dinleyiciler panel üyelerine soru sorabilirler. tartışma dinleyicilere de geçerse o zaman tartışma, forum şekline dönüşür.

A.Münazara Nedir?
Münazara, bir konuda karşıt görüşleri savunan takımların fikirlerini çarpıştırdıkları bir tartışma platformudur. Bir münazara maçının konusu, iki taraflı tartışılabilecek her şey olabilir; ancak ağırlıklı olarak güncel sosyal ve siyasi meseleler tartışılır. Yarışmacılar maçın başlamasından on beş dakika önce tartışılacak konuyu ve hangi tarafı savunmaları gerektiğini öğrenirlar. Münazaracılar bu süre içerisinde, maç esnasında aldıkları notlarla son halini verecekleri ve sıra kendilerine geldiğinde sunacakları yedi dakikalık konuşmalarının taslağını hazırlarlar. Sunum esnasında bu notlardan yararlanmak serbesttir. Yaklaşık bir saat süren bu tartışma, jüri heyetinin maç boyunca aldığı notlara dayanarak maçın sonucunu açıklamasıyla sonlanır. Jürinin değerlendirmesini yaparken öncelikli olarak ele aldığı, yarışmacıların argümanlarını ne kadar etkileyici sundukları değil, bu argümanların ne kadar sağlam ve tutarlı olduklarıdır.

B.Münazara'nın Amacı:
Münazaranın öncelikli amacının, katılımcılara güncel konuları çok boyutlu, zengin bir çerçevede değerlendirebilme yeteneğini kazandırıp tartışma kültürünü arttırmak olduğu söylenebilir. Bunun yanısıra münazaracıların seri düşünüp, fikirlerini etkileyici şekilde topluluk önünde ifade etme yeteneklerinini geliştirmeleri de hedeflenir.

C.Münazara'nın Size Sundukları:
Haftada iki gün toplanacak olan münazara grubunda, öncelikle münazaranın inceliklerini hem izleyerek hem pratik yaparak öğreneceğiniz .. eğitim sürecine katılabilirsiniz. Daha sonraki toplantılardaki maçlara katılabilir ve sorumluların ve yeni münazaracı arkadaşların hazırlayacakları sunumları dinleyerek hem ilerideki münazara maçlarınıza bir temel oluşturup hem de genel kültürünüzü arttırabilirsiniz. Bunun yanı sıra, toplantılara düzenli katılan arkadaşlarımız, İstanbul Ligi'nin yanı sıra, Türkiye'nin çeşitli şehirlerinde düzenlenen turnuvalarda ve uluslararası turnuvalarda Boğaziçi Üniversitesi'ni temsil edebilir ve yine bu sayede birçok üniversiteden zengin bir arkadaş çevresine sahip olabilirler. Sıcak bir arkadaşlık ortamında birlikte geçireceğimiz bir senenin sonunda, Tükiye'nin ve dünyanın önemli meselelerini tartışabilen ve fikirlerini etkileyici biçimde savunabilen kişilerden oluşan münazara camiasının önemli bir üyesi olabilir, burada kazandıklarınızdan ömür boyu hem okul hem de iş kariyeriniz boyunca yararlanabilirsiniz. Tüm bunları birlikte gerçekleştimek için sizleri Münazara Altkurulu'na davet ediyoruz.




Münazara, panel, forum (tartışma teknikleri)

* Münazara, ikişerli veya üçerli iki grup öğrencinin bir fikrin, eylemin veya önerinin taraf ve karşı noktalarını ortaya koymasıdır. Amaç bir konudaki birbirine zıt fikirleri tartışmaktır. Öğretmen münazarayı değerlendirmek için sınıfa rehberlik eder.

* Panel, Küçük bir grubun ilgi çekici bir konuyu kendi aralarında, büyük bir grubun karşında tartıştıkları bir tekniktir. Bu tekniğin amacı üyeler arasında ortak düşünüş ve çalışmayı özendirmektir. Panel lider dâhil 5–9 kişiden oluşur. Panel lideri konuyu ve panel üyelerini sunup tartışmayı açar, kendisi zaman, zaman tartışmaya katılır, tartışmayı özetler tartışmanın akıcılığını ve etkin katılımı sağlar.

* Forum, Aynı konuyla ilgili iki yada daha fazla konuşmacının katıldığı bir tartışma tekniğidir. Bu teknikle tartışmalı konunun farklı yönleri, o alanda iyi yetişmiş kişilerce dinleyiciler karşısında tartışılır. Ayrıca dinleyiciler de kendi görüşlerini açıklama olanağına sahiptirler.

Unregistered
03-04-09, 17:26
qanchinchi yilliq sewiye kim eytalaydu.turkche bilidighanlar uchun sordum.