PDA

View Full Version : Xupten Namizini Qandaq Oquymiz?



Namazni
21-09-08, 07:01
YATSI NAMAZI
Yatsı namazı [10+3] onüç rek'attir. Önce, dört rek'at sünnet, sonra dört rek'at farz, sonra iki rek'at son sünnet, bundan sonra üç rek'at, Vitir namazı kılınır.

Yatsı namazının ilk sünnetinin kılınışı

1- Ayakta olarak kıbleye dönülür. Ayakların arası dört parmak açıklıkta olur.

Niyet edilir. Mesela, yatsı namazının sünnetini kılacak isek “Allah rızâsı için bugünkü yatsı namazının sünnetini kılmaya niyet ettim” denir.

2- “Allahü ekber” diyerek iftitâh tekbîri alınır.

Erkekler tekbîr alırken; ellerin içi kıbleye karşı ve parmak araları normal açıklıkta bulunur. Başparmaklar kulak yumuşağına değdirilerek eller yukarıya kaldırılır.

Kadınlar tekbîr alırken; ellerinin içi kıbleye karşı, parmak araları normal açıklıkta ve parmak uçları omuz hizâsına gelecek şekilde ellerini yukarıya kaldırırlar.

3- Tekbîrden sonra eller bağlanır. Kıyamda yani ayakta iken secde edilecek yere bakılır.

Erkekler sağ elin avucu, sol elin üzerinde ve sağ elin baş ve küçük parmağı sol elin bileğini kavramış olarak ellerini göbek altında bağlarlar.

Kadınlar sağ el sol elin üzerinde olacak şekilde ellerini göğüs üstüne koyarlar. Erkeklerde olduğu gibi sağ elin parmakları ile sol elin bileğini kavramazlar.
Ayakta sırasıyla;
- Sübhâneke
- Eûzü Besmele
- Fâtiha sûresi
- Zamm-ı sûre okunur. Meselâ, innâ e'taynâ... okunur. (Zamm-ı sûre, namazda okunan sûrelere denir.)

4- “Allahü ekber” diyerek rükü’a varılır yani bel doksan derece eğilir ve burada en az üç defa “Sübhâne rabbiyel-azîm” denilir. Rükü’da iken ayakların üzerine bakılır.

Erkekler rükü’da, parmaklarını açıp, dizlerin üstüne kor. Sırtını ve başını düz tutar. Bacaklarını ve kollarını dik tutarlar.

Kadınlar rükû'da, sırtını ve başını, bacaklarını, kollarını dik tutmaz. Sırtlarını biraz meyilli tutarak erkeklerden daha az eğilirler. Ellerini parmaklarını açmayarak dizleri üzerine koyarlar ve dizlerini biraz bükük bulundururlar.

Üç defa “Sübhâne rabbiyel-azîm” dedikten sonra, “Semi’allahü limen hamideh” diyerek rükü’dan kalkılır ve ayakta “Rabbenâ lekel-hamd” denilir.

5- Sonra, “Allahü ekber” diyerek secdeye varılır. Secdeye inerken önce dizler, sonra eller, daha sonra da burun ve alın yere konur. Secdede baş iki elin arasında ve hizâsında bulunur. El parmakları birbirine bitişiktir. Secdede iken ayaklar kaldırılmaz. Secdede gözler kapalı olmaz. Burada en az üç kere “Sübhâne rabbiyel-a’lâ” denilir.

Erkekler, secdede dirseklerini yanlarından uzak, kollarını yerden kalkık bulundururlar. Ayaklar, parmaklar üzerine dik tutulur ve parmak uçları kıbleye gelecek şekilde yere konur.

Kadınlar, secdede kollarını yanlarına bitişik hâlde bulundururlar.

Ayaklar bitişik olarak parmaklar üzerine dik tutulur ve parmak uçları kıbleye gelecek şekilde kıvrılarak yere konur.

6- “Allahü ekber” diyerek başını secdeden kaldırıp diz üstü oturulur. Otururken, parmaklar dizlerin hizâsına gelecek şekilde eller uylukların üzerine konur ve kucağa bakılır. Burada “Sübhânallah” diyecek kadar kısa bir an oturulur.

Bu oturuşta erkekler, sol ayağını yere yayarak onun üzerine oturur, sağ ayak, parmakları kıbleye yönelmiş durumda dik tutulur.

Kadınlar ise, ayaklarını yatık olarak sağ tarafına çıkarır ve öylece otururlar.

Sonra, “Allahü ekber” diyerek ikinci defa secdeye varılır ve yine en az üç kere “Sübhâne rabbiyel-a’lâ” denilir.

7- “Allahü ekber” diyerek secdeden ayağa (ikinci rek'ate) kalkılır ve eller bağlanır.

İkinci rek'atte sırasıyla;

- Besmele,

- Fâtiha,

- Zamm-ı sûre okunur.

Sonra, birinci rek'atte olduğu gibi, “Allahü ekber” diyerek rükü’a varılır ve en az üç kere “Sübhâne rabbiyel-azîm” denilir.

8- “Semi’allahü limen hamideh” diyerek rükû'dan ayağa kalkılır ve ayakta “Rabbenâ lekel-hamd” denilir.

“Allahü ekber” diyerek secdeye varılır. Birinci rek'atte olduğu gibi yine en az üç kere “Sübhâne rabbiyel-a’lâ” denilir.

Sonra, “Allahü ekber” diyerek secdeden kalkılıp oturulur ve burada “Sübhânallah” diyecek kadar kısa bir an oturulur.

Sonra, “Allahü ekber” diyerek ikinci defa secdeye varılır ve en az üç kere “Sübhâne rabbiyel-a’lâ” denilir.

9- “Allahü ekber” diyerek secdeden doğrulup oturulur.

Otururken, el parmakları dizlerin hizâsına gelecek şekilde uylukların üzerine konur ve kucağa bakılır. Buna ilk oturuş yani kâdei ûla denir.

Ettehiyyâtü, Salli ve Bariki okuyup üçüncü rek'ate kalkılır.

Üçüncü rek'atte, Sübhâneke ve Eûzü besmele çekip Fatiha ve zamm-ı sureyi okur, rükû ve secdeyi yapıp, dördüncü rek'ate kalkar. Dördüncü rek'atte yine Fatiha ve zamm-ı sure okunur sonra rüku ve secde yapılarak, Kâde-i âhıre yani son oturuşa oturulur.

Oturuşta sırasıyla;

- Ettehiyyâtü

- Allahümme salli

- Allahümme bârik

- Rabbenâ âtinâ...duâları okunur.

Erkekler, sol ayağını yere yayarak onun üzerine oturur, sağ ayak parmakları kıbleye yönelmiş durumda dik tutulur.

Kadınlar, ayaklarını yatık olarak sağ tarafa çıkarır ve öylece otururlar.

10- Önce başını sağa çevirerek “Esselâmü aleyküm ve rahmetullah” denir. Selâm verirken omuzlara bakılır.

Sonra başını sola çevirerek sağ tarafta olduğu gibi yine, “Esselâmü aleyküm ve rahmetullah” denilir. Böylece dört rek'atlık sünnet namazı tamamlanmış olur. Bundan sonra "Allahümme entesselâmü.. dedikten sonra, hiç konuşmadan hemen farza kalkılıır.

Yatsı namazının farzının kılınışı

1- Ayakta olarak kıbleye dönülür. Ayakların arası dört parmak açıklıkta olur.

Niyet edilir. Mesela, yatsı namazının farzını kılacak isek “Allah rızâsı için bugünkü yatsı namazının farzını kılmaya niyet ettim” denir.

2- “Allahü ekber” diyerek iftitâh tekbîri alınır.

Erkekler tekbîr alırken; ellerin içi kıbleye karşı ve parmak araları normal açıklıkta bulunur. Başparmaklar kulak yumuşağına değdirilerek eller yukarıya kaldırılır.

Kadınlar tekbîr alırken; ellerinin içi kıbleye karşı, parmak araları normal açıklıkta ve parmak uçları omuz hizâsına gelecek şekilde ellerini yukarıya kaldırırlar.

3- Tekbîrden sonra eller bağlanır. Kıyamda yani ayakta iken secde edilecek yere bakılır.

Erkekler sağ elin avucu, sol elin üzerinde ve sağ elin baş ve küçük parmağı sol elin bileğini kavramış olarak ellerini göbek altında bağlarlar.

Kadınlar sağ el sol elin üzerinde olacak şekilde ellerini göğüs üstüne koyarlar. Erkeklerde olduğu gibi sağ elin parmakları ile sol elin bileğini kavramazlar.

Ayakta sırasıyla;

- Sübhâneke

- Eûzü Besmele

- Fâtiha sûresi

- Zamm-ı sûre okunur. Meselâ, innâ e'taynâ... okunur. (Zamm-ı sûre, namazda okunan sûrelere denir.)

4- “Allahü ekber” diyerek rükü’a varılır yani bel doksan derece eğilir ve burada en az üç defa “Sübhâne rabbiyel-azîm” denilir. Rükü’da iken ayakların üzerine bakılır.

Erkekler rükü’da, parmaklarını açıp, dizlerin üstüne koyar. Sırtını ve başını düz tutar. Bacaklarını ve kollarını dik tutarlar.

Kadınlar rükûda, sırtını ve başını, bacaklarını, kollarını dik tutmaz. Sırtlarını biraz meyilli tutarak erkeklerden daha az eğilirler. Ellerini parmaklarını açmayarak dizleri üzerine koyarlar ve dizlerini biraz bükük bulundururlar.

Üç defa “Sübhâne rabbiyel-azîm” dedikten sonra, “Semi’allahü limen hamideh” diyerek rükü’dan kalkılır ve ayakta “Rabbenâ lekel-hamd” denilir.

5- Sonra, “Allahü ekber” diyerek secdeye varılır. Secdeye inerken önce dizler, sonra eller, daha sonra da burun ve alın yere konur. Secdede baş iki elin arasında ve hizâsında bulunur. El parmakları birbirine bitişiktir. Secdede iken ayaklar kaldırılmaz. Secdede gözler kapalı olmaz. Burada en az üç kere “Sübhâne rabbiyel-a’lâ” denilir.

Erkekler, secdede dirseklerini yanlarından uzak, kollarını yerden kalkık bulundururlar. Ayaklar, parmaklar üzerine dik tutulur ve parmak uçları kıbleye gelecek şekilde yere konur.

Kadınlar, secdede kollarını yanlarına bitişik hâlde bulundururlar.

Ayaklar bitişik olarak parmaklar üzerine dik tutulur ve parmak uçları kıbleye gelecek şekilde kıvrılarak yere konur.

6- “Allahü ekber” diyerek başını secdeden kaldırıp diz üstü oturulur. Otururken, parmaklar dizlerin hizâsına gelecek şekilde eller uylukların üzerine konur ve kucağa bakılır. Burada “Sübhânallah” diyecek kadar kısa bir an oturulur.

Bu oturuşta erkekler, sol ayağını yere yayarak onun üzerine oturur, sağ ayak, parmakları kıbleye yönelmiş durumda dik tutulur.

Kadınlar ise, ayaklarını yatık olarak sağ tarafına çıkarır ve öylece otururlar.

Sonra, “Allahü ekber” diyerek ikinci defa secdeye varılır ve yine en az üç kere “Sübhâne rabbiyel-a’lâ” denilir.

7- “Allahü ekber” diyerek secdeden ayağa (ikinci rek'ate) kalkılır ve eller bağlanır.

İkinci rek'atte sırasıyla;

- Besmele,

- Fâtiha,

- Zamm-ı sûre okunur.

Sonra, birinci rek'atta olduğu gibi, “Allahü ekber” diyerek rükü’a varılır ve en az üç kere “Sübhâne rabbiyel-azîm” denilir.

8- “Semi’allahü limen hamideh” diyerek rükûdan ayağa kalkılır ve ayakta “Rabbenâ lekel-hamd” denilir.

“Allahü ekber” diyerek secdeye varılır. Birinci rek'atte olduğu gibi yine en az üç kere “Sübhâne rabbiyel-a’lâ” denilir.

Sonra, “Allahü ekber” diyerek secdeden kalkılıp oturulur ve burada “Sübhânallah” diyecek kadar kısa bir an oturulur.

Sonra, “Allahü ekber” diyerek ikinci defa secdeye varılır ve en az üç kere “Sübhâne rabbiyel-a’lâ” denilir.

9- “Allahü ekber” diyerek secdeden doğrulup oturulur.

Otururken, el parmakları dizlerin hizâsına gelecek şekilde uylukların üzerine konur ve kucağa bakılır. Buna ilk oturuş yani kâdei ula denir.

Ettehiyyatüyü okuyup üçüncü rek'ate kalkar.

Üçüncü rek'atte, Fatihayı okur, rükû ve secdeyi yapıp, dördüncü rek'ate kalkar. Dördüncü rek'atte yine Fatiha okunur sonra rükû ve secde yapılarak, Kâde-i âhıre yani son oturuşa oturulur.

Oturuşta sırasıyla;

- Ettehiyyâtü

- Allahümme salli

- Allahümme bârik

- Rabbenâ âtina...duâları okunur.

Erkekler, sol ayağını yere yayarak onun üzerine oturur, sağ ayak parmakları kıbleye yönelmiş durumda dik tutulur.

Kadınlar, ayaklarını yatık olarak sağ tarafa çıkarır ve öylece otururlar.

10- Önce başını sağa çevirerek “Esselâmü aleyküm ve rahmetullah” denir. Selâm verirken omuzlara bakılır.

Sonra başını sola çevirerek sağ tarafta olduğu gibi yine, “Esselâmü aleyküm ve rahmetullah” denilir. Böylece dört rek'atlık farz namazı tamamlanmış olur. Sonra "Allahümme entesselâmü..." denilerek son sünnet için kalkılır.

Yatsı namazının son sünnetinin kılınışı

1- Önce kıbleye karşı dönülür. Ayaklar birbirinden dört parmak kadar açık olarak paralel tutulur. Ellerin baş parmakları kulak yumuşaklarına değdirilir, avuç içleri kıble istikâmetine açılır. “Niyet ettim. Allah rızâsı için bu günün yatsı namazının son sünnetini kılmaya, döndüm kıbleye” diye kalbden geçirildikten sonra, “Allahü ekber” diyerek, göbek altında, sağ el sol elin üzerine bağlanır.

2- Gözleri, secde edilecek yerden ayırmaksızın:

a) Sübhâneke, okunur.

b) E’ûzü Besmeleden sonra Fâtiha, okunur.

c) Fâtihadan sonra Besmele okunmaksızın bir zamm-ı sûre (meselâ; Elem terakeyfe..) okunur.

3- Zamm-ı sûreden sonra "Allahü ekber" diyerek rükü’a eğilinir. El parmaklarını açıp dizler üzerine konur, bel düz tutulur ve gözleri ayaklardan ayırmayarak, en az üç defa "Sübhâne Rabbiyel-azîm" (5 veya 7 de olur) denir.

4- "Semi’allahü limen hamideh" diyerek doğrulunur. Doğrulurken, pantolon çekilmez ve gözler secde yerinden ayrılmaz. Tam dik durunca, (Rabbenâ lekel hamd) denir.

5- Ayakta fazla durulmadan "Allahü ekber" diyerek secdeye gidilir. Secdeye giderken sırası ile;

a) Sağ diz, sonra sol diz, sağ el, sonra sol el, burun ve alın yere konur.

b) Ayak parmakları kıble istikâmetinde bükülür.

c) Baş iki elin arasına konur,

d) Elin parmakları bitişik tutulur,

e) Avuç içleri yere yapıştırılır. Dirsekler yere yapıştırılmaz.

f) Bu vaziyette iken en az üç defa "Sübhâne rabbiyel-a’lâ" denir.

6- Sonra, “Allahü ekber” diyerek sol ayak yere yayılır, sağ ayağın parmakları kıble istikâmetinde bükülür, uylukların üzerinde oturulur. Avuçlar, dizin üzerine konur ve parmaklar kendi hâline bırakılır.

7- Uyluklar üzerinde sübhâhallah diyecek kadar oturduktan sonra, "Allahü ekber" diyerek, tekrar secdeye varılır.

8- Secdede, yine en az üç defa "Sübhâne rabbiyel a’lâ" dedikten sonra “Allahü ekber” diyerek ayağa kalkılır. Ayağa kalkarken, ellerle yerden kuvvet alınmaz ve ayaklar yerinden oynatılmaz. Secdeden kalkarken önce alın, sonra burun, sonra da sol el ve sağ el, sonra sol diz ve sağ diz yerden kaldırılmalıdır.

9- Ayakta iken Besmeleden sonra Fâtiha ve bundan sonra bir zamm-ı sûre okunup, "Allahü ekber" diyerek rükü’a eğilinir.

10- İkinci rek’at de, birinci rek’atte târif edilen şekilde tamamlanır. Yalnız ikinci secdeden sonra, "Allahü ekber" deyince, ayağa kalkmayıp uyluklar üzerine oturulur ve:

a) "Ettehıyyâtü", "Allahümme salli", "Allahümme bârik"ve "Rabbenâ âtinâ" duâlarını okuduktan sonra, önce sağa, "Esselâmü aleyküm ve rahmetullah", sonra sola "Esselâmü aleyküm ve rahmetullah" diye selâm verilir.

b) Selâm verdikten sonra, "Allahümme entesselâm ve minkesselâm tebârakte yâ zel-celâli vel-ikrâm" denir ve vitir namazına kalkılır.

Vitir namazının kılınışı

Vitir namazı üç rek'attır. Şöyle kılınır:

1- Önce kıbleye karşı dönülür. Ayaklar birbirinden dört parmak kadar açık olarak paralel tutulur. Ellerin baş parmakları kulak yumuşaklarına değdirilir, avuç içleri kıble istikâmetine açılır. “Niyet ettim. Allah rızâsı için bu günün vâcip olan vitir namazını kılmaya, döndüm kıbleye” diye kalbden geçirildikten sonra, “Allahü ekber” diyerek, göbek altında, sağ el sol elin üzerine bağlanır.

2- Gözleri, secde edilecek yerden ayırmaksızın:

a) Sübhâneke, okunur.

b) E’ûzü Besmeleden sonra Fâtiha, okunur.

c) Fâtihadan sonra Besmele okunmaksızın bir zamm-ı sûre (meselâ; Elem terakeyfe..) okunur.

3- Zamm-ı sûreden sonra "Allahü ekber" diyerek rükü’a eğilinir. El parmaklarını açıp dizler üzerine konur, bel düz tutulur ve gözleri ayaklardan ayırmayarak, en az üç defa "Sübhâne Rabbiyel-azîm" (5 veya 7 de olur) denir.

4- "Semi’allahü limen hamideh" diyerek doğrulunur. Doğrulurken, pantolon çekilmez ve gözler secde yerinden ayrılmaz. Tam dik durunca, (Rabbenâ lekel hamd) denir.

5- Ayakta fazla durulmadan "Allahü ekber" diyerek secdeye gidilir. Secdeye giderken sırası ile;

a) Sağ diz, sonra sol diz, sağ el, sonra sol el, burun ve alın yere konur.

b) Ayak parmakları kıble istikâmetinde bükülür.

c) Baş iki elin arasına konur,

d) Elin parmakları bitişik tutulur,

e) Avuç içleri yere yapıştırılır. Dirsekler yere yapıştırılmaz.

f) Bu vaziyette iken en az üç defa "Sübhâne rabbiyel-a’lâ" denir.

6- Sonra, “Allahü ekber” diyerek sol ayak yere yayılır, sağ ayağın parmakları kıble istikâmetinde bükülür, uylukların üzerinde oturulur. Avuçlar, dizin üzerine konur ve parmaklar kendi hâline bırakılır.

7- Uyluklar üzerinde sübhâhallah diyecek kadar oturduktan sonra, "Allahü ekber" diyerek, tekrar secdeye varılır.

8- Secdede, yine en az üç defa "Sübhâne rabbiyel a’lâ" dedikten sonra “Allahü ekber” diyerek ayağa kalkılır. Ayağa kalkarken, ellerle yerden kuvvet alınmaz ve ayaklar yerinden oynatılmaz. Secdeden kalkarken önce alın, sonra burun, sonra da sol el ve sağ el, sonra sol diz ve sağ diz yerden kaldırılmalıdır.

9- Ayakta iken Besmeleden sonra Fâtiha ve bundan sonra bir zamm-ı sûre okunup, "Allahü ekber" diyerek rükü’a eğilinir.

10- İkinci rek'at da, birinci rek'atte târif edilen şekilde tamamlanır. Yalnız ikinci secdeden sonra, "Allahü ekber" deyince, ayağa kalkmayıp uyluklar üzerine oturulur ve:

11- Ettehiyyâtü okunup üçüncü rek’ata kalkılır. Üçüncü rek’atta Fatiha ve Zamm-ı sure okunduktan sonra eller salıverilmeden kulaklara götürülür ve “Allahü ekber” diye tekbir alınır. Bundan sonra Kunut duâları okunarak rükû ve secdeler yapılır ve oturulur. Bu oturuşta:

a) "Ettehıyyâtü", "Allahümme salli", "Allahümme bârik"ve "Rabbenâ âtinâ" duâlarını okuduktan sonra, önce sağa, "Esselâmü aleyküm ve rahmetullah", sonra sola "Esselâmü aleyküm ve rahmetullah" diye selâm verilir.

b) Selâm verdikten sonra, "Allahümme entesselâm ve minkesselâm tebârakte yâ zel-celâli vel-ikrâm" denir ve böylece namaz tamamlanmış olur. Bundan sonra üç defa "Estagfirullah"dedikten sonra Âyet-el Kürsi okunur ve tesbih çekilir ve duâ yapılır. Yatsı namazı ve vitir namazını tablo hâlinde görmek için burayı tıklayınız.

Cemaatle kılarken

İmâmla birlikte kılarken, ayakta iken imâm içinden okusa da, yüksek sesle okusa da, cemaat bir şey okumaz. Yalnız, birinci rek'atte, Sübhâneke okur. İmâm, yüksek sesle Fâtihayı bitirince, cemaat yavaşça "âmîn" der. Bunu yüksek sesle söylememelidir. Rükü’dan kalkarken, imâm "Semi’allahü limen hamideh" deyince, cemaat yalnız, "Rabbenâ lekel hamd" der. Sonra eğilirken "Allahü ekber" diyerek, imâmla birlikte cemaat de secdeye gider. Rükü’da, secdelerde ve otururken yalnız kılar gibi cemaat de okur.

Unregistered
21-09-08, 08:46
kerindishim huptan yani yaatsi namazi kandaksiga 13 rakat bolidu 3 rakatni nadin koshtingiz ?
Hupten namazi jami 9 reket 4 reket pariz 2 reket sunnet 3 reket vitir namizi xunung bilan ayaklishidu. yingidin ozgurush bolghan bolsa bilmidim.

Unregistered
21-09-08, 09:55
Turkiyede hupten namazdin burun 4reket sunnet okudu xunga 13reket digen boluxi mumkin

Namaz heqqide
21-09-08, 18:55
NAMAZDAKİ DİĞER HÜKÜMLER
Namazda yapılan, fiillerin, hareketlerin, okunacak şeylerin hükümlerini bilmek lâzımdır. Bu hükümler bilinmezse, bunlar yapılmadığında veya yanlış yapıldığında, telâfisi, düzeltilmesi mümkün olmaz. Meselâ, yapılması farz olan bir fiil, unutulduğunda namaz olmaz. Yapılması sünnet olan bir fiil unutulduğunda namaz sahih olur. Fakat sevâbı eksik olur.

Namazdaki bu fiilerin hükümleri sırasıyla şöyle:

Hanefî mezhebinde, elleri kulağın hizâsına kaldırmak sünnet.

Ellerin ayasını, içini kıbleye yöneltmek sünnet.

Erkeklerin baş parmağını kulağın yumuşağına değdirmesi ve kadınların, ellerini omuz hizâsına kaldırmaları müstehab.

İlk tekbîr, ya'nî “Allahü ekber” demek farz.

Diğer tekbîrler sünnet.

Tekbîr aldıktan sonra, el bağlamak sünnet. Sağ eli, sol elin üstüne koymak, sünnet.

Erkeklerin, ellerini göbekten aşağı bağlaması ve kadınların, göğsüne koyması sünnet.

Erkeklerin, sağ elin parmaklarıyla sol elin bileğini pekçe kavraması müstehab.

Namazda, İmâm olsun, cemâ'at olsun ve yalnız olsun Sübhâneke okumak sünnet.

İmâmın veya yalnız kılanın, E'ûzü okuması sünnet.

Besmele okumak sünnet.

Fâtiha-i şerîfe okumak ve Fâtihadan sonra, bir sûre okumak vâcib.

Kıyâmda iken üç âyet, yâhut, üç âyet kadar uzun bir âyet okumak farz.

Kıyâmda, ayakta iki ayak arasında dört parmak açıklık bulundurmak, rükü'a giderken topukları birleştirmek sünnet.

Rükü'da belini eğmek farz.

Üç kere “Sübhâne rabbiyelazîm” demek sünnet. Beş kere veya yedi kere demek müstehab.

Rükü'dan kıyâma doğruldukta ve iki secde arasında doğrulup oturdukta, bir kere (Sübhânallah) diyecek kadar beklemek, vâcib.

Secdede, başını secdeye koymak farz.

Üç kere “Sübhâne rabbiyel-a'lâ” demek sünnet.

Beş kere veya yedi kere demek müstehab.

Secde yaparken, önce iki diz, sonra iki el, sonra burun ve sonra alın yere konur. Baş parmaklar, kulaklar hizâsında olur. Ayakların, en az birer parmağını yere koymak farzdır.

Secde yeri, dizlerini koyduğu yerden yirmibeş santimetreye kadar yüksek olunca namaz mekrûh olur.

Secdede dirsekler bedenden, karın da uyluklardan açık tutulur. Ayak parmaklarının uçları kıbleye karşı tutulur. Rükü'a eğilirken topuk kemiklerini birbirine yapıştırmak sünnet. Secdede ise bitişik tutulur.

Kadınlar, namaza dururken, ellerini omuzlarına kadar kaldırır. Ellerini kol ağzından dışarı çıkarmaz. Sağ avucu sol üzerinde olarak göğüs üstüne kor. Rükü'da az eğilir. Belini kafası ile düz tutmaz. Rükü'da ve secdede parmaklarını açmaz. Birbirlerine yapıştırır. Ellerini dizleri üzerine kor. Dizlerini büker. Dizlerini tutmaz. Secdede kollarını, karnına yakın olarak yere serer. Karnını uyluklarına yapıştırır.

Kadınlar, teşehhüdde, ayaklarını sağa çıkararak yere oturur. El parmaklarının ucu dizlerine uzanır. (Erkekler de dizi kavramaz.)

Ka'de-i ûlâda, ilk oturuşta oturmak, vâcib.

Ka'de-i ahîrede, son oturuşta oturmak farz. Son ka'dede tehıyyât okumak vâcib.

Ka'de-i ahîrelerde, salevât ya'nî salli - bârik okumak sünnet. İkindi ve yatsının dört rek'at sünnetlerinde her ka'dede, her iki oturuşta da salevât duâlarını okumak sünnet, diğer duâları okumak müstehab.

Selâm lafzı, vâcib.

Ve selâmda, iki yanına bakmak sünnet.

Dikkatle bakmak müstehab.

Not: Namaz, sadece farzlarını, vaciblerini yerine getirmekle de sahih olur, geçerli olur. Ya'ni namaz kılınmış olur. Vaktin çok az kaldığı zamanlar bu şekilde kılmalıdır. Normal zamanlarda, sünnetlerine, müstehaplarını da azami dikkat edilirse namazın sevabı eksik olmamış olur.

Waajiplar
21-09-08, 18:57
NAMAZIN VÂCİBLERİ
Namazın vâcibleri şunlardır:

1- Fâtiha sûresini okumak.

2- Fâtihadan sonra bir sûre veya en az üç kısa âyet okumak.

3- Fâtihayı, sûreden önce okumak.

4- Fâtihadan sonra okunan sûreyi, farzların birinci ve ikinci rek’atlerinde, sünnetlerin her rek’atinde okumak.

5- Secdeleri birbiri ardınca yapmak.

6- Fâtihayı sünnet ve vâcib namazların her rek’atinde bir kere okumak.

7- Üç ve dört rek’atli namazların ikinci rek’atinde oturmak. Son oturuş farzdır.

8- İkinci rek’atte teşehhütten fazla oturmamak.

9- Secdede burnu alnı ile beraber yere koymak.

10- Son rek’atte otururken “Ettehıyyâtü” duâsını okumak.

11- Namazda ta’dîl-i erkâna riâyet etmek.

12- Namazın sonunda, “Esselâmü aleyküm ve rahmetullah” demek.

13- Vitr namazının üçüncü rek’atinin sonunda, kunut duâsı okumak.

14- Bayram namazlarında tekbîr getirmek.

15- İmâmın sabah, Cuma, bayram, terâvih, vitir namazlarında ve akşam ile yatsının ilk iki rek’atinde yüksek sesle okuması.

16- İmâmın ve yalnız kılanın öğle ve ikindi farzlarında ve akşamın üçüncü, yatsının üçüncü ve dördüncü rek’atlerinde sessiz okuması.

Bu vaciblerden birini geciktiren veya unutarak terk eden kimse sehv secdesi yapar.
Waajip-perzdin qalsa muhim emirdur.

Namazni Buzmang
21-09-08, 18:58
NAMAZI BOZAN ŞEYLER
Namazı bozan şeyler şunlardır:

1 * Konuşmak: Bir kelime de namazı bozar. Bilerek, bilmiyerek, zorla, unutarak söylemek, hep bozar. Başkasının selâmına, sözüne cevap vermek bozar. Kur'ân-ı kerîmde ve hadîs-i şerîfte bulunmıyan duâları okumak, bozar.

2 * Boğazından, özürsüz, öksürür gibi ses çıkarmak bozar. Kendiliğinden olursa bozmaz. Okumayı kolaylaştırmak için yaparsa, zararı olmaz.

3 * Ah, of, Uf gibi sözler bozar. Sesli ağlamak bozar. Sessiz gözyaşı bozmaz.Hasta, elinde olmıyarak ah, of der ve ağlarsa bozulmaz.

4 * Aksırıp Elhamdülillah diyene Yerhamükallah demek bozar.

5 * Başkasının sözü ile yerini değiştirmek veya yanına gelene, onun sözü ile yer açmak bozar. Fakat, kendiliğinden hareket ederse yer verirse bozmaz.

6 * Az da olsa, unutarak da olsa, dışardan alarak yimek, içmek bozar. Diş arasında kalmış, nohuttan küçük şeyi yutmak bozmaz. Ağzındaki ufak bir şeyi üç kere çiğnemek veya eritip yutmak, namazı bozar.

7 * Kur'ân-ı kerîme veya kâğıda bakıp, öğrenerek okumak bozar.

8 * Namazdan olmıyan fazla hareketler, namazı bozar. Bir elin hareketi üçten az olursa bozmaz.

9 * Bir rükünde, üç kere sübhânallah diyecek kadar avret yeri açılırsa veya derisinde, elbisesinde, namaz kılacak yerde namazı bozacak kadar necâset olursa bozulur.

10 * Özürsüz, göğsünü kıbleden çevirince hemen bozar. Yüzünü, başka uzvunu çevirmek bozmaz, mekrûh olur. Elinde olmıyarak çevrilince, bir rükün devam ederse, bozar.

11- Namaz içindeki tekbîrlerde Allahü derken, baştaki hemzeyi uzatırsa namaz bozulur. Namaza dururken uzatırsa, namaza başlaması sahîh olmaz.

12 * Tegannî ile okumak, mânâyı bozarsa, namaz bozular. Meselâ Ra'yı uzatarak Râbbenâ lekelhamd, demek bozar.

13 * Zellet-ül-kâri Ya'ni yanlış okumak bozar: Bu hatâ harekelerde ve sükûnde olabilir. Harfin yerini değiştirir veya harf ilâve eder, yâhut azaltır. Veyâhut harfi ileri geri alır. Kelimelerde ve cümlelerde olur. Bunun için harfleri usulüne uygun çıkarmak lâzımdır. Aksi taktirde namaz bozulabilir. Meselâ, ehad yerine ehat deyince bozulur.

Düzgün okunmadığında, Kur'ân-ı kerîmin mânâsı değişerek, küfre sebeb olacak mânâların çıktığı haller de çoktur. Meselâ Hallâk kelimesi, Hı ile okunduğunda yaratıcı, Ha ile okunduğunda, berber mânâsına gelmektedir. Bu şekilde okunduğunda, meselâ Yasîn-i şerîfin seksenbirinci âyet-i kerîmesindeki (Onun yarattıkları pek çoktur. O, herşeyi bilir) ifadesi (O berberdir, herşeyi bilicidir) şeklini almaktadır.

Arabîdeki harflerin karşılığı lâtin harflerinde yoktur. Arabide üç tane, S, üç tane Z harfi vardır. Bir kalın Zı, ikinci ince okunan Ze, üçüncüsü Zâl'dır. Bunların üçü ayrı ayrı söylenir. Rükü' tesbîhinde Zı ile (azîm) denir ki, Rabbim büyüktür demektir. Eğer ince Ze ile ya'ni zâl ile (azîm) denilirse, Rabbim benim düşmanımdır mânâsına gelmektedir. Kur'ân-ı kerîmi lâtin harfi ile öğrenip okuyan, bu üç harfi ayıramıyacağı için namazı sahîh, geçerli olmaz.

Bunun için, her müslümanın namaz kılacak kadar sûreleri, duâları, düzgün okumasını bilen birinden mutlaka öğrenmesi lâzımdır. Bunları lâtin harfleri ile düzgün olarak ezberlemek mümkün değildir. Kur'ân-ı kerimi de mutlaka aslından okumaladır. Aslından okunmazsa, sevap kazanalım derken, günâha hattâ küfre girilebilir.

Hedisler
21-09-08, 19:20
Kadının Emir Konumunda Olduğu Bir Toplum

Soru

"Kadının emir konumunda olduğu bir toplum felah bulmaz" Bir kısım kadın hakları savunucuları, bu hadisin "Dininizin yarısını Humeyradan alın" hadisiyle çelişki oluşturduğunu savunuyorlar. Bu ne derece doğru bir görüştür? 107

Cevap

Cehalet, büyük bir musibettir. Hele bir de hevayla karışık bir cehalet oldumu işte o zaman daha büyük bir felaket patlak verir.
"Allah an bîr yol gösterici olmadan hevesine uyandan daha sapık kim vardır?" 108
Bu nedenle sahih olan bir hadisin reddedilmesini, buna karşın islam alimleri nazarında kıymetsiz bir hadisin sahih sayılmasını o kadar garip ve tuhaf karşılamıyoruz. Çünkü cehalet artmıştır.
Birinci hadis sahih bir hadistir ve Ebu Bekir (ra)dan rivayet edilmiştir. O şöyle söylemiştir: "Rasulullah (sav)e Farisilerin başına bir kadının kıral olarak geçtiği haber verilince şöyle buyurdu: "Kadının emir konumunda olduğu bir toplum felah bulmaz."
Bu hadisi Ahmet b. Hanbel, Nesai ve Tirmizi rivayet etmişlerdir. Her asırda yaşayan islam alimleri de mezkur hadisi gayet hüsnü niyetle kabul etmişlerdir. Bu hadisin ışığı altında hükümlerini vermişlerdir; Kadın, erkekler üzerinde velayet hakkına sahip olmaz.

Unregistered
21-09-08, 19:32
SEHV, TİLÂVET VE ŞÜKÜR SECDELERİ
Sehv, yanılma secdesi

Namaz kılan, namazda farz olan bir şeyi, bilerek veya unutarak terk ederse, namazı bozulur. Eğer bir vâcibi, unutarak terk ederse, namazı bozulmaz. Fakat sehv secdesi yapması lâzım olur. Eğer kasten terk ederse, namazı bozulmaz. Fakat noksan olur. Secde-i sehv vâcib olmaz. Yeniden kılması vâcib olur. Kılmazsa günahkâr olur. Eğer bir sünneti kasten terk ederse, günah olur. Fakat namazı bozulmaz. Unutarak terk ederse secde-i sehv gerekmez.

Namazda birkaç kere secde-i sehv îcâb etse bir kere yapmak yetişir. İmâmın yanılması, kendisine uyanların da secde-i sehv yapmalarını gerektirir. İmâma uyan yanılırsa, kendisi imâmdan ayrı secde-i sehv yapmaz.

Secde-i sehvi yapmak için, tehıyyat okunup, bir tarafa selâm verildikten sonra, iki secde yapıp oturulur ve (Tehıyyât), (Salli ve bârik), (Rabbenâ) duâları okunarak namaz tamamlanır. İki tarafa selâm verdikten sonra veya hiç selâm vermeden de secde-i sehv yapılabilir.

Namazda on şeyin değişmesi, az ve çok yapılması secde-i sehve(özür tilesh,kemchiliki üchün epu sorash sejdisi) sebep olur:

1- Oturması lâzım gelen yerde kalkmak.

2- Kalkması gereken yerde oturmak.

3- Sesli okuması îcâbeden yerde, yavaş okumak.

4- Yavaş okuması gereken yerde, sesli okumak.

5- Duâ okunacak yerde, Kur’ân-ı kerîmden okumak.

6- Kur’ân-ı kerîmden okunacak yerde duâ okumak. Meselâ, Fâtiha sûresi yerine Ettehıyyâtü duâsını okumak gibi. Burada Fâtiha terk edilmiş oluyor.

7- Namazı tamamlamadan selâm vermek.

8- İlk iki rek’atte, Fâtihadan sonra zamm-ı sûre okumamak.

9- Bayram namazı tekbîrlerini terk etmek.

10- Vitr namazında kunut duâsını terk etmek.

Tilâvet secdesi

Kur’ân-ı kerîmde ondört yerde, secde âyeti vardır. Bunlardan birini okuyanın veya işitenin, mânâsını anlamasa da, bir secde yapması vâcibdir. Secde âyetlerini yazan, heceleyen secde yapmaz.

Dağlardan, çöllerden ve başka yerlerden aksedip, geri gelen sadâyı işitenlerin ve kuştan işitenlerin secde etmesi vâcib olmaz. İnsan sesi olması lâzımdır. Radyodan işitilen sesin, insan sesi olmayıp, hâfızın sesine benzeyen, cansız âlet sesidir. Bunun için radyodan ve teypten okunan secde âyetlerini işitenin tilâvet secdesi yapması vâcib olmaz.

Tilâvet secdesi yapmak için abdestli olarak, kıbleye karşı ayakta durup, elleri kulaklara kaldırmadan “Allahü ekber” diyerek secdeye yatılır. Üç kere “Sübhâne rabbiyel a’lâ” denir. Sonra “Allahü ekber” deyip secdeden kalkınca secde-i tilâvet tamam olur. Önce niyet etmek lâzımdır. Niyetsiz kabûl olmaz.

Şükür secdesi

Tilâvet secdesi gibidir. Kendisine ni’met gelen veya bir dertten kurtulan kimsenin, Allahü teâlâ için (secde-i şükür) yapması müstehabdır. Secdede önce (Elhamdülillah) der. Sonra secde tesbihini okur. Namazdan sonra secde yapmak mekruhtur.

Qurandiki Ayet
21-09-08, 22:03
"Milletler ittipaqi","Demokratiye" we "Globallishish"....digendek saxtipez,hileneyrengler bilen Quran ayetlirini inkar qilip, Musulmanlarni tozaqqa chushurushke urunush-Dunyada BDT bashliq gheyri musulmanlar gorohining ortaq wastisi bolup kelmekte.
Mesilen:Rusiye,Xitaylar 19-esirdin 21-esirgiche til birikturup,eghiz burun yaliship Turkistan xelqini qul qilish,bayliqlirini talan=taraj qilish, dinini, tilini ,ozini yoqutush,medeniyitini yoqutush, Rusche we xitayche sozleshke mejburlash.....tek terrorluq wastilarni dehshetlik yosunda qollinip kelmekte.
Allahning digini bolidu.Subihanallah,Allahu Ekber.
Qadir Allah qara niyetlerning tozaqlirini, shumluqlirini oz bashlirigha bala qilghin.Sanga asan qudretlik Allah.
-------------------------
Dinler Arası Diyalog Oyunu
Dinler Arası Diyalog Oyunu Şahmerdan SARI

“Ey iman edenler ! Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Zira onlar bir birinin dostudurlar. (birbirinin tarafını tutarlar ), içinizden onları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz ALLAH ,zalimler topluluğunu hidayete erdirmez”

Hz.Muhammed(sav)in peygamber olarak dünyaya teşrifinden (m:610) bu yana bütün küfür . alemi İslamın intişarına, inkişafına ve hakimiyetine mani olmak için denemedikleri hile, kurnazlık ve başvurmadıkları yol kalmamıştır.Henüz ALLAH (cc) Resulü Hz.Muhammed (sav) Mekkede iken müşrikler ALLAH Resulü (sav) ve O un nurlu yolunda gidenleri baskı , işkence ve her türlü tehdit ile vazgeçiremeyince uzlaşma teklif etmişlerdi.Bu uzlaşma tekliflerinde kendileri de çok taviz vermekle beraber müslümanlardan biraz taviz vermelerini istediler.

Buna karşılık Kuran-ı Kerimde \Kafirun\ ve bazı ayeti kerimeler ve ALLAH Resulü (sav)in tavır ve sözlerinden anlaşılmaktadır ki çok sert ve kesin \red\ cevabı verilmiştir. Medine döneminde Yahudilerlerle yapılan anlaşmaları defalarca Yahudiler bozmuş ve müslümanlara her fırsatta ihanet etmiş ve cahiliyye müşrikleri ile İslamın aleyhinde birleşmişleredir. O günden bu yana, bütün küfür ehli Yahudi ,Hristiyan, Putperest,Ateist ve küfrün her çeşidi ile müslümanlığa karşı zaman zaman ittifak halinde askeri , siyasi ve kültürel tüm alanlarda sıcak ve soğuk savaş şeklinde mücadele etmişlerdir.

Son olarak bugün ,alem-i İslamın ittihadını sağlayıp İslamın dünya hakimiyetini hedefleyecek bir şuurlu İslami ,siyasi ve askeri gücün oluşmaması için halen küfür alemi çeşitli entrikalar çevirmektedir.Müslaman toplumların yaşadığı yerlerde tefrika tohumlarını saçmaya devam etmektedir. Son yılların en belirgin fitnelerinden biri de Dinler Arası Diyalog ismi altında İslam dinini sorgulamak ve Kuran-ı Kerim etrafında dolaylı olarak şüpheler oluşturmaya çalışmaktadırlar.Hedef - kendilerince- Kuran-ı Kerimi ve böylece İslam dinini tahrif etmeye çalışmaktır.

Fakat bu sinsi emellerine ulaşamayacakları ve umutlarının kursaklarında kalacakları bilakis çalışmalarının geri tepip , aleyhlerine döneceği muhakkaktır.Belki bir müddet gündem oluşturup müslümanları meşkul edebilirler.Lakin neticede müslümanların uyanışına vesile olacaktır.İnşALLAH.Çünkü tarihte ne zaman kafirelr İslam dinin ve İslamın mukaddes ve temel kitabı olan Kuran-ı Kerimi sorgulamaya kalkmışlar ise, bu istikametteki bütün çalışmaları hüsranla sonuçlanmış ve müslümanların Kuran-ı Kerimi ve kendilerini araştırmaya vesile olmuştur. Bugünün müslümanlarının ihtiyacı da zaten budur.Yani bugünün müslümanları kendi dinlerini ve kitablarını araştırıp bilgi sahibi olunca selefleri olan sahabe ve tabiinin yolundan giderek kendi zamanlarındaki keferelere karşı mücadele ve kendi aralarında ittihad ihtiyacı hissedeceklerdir.İşte bütün meseleler o zaman çözülür.Velev ki İslam dinini tahrife yönelen şer güçler ,müslüman adı altında bazı belam kılıklı melunlarla işbirliği yapsalar dahi.

Esasen İslam dininin ne manaya geldiğinin mahşyetinden habersiz olanlar bu dine mensup sayılmazlar.Bazılarının cehaleti mazeret göstererek ( bu insanlar bilmiyorlar) diyerek fetret dönemi gibi değerlendiremezler.Böyleleri küfürden de kurtulamazlar.Zira fetret devri peygamberlerin gönderilmediği devirler içindir ki bu devirler kısa ve istisna denilecek kadar azdır.Oysa bizim peygamberimiz Hz.Muhammed (sav) gönderildiği zamandan kıyamete kadar gelecek bütün zamanlar için gönderilmiştir. Bu dini bilenlerin görevi onun ne anlama geldiğini insanlara anlatmaktır.İman edebilmek için dinin ne anlama geldiğini kavramak , bilmek ve kabullenmek şarttır.Onun için bu dinin hemen insanlara analtılması lazımdır ki insanlar ya ona inanaıp gereğini yerine getirsinler , yada inanmıyorlarsa kendi kimliklerini açıkça hal ve tavırları ile ortaya koysunalr.B öylece saflar belirginleşmiş olur. İşte bu zamanda en büyük ihtiyaç budur.Yani müslüman olduğunu söyleyenler bilerek ve isteyerek kimliklerinin gereğini yerine getirerek saf tutsunlar.İslamın istediği vasıflardan hoşlanmayanlarda kendi layık oldukları isimde ve saflarda kalsınlar ki , müslümanlarda onları tanıyıp gerektiği gibi muamele etsinler.

\Dinler Arası Diyalog\ oyunları ile yeni kılıf giydirilmiş fitneciliğin etkisi ile bu oyunu tezgahlayan şer güçler istemedikleri halde kitlelerin İslamı araştırmalarıan vesile olacaktır. Şimdi bu konuda ortaya atılan bazı iddialara Kuran-ı Kerimden ayetlerler cevap vermeye çalışalım.Zaten Kuran-ı Kerimin ayetleri o kadar açıktırki yoruma hacet yoktur. \Dinler Arası Diyalog\ un İslama göre mümkün olmadığını birkaç şıkta özetlemeye gayret edelim. a)ALLAH(cc) indinde Din , Sadece İslamdır ALLAH(cc) katında İslamdan başka din kabule şayan değildir.Cenab-ı Hak bu konuda Kuran-ı Kerimde bu hususu beyan ile : <>(84) buyurarak İslam dininden başka bir dinin geçerli olmayacağını ve başka bir hak dinin bulunmayacağı ifade olunmuştur. Ve yine: <>(85) buyurmaktadır. Böylece bugün Hristiyanlık ve Yahudilik dinleri tahrif olmuş ve onlara uyanlar ALLAH(cc) indinde mümin ve müslüman . sayılmazlar. Hristiyanlığın ve Yahudiliğin bugünki itikadında şirk mevcuttur.Onların itikadını red için bu konuda Kuran-ı Kerimde birçok ayeti kerime mevcuttur.

Burada sözü uzatmak istemediğimizden daha fazla açıklamaya hacet görmedik. \Dinler Arası Diyalog\ iddiasında bulunanlar \İbrahimi Dinler \ adı altında müşterek bir noktada diyalog saçmalığında bulnuyorlar. Oysa Hz.İbrahim(as), Yahudi ve Hristiyan değildi.Zira Cenab-ı Hak Kuran-ı Kerimde : <<İbrahim ne Yahudi ne de Hristiyan idi; fakat o , ALLAHı tanıyan dosdoğru bir müslüman idi, müşriklerden de değildi.>>(86) buyurmaktadır. O halde , bu iddianında ne kadar saçma olduğu anlaşılmaktadır. b)Diğer Dinler \İlahi Din\ Olma Özelliğini Kaybetmişlerdir Hristiyan ve Yahudilerin şirke girdiklerine ve kafir olduklarına dair Yüce ALLAH(cc) Kuran-ı Kerimde: <> buyurmakla Hristiyan ve Yahudilerin kafir oldukları açıkça ifade olunmaktadır. Böylece Yahudi ve Hıristiyanların kendi kitap ve dinlerini değiştirerek ilahi din olma özelliğini kaybettikleri açıkça görülmektedir.Kuran-ı Kerimde ehl-i kitabın bilginlerinin kendi kitaplarını değiştirdiğini bildiren ayeti kerimeler vardır.

Nitekim Kuran-ı Kerimde bu hususta : <>(88) buyurmaktadır. Yahudi ve Hıristiyanların kitaplarını tahrif etmiş oldukları şüphesizdir. Bunun için onların bugün tabi oldukları dinlerine “ilahi din” demek, büyük bir yalan olur. c) Hz. Muhammed (SAV) son peygamberdir. O’nu kabul etmeyenler kâfirdir. İmanın ve İslam’ın şartlarında da görüleceği gibi Hz. Muhammed (SAV) in peygamberliğini kabul etmemek imansızlıktır ve . haliyle küfürdür. Evvela Hz. Muhammed (SAV) son peygamberdir. Nitekim cenabı- hak (c.c) Hz.kur’an-ı kerim’de: “Muhammed , sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o, ALLAH’ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur. ALLAH her şeyi hakkıyla bilendir.” buyurmaktadır. Bu ayet-i kerimede Hz- Muhammed (SAV)’ in son peygamber olduğu açıkça ifade olunmaktadır. Her aklı selim . sahibi bu hakikati net olarak böyle anlar. Lakin kalplerinde hastalık olanlar ALLAH (c.c ) in ayetlerini istikametin haricinde geveler, evirir, çevirirler.

Bu tip hastalıklı olanların maksatlarının kötü olduğu da açıkça anlaşılmaktadır. Ayrıca Hıristiyan ve Yahudiler, Hz. Muhammed (SAV)’ in peygamberliğini kabul etmezler. oysa kendi kitaplarında Hz. Muhammed (SAV) in vasıflarını biliyor oldukları halde, son peygamber gönderildiğinde kabul etmediler. Hatta ALLAH Resûlü (SAV) un vasıfları ile beraber, dünyaya teşrif buyuracağı memleketini ve hicret edeceği memleketin coğrafi şekilleri dahi belirtilmiş idi. Fakat onlar bu vasıfları ketmettiler ve tahrif ettiler. Bu hususta dahi birçok âyet-i kerimeler mevcuttur. Biz burada konumlarını birer . âyet-i kerime ile belirtmeye iktifa edeceğiz. Yüce ALLAH (c.c) Kur’an-ı Kerim’ de: “Vatka ki, Meryem oğlu İsa; Ey isrâiloğulları! Ben size ALLAH’ın elçisiyim, benden önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek Ahmet adında bir peygamberi de müjdeleyici olarak geldim, demişti. Fakat O, kendilerine açık deliller gelince bu apaçık bir büyüdür dediler.” (90) diye buyurmuştur. Ayrıca İslâm dinine dahil olmadıkları ve İslam’ın davetine icabet etmedikleri için (her kim olursa olsun) , zalimler olduğuna dâir , cenabı Hak; “İslam’a çağrıldığı halde,ALLAH’a karşı yalan uyduran daha zâlim kim olabilir ? ALLAH zâlimleri hidayete erdirmez.” (91) buyurarak İslam’a dahil olmayanların apaçık bir delalette olduğu ifade olunmaktadır. Yine Kitap ehlinin yüce peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) ‘in vasıflarını çok iyi bildiklerini cenabı ALLAH (c.c) kur’an-ı kerimde; “ Kendilerine kitap verdiklerimiz, O’nu (Hz. Muhammed ‘ i ) öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar…” ifade buyurmaktadır. Hz. Muhammed (SAV) ‘in bütün insanlara gönderilmiş, kıyamete kadar peygamberliği cihanşümuldur. Ehli kitap veya kitap ehli olmayan bütün insanlardan her kim o’na uyarsa kurtulur. Her kim ki o’na tabi olmazsa helak olur.

Bu hususta da ALLAH (c.c) Kur’an-ı kerimde; “ Yanlarındaki Tevrat ve İncil’de yazılı buldukları o elçiye, o ümmi peygamber (Hz. Muhammed ) ‘e uyanlar ( var ya )işte . o peygamber onlara iyiliği emreder, onları kötülükten men eder, onlar temiz şeyleri helal , pis şeyleri haram kılar. Ağırlıklarını ve üzerlerindeki zincirleri indirir. O peygambere inanıp o’na saygı gösteren, o’na yardım eden ve onunla birlikte gönderilen nura (Kuran’a ) uyanlar var ya, işte kurtuluşa erenler onlardır. De ki; ey insanlar! . Gerçekten ben sizin hepinize, göklerin ve yerin sahibi olan ALLAH’ın elçisiyim O’ndan başka ilah yoktur. O diriltir ve öldürür. Öyleyse ALLAH’a ve ümmi peygamber olan Resûlüne –ki o, ALLAH’a ve O’nun sözlerine inanır iman edin ve O’na uyun ki doğru yolu bulasınız…” buyurmuştur. Bu ayet-i kerimelerde bütün kurtuluşun ancak Hz-Muhammed (SAV)’e ve kur’an-ı kerim’e uymakla mümkün olacağı bildirilmektedir. Her ne kadar ehli kitap ve diğer bazı dinlere mensup olanlar ALLAH (c.c)ı sevmenin yolunun ancak Hz- Muhammed (SAV)’e tabi olmakla olduğu hakikati de yine bizzat ALLAH (c.c) in ayetlerinde beyan buyurulmuştur. Bu hususu beyanla yine ALLAH (c.c) kur’ân-ı kerimde; “(Resûlüm) De ki; eğer ALLAH’ı seviyorsanız bana uyunuz ki, ALLAH’da sizi sevsin, ve günahlarınızı bağışlasın. ALLAH son derece bağışlayıcı ve merhamet edicidir. De ki; ALLAH’a ve Resûlüne itaat edin. Eğer yüz çevirirlerse bilsinler ki, ALLAH kâfirleri sevmez.”buyurmuştur. Bu âyeti-i kerimelerden de, ALLAH (c.c) ın ayetlerinden ve Hz-Muhammed (SAV)’e tabi olmaktan yüz çevirenlerin . kafir oldukları açıkça anlaşılmaktadır. d) Yahudi, ve Hıristiyan ve kâfirlerle dostluk olmaz:

Müslümanlar, Müslümanların dışında hiç kimseyi dost edinemezler. Bu şekilde bir dostluk ALLAH (c.c) tarafından ret edilmiştir. Evvela Yahudi ve Hıristiyanlar, Müslümanlara karşı kendileri hiçbir zaman dostluk sözlerinde samimi olmazlar. Kâinatın hâlikı, gizli ve aşikar her şeyi bilen ALLAH (c.c) tarafından onların samimiyetsizliği Müslümanlara, ayetlerle beyan buyrulmuştur. Nitekim yüce ALLAH (c.c.) kur’ân-ı kerim de; Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hıristiyanlar da asla senden razı olmayacaklardır. De ki; hidayet ancak ALLAH’ ın yoludur. Sana gelen ilim (kur’an) dan sonra onların arzularına uyacak olursan, and olsun ki, ALLAH’dan sana ne . bir dost nede bir yardımcı vardır…” diye buyurmaktadır. Böylece ALLAH (c.c) onların güvenilir olmadığına beyandan sonra yine onlara karşı da müminlerin dostluğa meyillerini ret için kur’an-ı kerimde; “Ey iman edenler ! Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Zira onlar bir birinin dostudurlar. (birbirinin tarafını tutarlar ), içinizden onları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz ALLAH ,zalimler topluluğunu hidayete erdirmez” (96) buyurarak, Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyi küfür ile nitelendirmiştir. Bu kadar açık ve kesin kur’ani deliler olduğu halde “dinler arası diyalog” adı altında Yahudi ve Hıristiyanlarla dostluk ve diyalog saçmalığını iddia edenlerin Müslümanlıklarını muhafaza edeceklerine inanmak hamakat ve budalalıktır.

Esasen ALLAH . (c.c) müminleri bütün kâfirlerle dostluktan men etmektedir.nitekim kur’an-ı kerim’de ALLAH’(c.c) bu hususta; “Müminler müminleri bırakıp ta kâfirleri dost edinmesin. Kim bunu yaparsa, artık onun ALLAH nezdinde hiçbir değeri yoktur.”. Buyurulmaktadır. Bu konuda daha bir çok âyet-i kerime kur’an-ı kerim’de bulunmaktadır. Konunun anlaşıldığı kanaatiyle başka ayet-i kerime ve izaha hacet yoktur. . e) Bütün Kafirler Birbitinin Dosttu olabilirler. Fakat Müslümanlara Düşmandırlar: Kur’an-ı kerim’in nâzil oluşundan bu yana , onbeş asırdan beri sayısız defa kâfirler bütün çeşidiyle İslam’ın aleyhinde birleşmiş ve Müslümanlara karşı mücadele etmişlerdir. Henüz Resulullah (SAV)’in dünyada yaşadığı dönemde, Yahudilerin (Beni Kurayza, Beni Nadir ve Beni Kaynuka Yahudilerinin ) ahitlerini bozmaları,zaman . zaman müşriklerle işbirliği yaparak Müslümanların en kritik zamanlarında ihanet etmeleri ve daha sonra çoğu kez Hıristiyanlarla işbirliği yaparak İslâm devletlerine saldırmalarına tarih şahitlik etmektedir. Abbasiler döneminde Haçlı seferleri yüzyıllarca devam etmiş, daha sonra Osmanlılar döneminde de yine yüzyıllarca “kutsal ittifak” adı altında bütün kâfirler İslâm alemine saldırmışlardır.

Bu . saldırılar bazen askeri, bazen siyasi bazende ekonomik oluyor. Müslümanlara karşı Hıristiyanlar, Yahudi ve her çeşit kâfirler fırsat buldukça mücadele etmekten hiçbir zaman kaçınmamışlardır zaman zaman İslâm devletleri ile ateşkes antlaşmalarını da başanla olacaklarını umdukları her fırsatta bozmuşlar ve güvenirsizliklerine tarih her zaman şahit olmuştur. Hıristiyan, Yahudi ve diğer (her çeşit) kâfirlerin Müslüman a dost olmayacağı için, Müslümanların da onlara dost olmamalarının en önemli gerekçesi ve delili bizzat kur’an-ı kerim’dir.bu konuda yüce ALLAH (c.c) kur’an-i kerim’de Hıristiyan ve Yahudilerle dostluğu ret bâbından “ Ey iman edenler! Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin, zira onlar birbirinin dostudurlar. İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz . ALLAH, zalimler topluluğuna yol göstermez” ,buyurmaktadır. Bu ayeti kerimede Yahudi ve Hıristiyanların veya diğer kafirlerin birbirlerinin dostu oldukları beyan olunmaktadır. Haliyle Müslümanların düşmanıdırlar. O kafirler ,İslam’ın hak olduğunu bildikleri halde inkar ediyorlar. Bu durumları geçmişte olduğu gibi,bugün de, yarın da böyle olmaya devam eder. Yani onlar bildikleri halde, hakikatleri gizliyorlar.

Bu hususta ALLAH (c.c) kur’an-ı kerim de; “ Ey ehl-i ! Gerçeği görüp bildiğiniz halde niçin ALLAH’ın ayetlerini inkar edesiniz? Ey ehl-i kitap! Neden doğruyu eğriyi karıştırıyor ve bilebile gerçeği gizliyorsunuz?..” buyurmakla, ehl-i kitabın müşrikler gibi İslam’a karşı mücadele etmişler, ancak ehl-i kitap bildiği halde karşı çıkmıştır. Ve . İslam’a karşı çıkışta birbirlerine yardım ediyorlar. Müslümanlar kâfilere taviz vermezler ; Şüphesiz “Dinler Arası Diyalog” meselesi Yahudi ve Hıristiyanlardan kaynaklanmaktadır. kâfirler, İslam’a ve Müslümanlara bu kadar kin ve düşmanlık beslerken, Müslümanların faydasına olacak bir iş yapma fikrini nasıl ortaya atabilirler? Onların maksatları, Müslümanlardan taviz koparmaktır. Velev ki Müslümanlar az taviz verip, onlar çok taviz verseler dahi zararlı çıkacak olan Müslümanlardır. Zira Hıristiyan ve Yahudiler kendi dinlerinden taviz verince akideleri yeni mi bozulmuş olacak? Onlar zaten dinlerini, kitaplarını tahrif etmiştir. Tıpkı şeytan, Müslümanları aldatmaya çalışınca bazı doğru söz söyledi diye , “ kendi itikadını bozdu” denilemeyeceği gibi. Kâfirlerin amacı,Müslümanların da dinlerini . tahrife yönelmelerini sağlamaktır. Bu isteklere ancak hain ve gâfil olanlar temayül ederler.

Oysa kur’ân-ı kerim’i kendilerine kitap olarak kabul edenlerin, gayri Müslimlerin hiçbir konuda ilmine ihtiyaçları olamaz. Zira Hz. Muhammed (SAV) de Tevrat,İncil ve Zebur dan faydalanma yoluna gitmemiş ve faydalanmayı da tasvip etmemiştir. Nitekim kur’ân-ı kerim’de bu hakikati beyanla ALLAH (c.c) ; “ Kendilerine okunmakta olan kitabı ( Kur’ân-ı ) sana indirmemiz onlara yetmedi mi? Elbette iman eden bir kavim için onda rahmet ve ibret vardır.” diye buyurarak kitap olarak Kur’ân-ı kerim’in yeterli olduğunu açıkça beyan buyurmaktadır. Kur’ân’ın ruhuna vâkıf olmayıp batı kültürünün tesiriyle ruhu kirlenmiş olanlar,kâfirlerin bu oyunlarını bir cazibe gibi anlatmaya çalışırlar.Fakat daha önce de belirttiğimiz gibi, ALLAH (c.c) dinini muhafaza edecektir. Bu gibi sinsi emellerle iştigal edenler, ALLAH (c.c)’ ın kitabına ve dinine hiçbir zarar vermezler. Ancak biraz gündem oluşturarak, Müslümanları biraz meşgul edebilirler. Bu meşguliyet de, Müslümanların dinlerinin daha iyi araştırıp tanımalarına vesile olacaktır inşALLAH. Şimdi de bu sinsi çalışmalara karşı, Müslümanların tutunması gereken tavırlar konusunda birkaç cümle ile izahat vermeye çalışalım. Evvela , Müslümanların kafirlere taviz vermeleri ALLAH (c.c) tarafından ret edilmiştir. Bu hususta Kur’ân-ı kerim de ; “ O halde ,hakikati yalan sayanlara boyun eğme. Onlar isterler ki, sen yumuşak davranasın da onlar da sana yumuşak davransınlar”buyuruyor. Bu durum Resulullah (SAV) in şahsında bütün ümmete şâmildir. Taviz isteklerinden dolayı müminlerin kâfirlere yumuşak davranmaları dahi men olunmuştur. “işte siz öyle kimselersiniz ki, onlar sizi sevmedikleri halde, siz onları sever seniz, siz, bütün kitaplara inanırsınız; onlar ise sizinle karşılaştıklarında ‘inandık’ derler. Kendi başlarına kaldıklarında da size olan kinlerinden dolayı parmaklarının uçlarını ısıtırlar.

De ki ; “kininizden kahrolup ölün! ; şüphesiz ALLAH (c.c) kalplerin içindekini hakkıyla bilmektedir.” , buyurmaktadır. Bu âyet-i kerimeden de anlaşılmaktadır ki , kâfirler Müslümanlara karşı sahte gülücükler atsa bile , Müslümanların başarılarına karşı içlerinde bulunan hasetlerinden kin kusmaktadırlar. . ALLAH (c.c) kalplerde olan ve her şeyi hakkıyla bildiğinden, onların bu genel karakterini Müslümanlara lütfüyle bildiriyor. “ Ey iman edenler! Eğer kafirlere uyarsanız, gerisin geriye (küfre) döndürürler de, hüsrana uğrayanların durumuna düşersiniz” buyurmaktadır. Daha önce de Tevrat ve İncil kitabında Hz. Muhammed (SAV)’in vasıflarının belirtildiğine değinmiştik . şimdi Hz. Muhammed (SAV)’in ümmetinin dahi vasıflarının belirtildiğini Kur’an-ı Kerim’ den delillerle görüyoruz. Müslümanların, küfür kalabalıklarına karşı nasıl olmaları gerektiğini de Kur’an-ı Kerim de birçok âyet ile görüyoruz. Buraya sadece birkaç tane âyet alıp, diyalog konusunu kapatacağız. Yüce ALLAH (c.c) Kur’an-ı Kerim de; “ Muhammed, ALLAH’ ın elçisidir. Beraberinde bulunanlar da kâfirlere şiddetli, . kendi aralarında merhametlidirler. Onları rükuya verirken ,secde ederken görürsün. ALLAH’tan lütuf ve rıza isterler. Onların alâmetleri yüzlerindeki secde izidir. Bu , onların Tevrat’ta ki vasıflarıdır. İncil deki vasıfları da şöyledir ; onlar ,filizini yarıp çıkarmış , gittikçe onu kuvvetlendirerek kalınlaşmış , gövdesi üzerine dikilmiş bir ekine benzerler ki , bu ekincilerin de hoşuna gider. ALLAH (c.c) , böylece onların çoğaltıp kuvvetlendirmekle kâfirleri öfkelendirir. ALLAH (c.c ) , onlardan inanıp Salih amel işleyenlere mağrifet ve büyük mükâfat vaat etmiştir.” ,buyurmuştur.

Bu âyet-i Kerime’de ALLAH (c.c) , Hz. Muhammed (SAV) ve ashabının ve de dolayısıyla ümmet-i Muhammed ‘in vasıflarını öz olarak tavsif buyurmuştur. Bu vasıfların daha önce, yani tahrif olmamış olan Tevrat ve İncil’den de beyan buyurulduğu ifade olunmuştur. Burada anlaşılan; İslâm nurunun yeniden Mekke’de doğup en ekmel olarak bundan böyle kıyamete kadar dünyayı aydınlatmaya devam edeceği ve Müslümanların ne zaman güçlü bir devlet ve ordu ile yer yüzünde adaletle . hükmederse, bütün kâfirler buna karşı kin ve hasetlerinden çatlayacak duruma gelirler. İslâm’ın dışında kalanların tümünün küfür içinde olduğuna daha öncede de âyetlerle değinmiştik. Müslümanların kâfirlere karşı alması gereken tavırları zaten Kur’an-ı kerim’de sera hatla belirtilmiştir. Müslümanlar; kâfirlere karşı vakarlı, cesur, şiddetli ve İslâm’ı hakim kılma gâyesiyle yaşar ve ancak ALLAH . (c.c) için ölürler. Kâfirlerin hiçbir oyununa gelmez ve onlara aldanmazlar. Çünkü ALLAH (c.c)’in muradı da bu muvahecedir.


Yine ALLAH (c.c) Kur’an-ı Kerimde; “ Ey iman edenler! Düşmanlarım ve düşmanlarınızı dost edinmeyin. Siz onlara sevgi yolluyorsunuz; halbuki onlar, Kur’an ‘dan size geleni inkar ettiler.” buyurmakla, Kur’an ‘da nâzil olan âyetlerden bazılarını dahi inkar edenlerin kâfir olduğu belirtilmekle beraber; yine Müslümanlar , kâfirlere sevgi gösterseler bile, kâfirler hiçbir zaman Müslümanların iyiliğini istemeyecekleri ifade olunmaktadır. Eğer kâfirler, Müslümanlara karşı güler yüz gösteriyorlarsa, Müslümanları aldatmak içindir. Oysa onlar, Müslümanlara galip geldiklerinde en acımasız vahşet dişlerini gösterirler. Bu hususta da Kur’an-ı kerimde ; “Eğer onlar size üstün gelseler, hepinize düşman kesilirler ve size ellerini, dillerini kötülükle uzatırlar; ve arzu ederler ki hep kâfir olasınız.”, buyurmaktadır. Bunlara benzer daha bir çok âyet-i kerime mevcuttur. Bu kadar ilâhi ikazdan sonra halen kâfirlerden bir kısmına “bunlarda ehl-i kitap” diyerek dostluk kurmak isteyenler, kendi dinlerine ,bir isim bulsunlar. Zira bu tür teşebbüste bulunanların dini, İslâm olamaz. Çünkü ALLAH (c.c) ve Resulü (SAV) ‘ın rızası doğrultusunda olan çalışmalar ancak ALLAH (c.c) indinde makbul olur. ALLAH (c.c) ve Resulü (SAV)’ine emirlerinin dışına çıkanların amelleri boştur ve merduttur. Yüce ALLAH (c.c) kur’an-ı kerimde; “ Ey iman edenler! ALLAH’a itaat edin, peygambere de itaat edin, amellerinizi boşa çıkarmayın…” buyurmaktadır.

Bugünkü ehl-i kitabın kâfirlerden olduğuna şüphe yoktur. Zira kur’an-ı kerim’de bu hususu ifade eden bir çok âyet-i kerime vardır. “ Dinler arası diyalog” konusunda bazı kimselerin, Yahudi ve Hıristiyanların Hz. Muhammed (SAV)’e karşı olmadıklarını iddia etmek gibi bir gaflet hezeyanında bulunanlar bilsinler ki, Hz. Muhammed (SAV) bütün insanlığa gönderilmiş bir peygamber, hem de son peygamberdir. O’na tabi olmamak, inkar etmenin aynısıdır, zira ALLAH (c.c) hususen de ehl-i kitaba hitaben peygamberimize tabi olmalarını emretmiştir, fakat onlar ise ALLAH (c.c) ‘in bu davetine icabet etmemişlerdir. Bu konuda son olarak ALLAH (c.c) ‘in bir ayeti kerimesini okuyarak mevzuya noktalamak istiyoruz.

Ferman-i ilahi şöyledir. “Ey ehl-i kitap! Peygamberlerin arası kesildiği bir sırada size elçimiz geldi. Gerçekleri size açıklıyor ki (kıyamette ) ; bize bir müjdeci ve uyarıcı gelmedi demeyesiniz. İşte size müjdeleyici ve uyarıcı gelmiştir. ALLAH (c.c) her şeye hakkıyla kâdirdir.” diye buyurulmuştur. Bu ve buna benzer âyetlerde gerek Yahudiler, gerek Hıristiyanlar ve gerekse diğer tüm insanlık toplumlarının dünya ve ahirrette kurtuluş yolları ancak Hz. Muhammet (SAV)’e tabi olmakla mümkün olduğu ifade olunmaktadır. Eğer İsrail oğulları, kendilerine arz-ı mukaddesin ALLAH (c.c) tarafından verildiği ve alametlere tafdil olunduklarını iddia ederlerse bilinsin ki, o vaat ve tafdil durumları Hz. Muhammet (SAV)’ in gönderilişinden öncedir. Bundan sonra fazilet ve şeref ancak ALLAH (c.c)’ın dini ve o’nun son peygamber olarak gönderdiği Hz. Muhammet (SAV)’e tabi olanlara aittir. Hülâsa, Hıristiyanlar ve Yahudiler ile diyalog meselesinin abesle iştigal olduğu ve İslam’da buna cevaz imkânı olmadığını anlamak için bu kadar izahatın kâfi olduğu kanaatindeyiz.

Roza tut
29-09-08, 15:30
Roza Heqqide Muhim Sawat

ORUÇ

Oruç, fecir (imsak) vaktinden güneşin batımına kadar geçen süre içinde yeme, içme ve cinsel arzulardan uzak durmaktır. Akıllı ve buluğ çağına ermiş bütün Müslümanlara Ramazan ayı içinde oruç tutmak farzdır. Hastalar, yolcular ve aybaşı halindeki kadınlar sağlığa kavuştuktan veya eve geri döndükten sonra tutamadıkları oruçlarını kaza ederler.
Oruç tutmak için en azından kalp ile niyet edilmesi gerekir. (Ayrıca dil ile söylemek sünnettir.) Bir insanın Ramazan orucu için sahur yemeğine kalkması da bir nevi niyet anlamı taşır. Kaza, kefaret ve adak oruçları için ise mutlaka hem niyet etmeli, hem de hangi tür oruç tutulmak istendiği belirtilmelidir.
Oruç tutmaya gücü yetmeyen yaşlılar, tutamadıkları her gün için fakirlere (fitre miktarınca) fidye verirler. Buna maddi gücü yetmeyen fakir yaşlılar ise tövbe edip affedilmelerini dilerler. Oruç borcu ile ölenlerin yakınları, eğer ölünün vasiyeti varsa, kalan maldan onun adına fidye vermek zorundadır. Eğer ölünün böyle bir vasiyet yoksa, yakınları fidye verip vermemekte serbesttir. Ölü adına kaza orucu tutmak doğru olmaz.
Orucu bozan şeyler :
Orucu bozan şeyler ikiye ayrılır:
A) Hem kaza, hem de kefareti gerektiren şeyler:
1- Gıda sayılabilecek şeyleri yemek, içmek, sigara, afyon gibi keyif veren maddeleri kullanmak, ağza giren yağmuru kasten yutmak, kar ve dolu gibi maddeleri bilerek yemek.
2- Cinsi münasebette bulunmak (Bu durumda boşalıp boşalmamak önemli değildir).
Bunları oruçlu olduğunu bilerek, kasten yapan kişinin hem 1 gün kaza, hem de ara vermeksizin 60 gün ardarda kefaret orucu tutması gerekir.
B) Sadece kaza etmeyi gerektiren şeyler:
1- Çiğ pirinç, hamur, un ve bir defada çok miktarda tuz yemek (az tuz yenirse kefaret gerekir)
2- Pamuk, kağıt yemek, çakıl, taş, toprak gibi maddeleri yutmak,
3- Makata veya mesaneye ilaç vermek, genize gidecek şekilde buruna ilaç damlatmak, kulağa yağ damlatmak,
4- Ağıza alınan suyu veya ağıza giren yağmur, kar gibi maddeleri hata ile yutmak,
5- Unutarak bir şey yedikten sonra, orucunun bozulduğunu zannederek yeyip içmek,
6- İmsak vaktinin gelmediğini veya iftar zamanının geldiğini zannederek, yanılıp bir şey yemek,
7- Eşine dokunma, öpme suretiyle inzal olmak (boşalmak),
8- Kendi arzusu ile dışarıdaki sigara dumanını içine çekmek,
9- Kendi arzusu ile ağız dolusu kusmak,
10- Dişler arasında kalan nohut büyüklüğündeki kırıntıyı yutmak (daha küçük olan kırıntı orucu bozmaz),
11- Deri altına, kasa veya damara yapılan her türlü ilaç ve aşılar,
12- Sakız çiğneyip suyunu yutmak,
13- Ramazan orucu dışında kalan diğer oruçları kasten bozmak.
Bu şekilde bozulan oruçlarda, sadece bir gün kaza orucu tutmak gerekir.
Orucu Bozmayan Şeyler :
1- Unutarak bir şey yeyip içmek,
2- Çiçek aşısı gibi deri üzerinden yapılan aşılar,
3- Kan aldırmak (vücuda kan verilmesi ise orucu bozar ve kaza gerektirir),
4- Göze sürme çekmek veya ilaç damlatmak,
5- Kendiliğinden inzal olmak (boşalmak), cünüp olarak sabahlamak,
6- Banyo yaparken kulağa su kaçması,
7- Burundaki akıntıyı (sümüğü) boğaza çekip yutmak,
8- İstemeden ağza gelen kusmuğu yine istemeden geri yutmak,
9- Ağza tükürüğünü toplayıp yutmak (orucu bozmasa da mekruhtur),
10- Eşi ile öpüşmek,
11- Banyo yapmak (serinlemek amacıyla banyo yapılması mekruhtur),
12- Abdest alma gayesi dışında ağza su alıp çalkalamak.
Orucu bozmayan şeylerin yapılması kaza veya kefaret gerektirmez. Ancak bu sebeple orucun bozulduğunu zannederek yeyip içmek genelde kaza, bazen de kefaret gerektirir.

Xanimlargha
29-09-08, 15:56
Janabi Allah Qur'eni Kerimde Ayallar Heqqide Nisa,Nur we Az'hab Suriliride Toxtalghan.
Ayallar(balaghetke yetken qızlar we ayallar közde tutılıdu)ning (kochigha yaki yat erler bolghan yerlerge barghanda) Yüz qismi we qolining uchidin bashqa yerlirini yögishi perz qilin'ghan. Chümbel,Yaghliq qatarliq kengkushade rext bilen yögishini hemde keng kushade-azade kiyim kiyishini telep qilghan.Xilapliq qilghan ayal yaki qiz öydin chiqqandin taa öyge qaytip kirgüche bolghan ariliqta jimi perrishtiler uning'gha lenet oquydighanliqidin xewer bérilgen.Uning mes'uliyiti aile bashliqi(dadisi,eri we uni beriwatqan erkek tughqini)gha tewe bolup hayasiz hésaplinidu we Shériyet sot mehkimiside shahidlik salahiyiti bolmaydu.Telepje layiq yögenmigen ayal Allahqa isyan etken halette sanilidu we üstide xeyir*yaxshiliq bolmaydu.Allahning leniti üstide bolidu.Gunahi özige we aile bashliqigha bolidu.Bu éghir gunahlardin bolup undaq ayallar (töwbe qilip toghra yolgha kirmigüche)jennetning hidinimu puriyalmaydu.

Töwendiki ayet we hedislerge nezer séling:

Ahzab Suresi:
59— Ey Peygamber! Kendi eşlerine, kızlarına ve Müslüman kadınları¬na de ki: Dış elbiselerini (sokak kıyafetlerini) üzerlerine alıp örtünsünler. Bu onların (iffetli) tanınmalarına, eziyet edilmemelerine daha uygun olanı¬dır. Allah, çok bağışlayan ve çok merhamet edendir.
İniş Sebebi
Asr-ı Saadet'in ilk yıllarında Arap kadınları pek örtünmezlerdi. Kimi gerdanını açık tutar, kimi yandan yırtmaçlı entari giyerek bacak ve baldı¬rını teşhir ederdi. Kadının annelik vakarını koruyan ciddi tesettür yok gi¬biydi.
Aynı zamanda helalar evlerden uzak yerlerde bulundurulurdu; o ba¬kımdan kadınlar akşam karanlığı çökünce tabii ihtiyaçlarını gidermek üze¬re helaya yönelirlerdi. Dışarı çıkan kadınların hür ve câriye olduğu tefrik edilmediğinden yolda sarkıntılık yapanlar eksik olmaz; o yüzden birtakım çirkin olaylar meydana gelirdi.
Nûr Sûresi 31. âyetle kadınların boyun ve gerdanlarını, kulak ve saç¬larını kaplayıp örtecek şekilde başörtüsü kullanmaları emredilirken, konu¬muzu oluşturan âyette, «cilbab» denilen ve hür kadını cariyeden ayıran sokak kıyafeti giyinmeleri emredildi. Böylece İslâmî anlamda tesettürün ölçü ve kapsamı belirlenmiş oldu.
Hımar Ve Cilbab
«Ey Peygamber! Kendi eşlerine, kızlarına ve Müslüman kadınlarına de ki: Dış elbiselerini (sokak kıyafetlerini) üzerlerine alıp örtünsünler..»
Kur'ân-ı Kerîm'de kadınların örtünmesiyle ilgili iki ayrı kavram üze¬rinde durulmuştur: hımar ve cilbab..
Hımar: Başörtüsü demektir. Cenâb-i Hak bunun örtünme şekil ve kap¬samını da belirlemiş bulunuyor. Şöyle ki: «Mü'min kadınlara de ki: (Bakıl¬ması haram olan şeylerden) gözlerini sakınsınlar; iffet ve namuslarını ko¬rusunlar; süs yerlerini -görünen kısımlar dışında- açmasınlar; başörtüleri¬ni yakaları üzerine (gelecek şekilde) örtünüp salıversinler..»
Müfessir Kurtubî'nin de sahih tesbitine göre : Bu âyet inmeden ön¬ce Müslüman kadınlar başörtülerini sadece başlarını ve enselerini örte¬cek şekilde örtünür; kulaklarını, boğaz ve gerdanlarını açık tutarlardı. 31. âyet inince artık bu saydıklarımız yerlerini de örtecek şekilde başörtüleri¬ni örtündüler.
Böylece «hımar» kelimesi, sözlük anlamını aşarak âyette ifadesini bul¬duğu şekilde başörtüsü anlamında bir terim hüviyetine girdi.
Cilbab : Baş örtüsünden daha büyük, bedenin önemli kısmını kaplar şekilde dış kıyafettir. İbn Abbas'a ve İbn Mes'ûd'a (Allah ikisinden de razı olsun) göre, Rıda', yani ferace demektir. Ferace, bilindiği gibi kadınların sokakta giydikleri çarşaf veya pelerine benzer bol ve yakasının arka kıs¬mı çok defa eteklere kadar uzanan üst giysidir. Kına' ise, daha çok başı ve omuzları örten büyükçe bir örtüdür. Kurtubî bu konuda en sahîh yorum olarak «cilbab» yüz ve eller dışında bedenin tamamını örten bir sokak eibisesidir, diyerek ilim adamlarının görüşünü belirtmiştir.
Hz. Âişe (R.A.) Validemiz ise, bu konuda şu bilgiyi vermiştir: «Sözü edilen cilbab âyeti inince Allah rahmet etsin Ansar kadınları futalarını ya¬rıp onunla başlarını örterek Hz. Peygamber'in (A.S.) arkasında öylece na¬maz kıldılar. O durumda sanki başlarının üstünde kargalar tünemiş gibiy¬di.»
Bu bakımdan diyebiliriz ki, İslâm Dini cihanşümul esas ve prensipleri doğrultusunda ve ahlâkî kuralları çerçevesinde kadınlarla ilgili kendine has örtünme ve kıyafet sistemi getirmek suretiyle cahiliye devrinin bu husus¬taki bütün kötü âdet ve geleneklerini kökünden yıkmıştır.
Kadının Örtünmesi Farz Mıdır?
Kadının belirtilen ölçü ve şekilde örtünmesine «tesettür» denilmektedir. Gerek Nûr Sûresi 31. âyette «başörtülerini yakalan üzerine (gelecek şekilde) örtünüp salıversinler» emri; gerekse konumuzu oluşturan Ahzâb Sûresi 59. âyette «dış elbiselerini üzerlerine alıp örtünsünler» emri vücup mu, yoksa tavsiye ve nedb mi ifade ediyor? Usûl âlimlerinin birtakım fark¬lı görüşleri olmuşsa da, her iki âyeti sahîh hadîslerle ve Resûlüllah (A.S.) Efendimiz ile dört halîfesi devrindeki uygulamayla karşılaştırıp tefsîr ettiğimizde vücup, yani farziyet ifade ettiği rahatlıkla anlaşılmaktadır.
Örtünmenin Yararı
Kur'ân-i Kerîm örtünmeyi emrederken, günün şartlarına göre bunun yarar ve hikmetini de kısmen açıklamakta ve öylece bize bu konuda bir kıstas vermektedir:
a) İffetsiz, ahlâksız kadınlardan seçilip toplumda saygı görmelerini sağlamak,
b) Sokaklarda, yollarda kırıtıp dolaşan seviyesiz kadınlara sarkıntılık yapanların sataşma ve incitmelerinden güvende kalmalarına yardımcı olmak ve çıkacak birtakım kötülükleri önlemek,
c) Kadının hiçbir zaman süs eşyası olmadığını göstermek,.
Hz. Peygamber (A.S.)ın risâlet göreviyle işe başladığı asırda Arap ka¬dınlarının çoğu örtünmediği, mahrem yerlerini teşhîr ettikleri, cadde ve so¬kaklarda kırıtarak yürüdükleri için peşlerine takılan gençlerin sarkıntılığı¬na uğrarlardı. İslâm Dini, hem toplumda otokontrolü sağlamaya yöneldi, hem de kadının iffet ve namusunu, vakar ve saygınlığını kötü nazarlardan, kirli emellerden ve niyetlerden korumayı plânladı ve kısa zamanda her iki konuda da istenilen olumlu sonucu elde ederek topluma huzur ve güven getirdi.
Diğer yandan İslâmiyet yepyeni bir sistem olarak sahneye çıkarken birçok konularını eğitim yoluyla çözmüş ve irşat ile teblîğe ağırlık vererek toplumu yönlendirmiştir.
Günümüzde süs yerlerini, mahrem taraflarını açıp sokak ve caddelerde kırıtarak gezip dolaşan kadınların çoğu saygınlığını kaybetmiştir. Aynı zamanda kötü nazarlara hedef olmaktan da kurtulamamıştır.
İslâm'a Göre Kadın Nedir, Ne Değildir?
Önce kadının ne olduğunu belirtmek, sonra da ona yakışanı emretmek gerekir. Kadın bir süs eşyası mıdır, yoksa erkeklerin gönül eğlencesi midir? Şüphesiz kadına bu nazarla bakmak, en hafif tabiriyle ona hakarettir ve saygısızlıktır. Aklı başında, ileriyi gören, toplumdaki yerini ve saygınlığını bilen hiçbir kadın kendini belirtilen çizgiye getirerek alçaltmaz, şunun bu¬nun seks oyuncağı olmaktan nefret edip anneliğine yakışanı yapar.
Kadın, toplumun kopmaz bir parçası, ailenin temel yapısı; huzur, sü¬kûn ve güvenin değişmeyen kaynağı; edep ve terbiyenin, nezaket ve nezahetin simgesidir.
İşte İslâm Dini kadını böyle tanır ve tanıtır; onu bu düzeyde tutmanın en ölçülü kurallarını taşır.

Tesettur
03-10-08, 15:20
İmanın şartları ve tesettür-Imanning shertliri we (xanimlarning ewretlirini)yögishi
(Ewret-Ayallarning yüzi we qolining beghishighiche bolghan yerliridin bashqa wujudining barliq qismini öz ichige alidu.Chachning hemmisi,qulaq,boyunni toluq öz ichige alidu)

İmanın şartları arasında örtünmek de, bütün farzlar ve haramlar da mevcuttur. İmanın bir şartını kabul etmeyen, mümin olamaz. İmanın altı şartı: 1- Allah’a, 2- Meleklere, 3- Kitaplara, 4- Peygamberlere, 5- Ahiret gününe, 6- Kadere inanmaktır. Şimdi bunların açılımına bakalım:

1- Allah’a iman: Sadece Allah vardır demekle, iman olmaz. Onun bildirdiği farzlara ve haramlara da inanmak şarttır. Bunların birisine bile inanmayan, Allah’a inanmamış olur. Mesela kumar, şarap, faiz helaldir diyen Allah’a inanmamış olur. Tesettür de Allah’ın emirleri arasındadır. Tesettüre inanıp da, riayet etmeyen günah işlemiş olur; ama inanmayan Allah’a inanmamış olur. Allah’a inanmayan da Müslüman olamaz.

2- Meleklere iman: Melekler var demekle, meleklere iman olmaz. Melekleri Hıristiyanlar gibi kız bilmek, meleklerin günah işlediğini sanmak, meleklere doğru iman olmaz. Meleklere inanmayan da Müslüman olmaz.

3- Kitaplara iman: Allah kitaplar gönderdi demekle, kitaplara iman edilmiş olmaz. O kitaplarda bildirilen haramlara, farzlara inanmak şarttır. Birine bile inanmayan, Müslüman olamaz. Kur’an-ı kerimde tesettür bildiriliyor. Bir âyet-i kerime meali şöyledir:
(Mümin kadınlara söyle: [Yabancı erkeklere bakmaktan] sakınsınlar, ırzlarını korusunlar, [el, yüz gibi] görünen kısmı hariç, ziynetlerini [saç ve gerdan gibi ziynet takılan yerleri] göstermesinler, hımarlarını [başörtülerini] yakalarına kadar [saç, kulak ve gerdanlarını] örtsünler!) [Nur 31]
Bunu inkâr eden nasıl Müslüman olabilir?

4- Peygamberlere iman: Peygamberler vardır demekle iman olmaz. Peygamberlerin bildirdiklerinin hepsinin doğru olduğuna inanmak şarttır. Peygamber efendimiz tesettürü, birçok hadis-i şerifle bildirmiştir. Bir tanesinin meali şöyledir:
(Bir kız, namaz kılacak yaşa gelince, yüz ve elleri hariç, vücudunu erkeklere gösteremez.) [Ebu Davud]
Peygamberin sözünü kabul etmeyen, nasıl Müslüman olur ki?

5- Ahiret gününe iman: Bir kimse ahiret vardır demekle, ahirete inanmış sayılmaz. Müslümanların Cennete, kâfirlerin Cehenneme gideceğine de inanmak şarttır. Buna inanmayan da Müslüman olamaz.

6- Kadere iman: Sadece kader Allah’tandır demekle kadere inanılmış olmaz. Kaderimi ben kendim çizerim, ülkeyi kaderine terk ettirmeyiz diyen, kaderin ne olduğunu bilmiyor demektir.

Demek ki, tesettür iman esasları arasındadır, teferruat değildir. Tesettürün farz olduğunu inkâr eden imanını kaybeder. Tesettüre inanıp da riayet etmeyen yine Müslümandır; fakat günahkâr olur.
http://www.eastturkistan.tv/

Unregistered
04-10-08, 17:11
uyghuerche terjimisini yezip qoysanglarchu ? turukchige yezip yurmey .





İmanın şartları ve tesettür-Imanning shertliri we (xanimlarning ewretlirini)yögishi
(Ewret-Ayallarning yüzi we qolining beghishighiche bolghan yerliridin bashqa wujudining barliq qismini öz ichige alidu.Chachning hemmisi,qulaq,boyunni toluq öz ichige alidu)

İmanın şartları arasında örtünmek de, bütün farzlar ve haramlar da mevcuttur. İmanın bir şartını kabul etmeyen, mümin olamaz. İmanın altı şartı: 1- Allah’a, 2- Meleklere, 3- Kitaplara, 4- Peygamberlere, 5- Ahiret gününe, 6- Kadere inanmaktır. Şimdi bunların açılımına bakalım:

1- Allah’a iman: Sadece Allah vardır demekle, iman olmaz. Onun bildirdiği farzlara ve haramlara da inanmak şarttır. Bunların birisine bile inanmayan, Allah’a inanmamış olur. Mesela kumar, şarap, faiz helaldir diyen Allah’a inanmamış olur. Tesettür de Allah’ın emirleri arasındadır. Tesettüre inanıp da, riayet etmeyen günah işlemiş olur; ama inanmayan Allah’a inanmamış olur. Allah’a inanmayan da Müslüman olamaz.

2- Meleklere iman: Melekler var demekle, meleklere iman olmaz. Melekleri Hıristiyanlar gibi kız bilmek, meleklerin günah işlediğini sanmak, meleklere doğru iman olmaz. Meleklere inanmayan da Müslüman olmaz.

3- Kitaplara iman: Allah kitaplar gönderdi demekle, kitaplara iman edilmiş olmaz. O kitaplarda bildirilen haramlara, farzlara inanmak şarttır. Birine bile inanmayan, Müslüman olamaz. Kur’an-ı kerimde tesettür bildiriliyor. Bir âyet-i kerime meali şöyledir:
(Mümin kadınlara söyle: [Yabancı erkeklere bakmaktan] sakınsınlar, ırzlarını korusunlar, [el, yüz gibi] görünen kısmı hariç, ziynetlerini [saç ve gerdan gibi ziynet takılan yerleri] göstermesinler, hımarlarını [başörtülerini] yakalarına kadar [saç, kulak ve gerdanlarını] örtsünler!) [Nur 31]
Bunu inkâr eden nasıl Müslüman olabilir?

4- Peygamberlere iman: Peygamberler vardır demekle iman olmaz. Peygamberlerin bildirdiklerinin hepsinin doğru olduğuna inanmak şarttır. Peygamber efendimiz tesettürü, birçok hadis-i şerifle bildirmiştir. Bir tanesinin meali şöyledir:
(Bir kız, namaz kılacak yaşa gelince, yüz ve elleri hariç, vücudunu erkeklere gösteremez.) [Ebu Davud]
Peygamberin sözünü kabul etmeyen, nasıl Müslüman olur ki?

5- Ahiret gününe iman: Bir kimse ahiret vardır demekle, ahirete inanmış sayılmaz. Müslümanların Cennete, kâfirlerin Cehenneme gideceğine de inanmak şarttır. Buna inanmayan da Müslüman olamaz.

6- Kadere iman: Sadece kader Allah’tandır demekle kadere inanılmış olmaz. Kaderimi ben kendim çizerim, ülkeyi kaderine terk ettirmeyiz diyen, kaderin ne olduğunu bilmiyor demektir.

Demek ki, tesettür iman esasları arasındadır, teferruat değildir. Tesettürün farz olduğunu inkâr eden imanını kaybeder. Tesettüre inanıp da riayet etmeyen yine Müslümandır; fakat günahkâr olur.
http://www.eastturkistan.tv/

Unregistered
06-10-08, 01:15
Issik yaki Soghak Bolsun Ayallarni Kigizda Yogap Koy

54 Perz
11-10-08, 03:01
ELLİ DÖRT FARZ

1. Allah Tealayı zikretmek
2. Helalinden kaznıp, yemek içmek
3. Abdest almak
4. Beş vakit namaz kılmak
5. Cünüplükten yıkanmak
6. Kişinin rızkına Allah'ın kefil olduğunu bilmek
7. Helalden temiz elbise giymek
8. Allah'a tevekkül etmek
9. Kanaat etmek (tevekkül etmek)
10. Nimete karşı şükretmek
11. Allah'tan gelen kazaya razı olmak
12. Allah'tan gelen belaya sabretmek (yani Allah'ın hükmüne razi olmak)
13. Günahlardan tövbe etmek
14. İhlasla Allah'a ibadet etmek
15. Şeytanı düşman bilmek
16. Ku'an-ı Kerimi kesin delil kabul etmek
17. Ölümü hak bilmek
18. Allah'ın sevdiğini sevip, sevmediğinden uzak durmak
19. Ana-babaya iyilik etmek
20. İyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak
21. Akrabayı ziyaret etmek
22. Emanete hiyanet etmemek
23. Gücü yetenler için hacca gitmek
24. Allah'a ve Peygamberine itaat etmek
25. Günahlardan kaçıp Allah'a sığınmak
26. Müslüman idarecilere itaat etmek.
27. Aleme ibret gözü ile bakmak
28. Tefekkür etmek, düşünmek
29. Dili kötü sözlerden korumak
30. Oruç tutmak
31. Kimse ile alay etmemek(bashqilarni zangliq qilmasliq)
32. Harama bakmamak
33. Sözünde doğru olmak
34. Kulağı, yasak şeyleri dinlemekten alıkoymak
35. İlim öğrenmek
36. Ölçü ve tartıyı doğru yapmak
37. Allah'ın azabından korkmak
38. Allah uğrunda cihad etmek
39. Allah'ın rahmetinden ümit kesmemek
40. Nefsin arzularına uymamak
41. Allah yolunda yemek yedirmek
42. Yetecek kadar rızık kazanmak
43. Zekatı vermek ve fakirlere yardım etmek
44. Hayız ve nifas hallerinde zevceye(ayaligha) yaklaşmamak
45. Bütün günahlardan kalbi arındırmak
46. Kendini büyük görmemek
47. Büluğa ermemiş yetimin malını korumak
48. Livatadan (cinsi sapıklıktan) sakınmak
49. Beş vakit namaza devam etmek
50. Haksız yere kimsenin malını yememek
51. Allah'a eş(ortak) koşmamak
52. Zinadan sakınmak
53. İçki içmemek
54. Yalan yere yemin etmemek ve yalan konuşmamak(Verdiği sadakayı başa kakmamak).

54 Perz
11-10-08, 03:02
ELLİ DÖRT FARZ

1. Allah Tealayı zikretmek
2. Helalinden kaznıp, yemek içmek
3. Abdest almak
4. Beş vakit namaz kılmak
5. Cünüplükten yıkanmak
6. Kişinin rızkına Allah'ın kefil olduğunu bilmek
7. Helalden temiz elbise giymek
8. Allah'a tevekkül etmek
9. Kanaat etmek (tevekkül etmek)
10. Nimete karşı şükretmek
11. Allah'tan gelen kazaya razı olmak
12. Allah'tan gelen belaya sabretmek (yani Allah'ın hükmüne razi olmak)
13. Günahlardan tövbe etmek
14. İhlasla Allah'a ibadet etmek
15. Şeytanı düşman bilmek
16. Ku'an-ı Kerimi kesin delil kabul etmek
17. Ölümü hak bilmek
18. Allah'ın sevdiğini sevip, sevmediğinden uzak durmak
19. Ana-babaya iyilik etmek
20. İyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak
21. Akrabayı ziyaret etmek
22. Emanete hiyanet etmemek
23. Gücü yetenler için hacca gitmek
24. Allah'a ve Peygamberine itaat etmek
25. Günahlardan kaçıp Allah'a sığınmak
26. Müslüman idarecilere itaat etmek.
27. Aleme ibret gözü ile bakmak
28. Tefekkür etmek, düşünmek
29. Dili kötü sözlerden korumak
30. Oruç tutmak
31. Kimse ile alay etmemek(bashqilarni zangliq qilmasliq)
32. Harama bakmamak
33. Sözünde doğru olmak
34. Kulağı, yasak şeyleri dinlemekten alıkoymak
35. İlim öğrenmek
36. Ölçü ve tartıyı doğru yapmak
37. Allah'ın azabından korkmak
38. Allah uğrunda cihad etmek
39. Allah'ın rahmetinden ümit kesmemek
40. Nefsin arzularına uymamak
41. Allah yolunda yemek yedirmek
42. Yetecek kadar rızık kazanmak
43. Zekatı vermek ve fakirlere yardım etmek
44. Hayız ve nifas hallerinde zevceye(ayaligha) yaklaşmamak
45. Bütün günahlardan kalbi arındırmak
46. Kendini büyük görmemek
47. Büluğa ermemiş yetimin malını korumak
48. Livatadan (cinsi sapıklıktan) sakınmak
49. Beş vakit namaza devam etmek
50. Haksız yere kimsenin malını yememek
51. Allah'a eş(ortak) koşmamak
52. Zinadan sakınmak
53. İçki içmemek
54. Yalan yere yemin etmemek ve yalan konuşmamak(Verdiği sadakayı başa kakmamak).

Sebir we Iman
12-10-08, 17:48
Kapirlarni Dost Tutushning Qorqunushluq Xewpliri
Kapirlarni Dost Tutushning Qorqunushluq Xewpliri Heqqide Allahning Wehiliri:

KAFİRLERİ DOST EDİNMENİN KORKUNÇ TEHLİKELERİALLAH'u Teâlâ (Celle Celalühü) Kur'ân'ı Kerim'de buyuruyor;"Rahman ve Rahim Olan ALLAH'ın adıyla""Ey iman edenler, eğer babalarınız ve kardeşleriniz imana karşı küfürden hoşlanıyorlarsa onları dost edinmeyin! Sizden her kim onları dost edinecek olursa, işte bunlar kendilerine zulmedenlerdir." TEVBE/23
"ALLAH'a ve ahiret gününe iman eden hiçbir topluluğun ALLAH'a ve peygamberine karşı kanunlar koymaya kalkışan kimselerle sevişir bulamazsın; babaları veya oğulları, kardeşleri veya akrabaları olsalar bile. İşte ALLAH, öyle kimseleri sevmeyen bir topluluğun kalplerine imanı yazmış ve kendilerini tarafından bir ruh ile desteklemiştir. Onları içlerinde sonsuza dek kalmak üzere altından ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. ALLAH onlardan hoşnut olmuş, onlar da O'ndan hoşnut olmuşlardır. İşte onlar, ALLAH'ın taraftarıdırlar. Uyanık ol ki, ALLAH'ın taraftarları hep kurtuluşa erenlerdir." MÜCADELE/22
"İnananlar, inananları bırakıp da kafirleri dost edinmesin. Her kim bunu yaparsa, ALLAH'tan ilişiği kesilmiş olur…." AL-İ İMRAN/28
"Ey iman edenler, sizden olmayanları dost edinmeyin; onlar, sizi şaşırtmakta kusur etmezler, sıkıntıya düşmenizi arzu ederler. Baksana, öfkeleri ağızlarından taşmaktadır; sinelerinin gizledikleri ise daha büyüktür. Eğer düşünürseniz, sizlere ayetleri açıkça bildirdik." AL-İ İMRAN/118
"Ve her kim ALLAH'ı bırakıp şeytanı dost edinirse, şüphesiz açıktan açığa bir zarara düşmüştür!" NİSA/119
"Onlar ki, müminleri bırakıp kafirleri dost ediniyorlar; onların yanında izzet ve şeref mi arıyorlar? Oysa izzet ve şeref, tamamıyla ALLAH'a aittir." 139/Nisa
"Üzerlerine ALLAH'ın adı anılmamış olanlardan yemeyin; çünkü o, kesinlikle ALLAH'ın emrinden çıkmaktır. Bununla birlikte şeytanlar kendi dostlarına sizinle tartışmaları için mutlaka telkinde bulunacaklardır. Eğer onlara uyarsanız, şüphesiz siz de ALLAH'a ortak koşanlardan olursunuz." ARAF/121
"Kafirler de birbirlerinin dostlarıdırlar …" ENFAL/73
"Muhakkak ki, göklerin ve yerin mülkü ALLAH'ındır. Diriltir de öldürür de. Size O'ndan başka ne bir dost vardır, ne de bir yardımcı." TEVBE/116
"ALLAH'tan başka dostlara tutunanların durumu, kendisine bir yuva yapan örümcek örneği gibidir. Halbuki, evlerin en çürüğü de örümcek evidir, eğer bilselerdi." ANKEBUT/41
"Haberiniz olsun ki, şeytan size düşmandır, siz de onu düşman tutun; çünkü O, etrafına toplanan yandaşlarını ancak alevli cehennemlik dostlarından olsunlar diye davet eder." FATIR/6
"Çünkü onlar, ALLAH'tan gelecek hiçbir şeyi senden savuşturamazlar. Gerçekten zalimler birbirlerinin dostlarıdır. ALLAH ise, kendisinden korkanların dostudur." CUM'A/19
"…Size de ALLAH'tan başka ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır!" BAKARA/107
"Sen onların milletlerine tabi olmadıkça yahudiler de hristiyanlar da senden asla hoşnut olmazlar. De ki: "Her halde yol ALLAH yoludur." Şanım hakki için sana vahiyle gelen bu kadar bilgiden sonra, faraza onların arzularına uyacak olsan, ALLAH'tan sana ne bir dost, ne de bir yardımcı bulunur." BAKARA/120
MAIDE Sûresinden51-Ey iman edenler, yahudilerle hristiyanları dost edinmeyin! Onlar, birbirlerinin dostlarıdırlar. İçinizden her kim onlara yardaklık ederse, muhakkak o da onlardandır. ALLAH ise zulmedenleri doğru yola çıkarmaz. 52-Onun için yüreklerinde münafıklık derdi olanların: "Ne yapalım, başımıza tersine bir devrin gelmesinden korkuyoruz." diyerek onların içine koşup durduklarını görürsün. Umulur ki, ALLAH, yakında o zaferi getirir veya katından bir emir buyurur da içlerinde gizlediklerine pişman olurlar. 55-Sizin dostunuz önce ALLAH, sonra peygamberi, sonra namaza devam eden ve ALLAH'ın emirlerine boyun eğerek zekat veren mü'minlerdir, 56-Ve her kim ALLAH'a, peygamberine ve iman edenlere dost olursa, şüphe yok ki, ancak ALLAH'tan yana olanlar üstün geleceklerdir. 57-Ey iman edenler, ne sizden önce kitap verilenlerden dininizi eğlenceye alıp oyuncak yerine koyanları ne de kafirleri dost tutmayın! ALLAH'tan korkun, eğer inananlar iseniz.
“Onlardan bir çoğunun, kâfirleri dost edindiklerini görürsün.” buyuruluyor. (Mâide: 80)81-Eğer ALLAH'a, peygambere ve ona indirilene inansalardı, o kafirleri dost edinmezlerdi. Fakat onların çoğu imandan uzak fasıklardır.
NAHL Sûresinden98-Şimdi,Kur'an okuduğun vakit, önce o kovulmuş şeytandan ALLAH'a sığın! 99-Gerçek şu ki, iman edip de Rablerine tevekkül edenler üzerinde onun hiçbir hakimiyeti yoktur. 100-Onun hakimiyeti, ancak onu dost edinenlere ve ALLAH'a ortak koşanlaradır. 101-Bir ayeti bir ayetin yerine bedel yaptığımız zaman ALLAH indirdiğini ve indireceğini en iyi bilirken o şeytan dostları : "Sen yalnızca bir iftiracısın!" dediler. Hayır, onların çoğu bilmezler.
KEHF Sûresinden50-Yine o vakti hatırla ki, meleklere: "Adem için secde edin!" demiştik, hemen secde ettiler, ancak İblis cinlerden idi Rabbinin emri dışına çıktı. Şimdi siz beni bırakıp da onu ve soyunu kendinize dost mu ediniyorsunuz? Onlar size düşman iken! Zalimler için ne kötü bir değişme! 51-Ben onları ne göklerin ve yerin yaratılışına ne de kendilerinin yaratılışına şahit tutmadım; ve hiçbir zaman yoldan saptıranları yardımcı edinmiş değilim. 102-Yoksa o kafirler, Beni bırakıp da kullarımı kendilerine dost edineceklerini mi sandılar? Biz cehennemi o kafirlere bir konukluk hazırladık.
HACC Sûresinden3-İnsanlardan kimileri de ALLAH hakkında bilgisizce tartışır da her kaypak şeytanın ardına düşer 4-ki, onun üzerine şöyle yazılmıştır: "Kim buna dost olursa, muhakkak onu saptırır ve doğruca cehennem azabına götürür"
CASİYE Sûresinden10-Peşlerinde cehennem var. Ne kazandıkları şeyler, ne de ALLAH'tan başka edindikleri dostlar, onlardan hiçbir şeyi (azabı) kaldıramaz. Onlara büyük bir azap vardır. 19-Çünkü onlar, ALLAH' tan gelecek hiçbir şeyi senden savuşturamazlar. Gerçekten zalimler birbirlerinin dostlarıdır. ALLAH ise, kendisinden korkanların dostudur.
İnnemel mü'minune ihvatün. ( Ancak mü'minler kardeştir). Hucurat S. Ayet 10.
“Kim Allah’ı, Peygamberini ve inananları dost edinirse bilsin ki şüphesiz Allah’tan yana olanlar üstün gelirler.” (Mâide: 56)
“Ey inananlar! Müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmeyin! Allah’ın aleyhinize apaçık bir ferman vermesini mi istersiniz?” buyuruyor. (Nisâ: 144)“Ey iman edenler! Allah’ın kendilerine gazap ettiği bir topluluğu dost edinmeyin.” (Mümtehine: 13)“Eğer onlara uyarsanız siz de müşrik olursunuz.” (En’am: 121) “Eğer onlar Allah’a, Peygamber’e ve ona indirilen Kur’an’a inanmış olsalardı, onları dost edinmezlerdi. Fakat onların çoğu yoldan çıkmışlardır.” (Mâide: 81)Burada da apaşikâr görülüyor ki, onlara meyledenlerin onlardan olduğunu Allah-u Teâlâ beyan buyuruyor ve iman edenlere duyuruyor.
Allah bizi yolundan ayırmasın. Amin.Rabbim; Kabir azabından, cehennem azabından, şeytanın şerrinden ve vesvesesinden, deccalın fitnesinden sana sığınıyorum.AMİN.

Unregistered
13-10-08, 06:49
Uyghurche bilmemsen? musulman dostum?

Alla Tala Uyghurlarni uyghurche sozleydighan qilip yaratqan. Allaning iradisigha qarshi kelgenge u dunyada ighir jaza bar. Alladin qoqmaydighandek qilisen. 90% uyghur buni qandaq oqusun?
Turkche, Erepche, Engilische sozleydighan jay ayrim. Almini Amutqa qesten arilashturma. kop tekrarliduq. biz Allaning Iradisini moshundaq qoghaydighan Uyghur Semenlikleri. mollamgha ishenmeymiz. Mollam hemmini biler, molla qopop kolge siyer-digen gep bar.

Amin. uning ornigha bularni oqu Musulman dostum, paydisi bolar.

___________________


`DUQ ning teshwiqatliri baghansiri kuchiwatidu!` Nima uchun? chunki man bir tor bette DUD ning Xitaypereslerga qarshi inkar qilghili bolmaydighan Teshwiqatliri bar iken.DUQ diki satqunlar pash qilinghan. shnga DUQ olturalmay tetur "teshwiqatliri baghansiri kuchiwatidu!". Perhat memet, s.haji rozi, Omer qanatlar ozini qoghdash uchun radioda "obzor"dep bir nimilerni yiziwatidu. diqqet qisingiz xitaychiliq bilen toqolghan kona gepler.

her xil pikirlerni UAA tor bet iliwitip keldi. uyghurlarni oz-ara til-haqaretke oyushturup keldi. wetendiki torlarning, ozbek, qazaq, tatar, turklerning hichbiride Adminlarning bash tehriri UAA dikidek bundaq rezil emes.

bu Torni oqup korunglar:

http://www.e y n e k.biz (5 herpni yiqinlashturung, ichilidu)

DUD teshkilatining yazmiliri bar iken.

Unregistered
17-10-08, 08:53
DUQ,DUD,UAA,UCA...XUAR digenlerde Uyghurche we bashqa tillarni bilidighanlar kopqu.
Terjime qilip[ sawap qazansanglar boldighu!
Uyghurchilashturush yaki Uyghurchigha terjime qilishingiz uchun choqum bir gherplik teshkilat pul berishi kerekmidi?!
Allah rizaliqi uchun qolingizdin kelidighan ishni qilsingiz bolidighu!
Gherp doletliride sizge bikargha pul we yardem beriwatsa,oqush bedilini kechurum qiliwatsa,bashq axeli kop ijtimai parawanliq ishliringizni, sughurtingizni qilip beriwatsa hemme yerde pul telep qilip qandaqmu wijdaningiz chidaydu? Insap qilmamsiz?
Goya Allah hesap almaydighandek!


Uyghurche bilmemsen? musulman dostum?

Alla Tala Uyghurlarni uyghurche sozleydighan qilip yaratqan. Allaning iradisigha qarshi kelgenge u dunyada ighir jaza bar. Alladin qoqmaydighandek qilisen. 90% uyghur buni qandaq oqusun?
Turkche, Erepche, Engilische sozleydighan jay ayrim. Almini Amutqa qesten arilashturma. kop tekrarliduq. biz Allaning Iradisini moshundaq qoghaydighan Uyghur Semenlikleri. mollamgha ishenmeymiz. Mollam hemmini biler, molla qopop kolge siyer-digen gep bar.

Amin. uning ornigha bularni oqu Musulman dostum, paydisi bolar.
________________
`DUQ ning teshwiqatliri baghansiri kuchiwatidu!` Nima uchun? chunki man bir tor bette DUD ning Xitaypereslerga qarshi inkar qilghili bolmaydighan Teshwiqatliri bar iken.DUQ diki satqunlar pash qilinghan. shnga DUQ olturalmay tetur "teshwiqatliri baghansiri kuchiwatidu!". Perhat memet, s.haji rozi, Omer qanatlar ozini qoghdash uchun radioda "obzor"dep bir nimilerni yiziwatidu. diqqet qisingiz xitaychiliq bilen toqolghan kona gepler.

her xil pikirlerni UAA tor bet iliwitip keldi. uyghurlarni oz-ara til-haqaretke oyushturup keldi. wetendiki torlarning, ozbek, qazaq, tatar, turklerning hichbiride Adminlarning bash tehriri UAA dikidek bundaq rezil emes.

bu Torni oqup korunglar:

http://www.e y n e k.biz (5 herpni yiqinlashturung, ichilidu)

DUD teshkilatining yazmiliri bar iken.

Allahu Ekber
17-10-08, 14:25
Bezi Tesbih we Dualarning Menaliri
(Bazı Tesbih ve Duaların Manaları)

Sual: Namazda ve günlük hayatta okuduğumuz aşağıdaki duaların manaları nedir?
CEVAP-(Kısaca yazalım) Jawap:

Allahü ekber:
Allah büyüktür. [Allahü teâlâ, zihne gelen her şekilden ve hayallerden ve yarattığı mahluklara benzemekten uzak ve kâmillikle vasf olunan her şeyden, daha büyüktür.]

Sübhane rabbiyel azim:
Azim olan Rabbimi bütün noksanlıklardan tenzih ederim. [Her şeyden büyük olan Rabbimi her türlü ayıp ve noksan sıfatlardan münezzeh ve mukaddes bilirim.]

Semiallahü limen hamideh:
Allahü teâlâ kendisine hamd edeni işitir, bilir.

Rabbena lekel hamd:
Rabbim sana hamd olsun.

Sübhane rabbiyel a’la:
Her şeyden yüksek, yüce olan Rabbimi bütün noksan sıfatlardan münezzeh ve mukaddes bilirim.

Esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekatühü:
Huzur ve selamet, Allahü teâlânın rahmeti ve bereketi sizin üzerinize olsun.

Allahümme entesselam ve minkesselam tebarekte ya zelcelali vel ikram:
Ya Rabbi sen selamsın, selam da sendendir [bütün afetlerden sen korursun]. Yüceltilmeye ve saygıya layık olan sensin.

İstiğfar: Estağfirullah: Allah’ım beni affet.

İstiğfar duası: Estağfirullah el-azim ellezi la ilahe illa hüv elhayyel kayyume ve etübü ileyh:
Büyük Allah’ım, günahlarımı affet. Her şeyi yoktan var eden ve her an varlıkta durduran, yalnız Sensin! Sen hep varsın!

Estağfirullah min külli ma kerihallah:
Ya Rabbi, razı olmadığın, beğenmediğin şeylerden, yaptıklarımı af et, yapmadıklarımı da yapmaktan koru!

Tehlil:
La ilahe illallah veya (La ilahe illallahü vahdehu la şerike leh, lehül-mülkü ve lehül-hamdü ve hüve alâ külli şeyin kadir):
Allah’tan başka ilah yoktur. O tektir ve ortağı yoktur. Mülk onundur. Hamd edilmeye layık olan Odur. Onun her şeye gücü yeter.
Sübhane rabbiyel aliyyil a’lel vehhab:
İhsanı bol olan yüce Rabbimi tenzih ederim.

Allahümmahşurna fi zümretissalihin:
Allah’ım bizi salihlerle haşret.

Tesbih: Sübhanallah: Allah’ım seni noksan sıfatlardan tenzih ederim.
Tekbir: Allahü ekber: Allah büyüktür
Tahmid: Elhamdülillah: Allah’a hamd, şükrederim
Temcid: Lâ havle velâ kuvvete illâ billah: Her türlü kuvvet ve kudret ancak Allah’tandır.

Âmin: Kabul et ya Rabbi.

La ilahe illallah:
Allah’tan başka ilah yok demektir. Yani İbadet olunmaya hakkı olan, yalnız Allahü teâlâdır, hak üzere başka mabud yoktur. Her şeyi yaratan bir Allah vardır, ortağı ve benzeri yoktur.

Muhammedün Resulullah:
Muhammed aleyhisselam Allahü teâlânın resulüdür.

Kelime-i tevhid:
La ilahe illallah Muhammedün Resulullah:
Allah’tan gayri ilah yoktur. Muhammed aleyhisselam Onun resulüdür.

Kelime-i şehadet:
Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resulühü:
Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed aleyhisselamın Allah’ın kulu ve Resulü olduğuna şehadet ederim. Yani görmüş gibi bilir ve bildiririm ki, Allahü teâlâdan başka, varlığı lazım olan, ibadet ve itaat olunmaya hakkı olan, hiç ilah, hiçbir kimse yoktur. Yine görmüş gibi bilir, bildiririm ki, Muhammed aleyhisselam, Allahü teâlânın kulu ve son Peygamberidir. [Onun gönderilmesi ile, Ondan önceki Peygamberlerin dinleri tamam olmuş, hükümleri kalmamıştır. Sonsuz mutluluğa kavuşmak için, ancak Ona uymak lazımdır. Onun din ile ilgili her sözü, Allahü teâlâ tarafından kendisine bildirilmiştir. Hepsi doğrudur. Yanlışlık ihtimali yoktur.]
Rabbenâ âtinâ fid-dünyâ haseneten ve fil-âhireti haseneten vakınâ azaben-nâr:
Ey Rabbimiz, bize dünya ve ahirette iyilik ver, bizi Cehennem azabından koru!

Rabbenağfirlî veli vâlideyye ve lil-mü’minine yevme yekumul hisab:
Ey Rabbimiz, kıyamette hesap olunacağı gün beni, ana-babamı ve müminleri bağışla!

Salevat: [En kısası]
Allahümme salli alâ Muhammed ve alâ âli Muhammed:
Allah’ım Muhammed aleyhisselama ve Onun âline salat-ü selam olsun.

Telbiye:
Lebbeyk. Allahümme Lebbeyk. Lebbeyk la şerike leke lebbeyk. İnnel hamde ve’n-ni’mete vel mülke leke la şerike lek:
Buyur emret, ey varlığı mutlak lazım olan Allah’ım, emrine hazırım ve ilahi iradene itaat ederim. Senin benzerin ve ortağın yoktur.

Teşrik tekbiri:
Allahü ekber, Allahü ekber. La ilahe illallah. Vallahü ekber, Allahü ekber ve lillahil-hamd:
Allah büyüktür, Ondan başka ilah yoktur, hamd ancak Allah içindir.

Sabah ve akşam okunan iman duası:
Allahümme inni euzü bike min en üşrike bike şey-en ve ene alemü ve estağfirü-ke li-ma la-alemü inneke ente allamül-guyub:
Allah’ım bilerek şirk koşmaktan sana sığınırım. Bilmeyerek koştumsa beni affet, Sen her şeyi bilirsin.

Yemek duası:
El-hamdü-lillahillezi eşbeana ve ervana min-gayrı-havlin minna ve la kuvveh. Allahümme at'imhüm kema at'amuna. Allahümmerzukna kalben takıyyen, mineşşirki beriyyen la kâfiren ve şakıyyen velhamdülillahi rabbilâlemin:
Bizim gücümüz kuvvetimiz olmadan, bizi nimetleri ile doyuran ve susuzluğumuzu gideren Allahü teâlâya hamd olsun. Ya Rabbi, bize bu yemeğin hazırlanmasında emeği geçen ve bize bu nimetleri ikram edenlere sen de ikram et. Ya Rabbi, bizim kalbimizi şirk ve kötülüklerden koru. Bizlere, dinimizin emirlerine uyan bir kalb nasip eyle.
Şükür duası:
Allahümme mâ esbaha bi min nimetin ev bi-ehadin min halkıke, fe minke vahdeke, lâ şerike leke, fe lekel hamdü ve lekeşşükür:
Ya Rabbi, bana ve diğer yarattıklarına verdiğin maddi ve manevi nimetlerin sabaha (akşama) kadar bizim yanımızda kalması yalnız Sendendir. Senin ortağın yoktur. Sana hamd ve şükrediyoruz.
[Akşam okurken (Mâ esbaha) yerine (Mâ emsa) demelidir.]

Peygamber efendimizin çok okuduğu dua:
Allahümme inni eselükes-sıhhate vel-afiyete vel-emanete ve hüsnel-hulkı verrıdae bilkaderi birahmetike ya Erhamerrahimin:
Ya Rabbi, senden, sıhhat ve afiyet ve emanete hıyanet etmemek ve güzel ahlak ve kaderden razı olmak istiyorum. Ey merhamet sahiplerinin en merhametlisi! Merhametin hakkı için, bunları bana ver!
Öfkelenince okunacak dua:
(Allahümmağfir li-zenbi ve ezhib gayza kalbi ve ecirni mineşşeytan:
Ya Rabbi! Günahımı af eyle. Beni kalbimdeki öfkeden ve şeytanın vesvesesinden kurtar.
Biri ölünce okunan âyet: İnna lillah ve inna ileyhi raciun:
"Elbette biz, Allahü teâlânın kuluyuz, ölümden sonra dirilerek yine Ona döneceğiz."


Dinde sebat edip son nefeste iman ile ölmek için:
Allahümme, ya mukallibel kulüb, sebbit kalbi, alâ dinik:
Ey büyük Allah’ım, kalbleri iyiden kötüye, kötüden iyiye çeviren, ancak Sensin. Kalbimi, dininde sâbit kıl, dininden döndürme, Müslümanlıktan ayırma!

Tecdid-i iman ve nikah duası:
Allahümme innî ürîdü en üceddidel-îmâne ven-nikaha tecdîden bikavli la ilahe illallah Muhammedün Resulullah:
Ya Rabbi, la ilahe illallah Muhammedün Resulullah diyerek imanımı ve nikahımı tazeliyorum.

Sübhaneke’nin manası:
Ey Allah’ım! Seni noksanlıklardan tenzih eder, bütün kemal sıfatlarıyla tavsif ederim. Sana hamd ederim. Senin ismin yücedir. (Ve Senin şânın her şeyin üstündedir). Senden başka ilah yoktur.

Ettehıyyatü’nün manası:
Her türlü hürmet, salevat ve bütün iyilikler Allah’a mahsustur. Ey Nebiy-yi zişân! Allah’ın selam, rahmet ve bereketi senin üzerine olsun. Selam, bizim ve Allah’ın salih kullarının üzerine olsun. Şehadet ederim ki, Allah birdir ve yine şehadet ederim ki, Muhammed (aleyhisselam) Onun kulu ve resulüdür.

Allahümme salli’nin manası:
Ey Allah’ım! İbrahim’e “aleyhisselam” ve âline rahmet ettiğin gibi, (Efendimiz) Muhammed’e “aleyhisselam” ve âline de rahmet eyle. Muhakkak sen Hamid ve Mecidsin.

Allahümme barik’in manası:
Ey Allah’ım! İbrahim’e “aleyhisselam” ve âline bereketler ihsan ettiğin gibi, (Efendimiz) Muhammed’e “aleyhisselam” ve âline de bereketler ihsan eyle. Muhakkak sen Hamid ve Mecidsin.

Kunut duasının manası:
Ey Allah’ım! Biz senden yardım dileriz. Sana istiğfar ederiz. Senden hidayet isteriz. Sana iman ederiz. Sana tevbe ve sana tevekkül ederiz. Bütün hayırlarla seni överiz. Sana (nimetlerine) şükreder, küfran-ı nimet etmeyiz. Sana karşı fısk ve fücur edeni atar ve terk ederiz.
Ey Allah’ım! Ancak sana ibadet eder, namaz kılar, secde eder, sana koşar ve iltica ederiz. Rahmetini reca (ümit) eyler ve azabından korkarız. Çünkü senin azabın gerçeği örten kâfirlere mutlaka ulaşır.
Âyet-el kürsi’nin meali:
(Allah, Ondan başka ilah olmayan, kendisini uyuklama ve uyku tutmayan, diri, her an yaratıklarını gözetip durandır. Göklerde olan ve yerde olan ancak Onundur. Onun izni olmadan katında şefaat edecek kimdir? Onların işlediklerini ve işleyeceklerini bilir, dilediğinden başka ilminden hiçbir şeyi kavrayamazlar. Hükümranlığı gökleri ve yeri kaplamıştır, onların gözetilmesi Ona ağır gelmez. O yücedir, büyüktür.) [Bekara 255]

Muellim
23-10-08, 11:45
Allah yaxshi körgen bendilirige musulman bolush sheripini béridu.
Musulman dimek-bu dunyada eng shereplik insan, eng qimmetlik mewjudiyet digenlik bolup,u dunya(axirette) jennetke kiridighan namzat,digen menige ige.
Allah musulman bolushqa nésip qilghan iken, eqil-paraset bergen iken undaqta Allah insanlarni yaritish ghayisige asasen musulmanlar Allahqa ibadet qildimu yoq,ibadet qilghan bolsa toghra-durus qildimu yoq mes'uliyitini sürüshte qilidu, hayat waqtida qilghan yaxshiliq(sawap, salih emel) we gunahlirini tarazida tartip jehennemge yaki jennetke kirishke buyruydu.Musulman-eng axirida jezmen jennetke kiridu.
İman éytish,musulmanche yashash, Allah telep qilghan ölchem boyiche yashash üchün 1.Iman éytish(Kelime shahadet keltürüsh)2.İlim (Mushu bette chaplaghliq sawatlar...) üginish we shu boyiche ijra qilish. 3.Ibadet qilish lazim.
Iman éyitmighan insan eger bir ömür xeyri-saxawet bilen shughullan'ghan bolsimu, kishilerge yaxshiliq qilip 9 qetim Nobel mukapati alghan bolsimu oxshashla dozaqqa kiridu.
Eger iman éytqan bolup ilim ügenmise we nadan(Erepche jahil,bilimsiz) qalsa, ibadetni toghra qilalmaydu we hayatigha isman qanunlirini toghra tedbiqliyalmaydu.Shunga ilim üginish-Allah musulmanlargha perz qilghan ibadet bolup imandinla kéyin turidu.Ilimi bolmighan emma özini musulman sanaydighan kishi zörüri sawatlarni, haram-halalni bilmise undaqta asanla xatalishidu we dozaqqa layiq bir kishige aylinip qélish éhtimali chong bolidu.Bilip-bilmey her küni éghir gunah ötküzüshi mumkin.Buning nurghun misalliri bar.
Wetenni xitay kapir tajawuzchilarning zulmi astidin qutquzush,azad qilish, xitay tajawuzchilarni qoghlap chiqirish- Allah musulman Sherqiy Türkistan xelqige, shundaqla pütün dunyadiki jimi musulmanlargha perz qilghan ibadet bolup, buni inkar qilghuchi-derhal kapir bolidu.Xitay hökümiti Uyghurlargha uni qilip bersun,buni qilip bersun,dep telep qilish-diniy jehette éghir xataliq bolup, kapir tajawuzchidin eger telep qilish kerek bolsa uni musulman tupraqliridin chiqip ketishinila telep qilish mumkin.Undin bashqa ishlarni telep qilish,kapir tajawuzchining batil(zalim) hakimiyitini bilip bilmey etirap qilish-musulmanni kapir qilidighan qilmish bolup hésaplinidu.Buning'gha sala qilish yaki munazire qilish ketmeydu.Xitaylar hazirqi halidin 100 hesse küchlük bolup ketken teqdirdimu qet'i bu Allahning emrini eside mehkem saqlash we ijra qilish lazim bolidu.
Xitayning(komunist bolsun, demokratchi bolsun,falungongchi bolsun, xiristiyan xitay bolsun, könglini hak bilen aqartiwalghan xitay bolsun beribir!) hakimiyitini biwaste yaki wastiliq qobul qilish-Allahning emrige xilap bolup,musulmanni imanidin mehrum qilidu.
Qisqisi, bilip bilmey gunahlargha pétip ketmelik üchün etigen axshimi zörüriy diniy bilimlerni üginip ménging we hayatingigha,turmushuingizgha tedbiqlang.Iman éytish,Namaz oqush,roza tutush,hejge bérish,zakat bérish,xitay(tajawuzchi kapir)gha qarshi jihad qilish.....hemmisi birdek perz bolup kim uni qilishni inkar qilsa kapir bolidu. Eger inkar qilmay qilalmisa u halda gunahkar bolidu. Xitayni wetinimizdin qoghlap chiqirishni teshebbus qilmasliq,tosqunluq qilish-kapirliqqa élip baridighan kéchürgüsiz gunah bolup hesaplinidu.
Allah Sherqiy Türkistan xelqii hidayet qilghaysen,ashu paskina kapir tajawuzchilarni bizning qolimiz bilen seddichin sépili ichigiche qoghlap chiqarghaysen,Amin!
Sherqiy Türkistan xelqining izzet-hörmitini,imanini,sanga bolghan ilgiriki teqwaliqini, shan shereplik dewrlirini qayturup bergeysen!GEjdatlirimizning we bizning gunahlirimizni meghpiret qilghaysen!
Türkistan tupraqlirigha islam nurini chachqaysen! Qelbimizni iman we ilim nuri bilen yorutqaysen,Amin!

Efal-i Mükellefin
Sual: Efal-i mükellefin ne demektir?
CEVAP
Efal-i mükellefin demek, Müslüman olan kimsenin yapması ve sakınması gereken dini işler demektir.
İslam dininin bildirdiği emir ve yasakların hepsine “Efal-i mükellefin” veya İslam’ın hükümleri de denir.

Bir müslümanın dinde yapması ve sakınması gereken işler sekiz çeşittir: Bunlar:
Farz, vacip, sünnet, müstehap, mubah, haram, mekruh, müfsid.

1- FARZ
Yapılması açıkça ve kesin olarak bildirilen dinin emirlerine farz denir. Farzları terk etmek haramdır, yani büyük günahtır.

Farz iki çeşittir:
Farzı Ayn: Her Müslümanın bizzat kendisinin yapması lazım olan farzdır. Mesela, iman etmek, beş vakit namaz kılmak, Ramazan ayında oruç tutmak, zengin ise zekat vermek ve hacca gitmek, farzı ayndır. [32 farz ve 54 farz meşhurdur.]

Farzı Kifaye: Bir veya birkaç Müslümanın yapması ile diğerlerinin sorumluluktan kurtulduğu farzlardır. Verilen selamı almak, cenazeyi yıkamak, cenaze namazı kılmak, sanatına, ticaretine lazım olandan fazla din ve fen bilgilerini öğrenmek gibi farzlar böyledir.

2- VACİP
Yapılması farz gibi kesin olan emirlere denir. Bunların delilleri farz gibi açık ve kesin değildir. Vitir namazını ve Bayram namazlarını kılmak, zengin olunca kurban kesmek, sadaka-i fıtr vermek vaciptir. Vacibin hükmü farz gibidir. Vacibi terk etmek, tahrimen mekruhtur. Vacip olduğuna inanmayan kâfir olmaz. Fakat, yapmayan azaba layık olur.

3- SÜNNET
Peygamber efendimizin yapılmasını övdüğü, yahut devam üzere kendisinin yaptığı veyahut yapılırken görüp de mani olmadığı şeylere “Sünnet” denir. Sünneti beğenmemek küfürdür. Beğenip de yapmayana azap olmaz.

Sünnet iki çeşittir:
Sünnet-i Müekkede: Peygamber efendimizin devamlı yaptıkları, pek az terk ettikleri kuvvetli sünnetlerdir. Sabah namazının sünneti, öğlenin ilk ve son sünnetleri, akşam namazının sünneti, yatsı namazının son iki rekat sünneti böyledir. Bu sünnetler, asla özürsüz terk olunmaz.

Sünnet-i gayri müekkede: Peygamber efendimizin, ibadet maksadı ile ara sıra yaptıklarıdır. İkindi ve yatsı namazlarının dört rekatlık ilk sünnetleri böyledir. Bunlar çok kere terk olunursa, bir şey lazım gelmez. Beş-on kimseden birisi işlese, diğer Müslümanlardan sakıt olan sünnetlere de “Sünnet-i alel-kifaye” denir. Selam vermek, ezan okumak gibi.

4- MÜSTEHAP
Peygamber efendimizin sevdiği, beğendiği hususlardır. Doğan çocuk için akika hayvanı kesmek, güzel giyinmek, güzel koku sürünmek müstehaptır. Bunları yapana sevap verilir, yapmayan günaha girmez.

5- MUBAH
Yapılması emir olunmayan ve yasak da edilmeyen şeylere mubah denir. İyi niyetle işlenmesinde sevap, kötü niyetle işlenmesinde azap vardır. Uyumak, helalinden çeşitli şeyler yiyip içmek, helalinden çeşitli elbiseler giyinmek gibi işler, mubahtır. Bunlar, İslamiyet'e uymak, emirlere sarılmak niyetiyle yapılırsa sevap olur. Sıhhatli olup, ibadet yapmaya niyet ederek, yemek içmek böyledir.

6- HARAM
Dinimizde “yapmayınız” diye açıkça yasak edilen şeylerdir. Haramların yapılması ve kullanılması kesinlikle yasaklanmıştır. Haram olan şeyleri terk etmek, onlardan sakınmak farzdır ve çok sevaptır.

Haram iki çeşittir:
Haram li-aynihi: Adam öldürmek, kumar oynamak, şarap ve her türlü alkollü içki içmek, yalan söylemek, hırsızlık yapmak, domuz eti, kan ve leş yemek gibi şeyler haram olup, büyük günahtır.

Haram li-gayrihi: Bunlar asılları itibariyle helal olup, başkasının haklarından dolayı haram olan şeylerdir. Mesela bir kişinin bağına girip, sahibinin izni yok iken meyvesini koparıp yemek, ev eşyasını ve parasını çalıp kullanmak, emanete hıyanet etmek, rüşvet, faiz ve kumar ile mal, para kazanmak gibi. Haramlardan kaçınmak, ibadet yapmaktan daha çok sevaptır. Onun için haramları öğrenip, kaçınmak lazımdır.

7- MEKRUH
İbadetlerin sevabını gideren şeylere mekruh denir.

Mekruh iki çeşittir:
Tahrimen mekruh: Vacibin terkidir. Harama yakın olan mekruhlardır. Bunları yapmak azabı gerektirir. Güneş doğarken, tam tepede iken ve batarken namaz kılmak gibi. Bunları kasıtla işleyen asi ve günahkâr olur. Cehennem azabına layık olur. Namazda vacipleri terk edenin, tahrimen mekruhları işleyenin, o namazı iade etmesi vaciptir. Eğer unutarak işlerse, secde-i sehv, yani unutma secdesi gerekir.

Tenzihen mekruh: Mubah, yani helal olan işlere yakın olan, yahut, yapılmaması yapılmasından daha iyi olan işlerdir. Gayri müekked sünnetleri veya müstehapları yapmamak gibi.

8- MÜFSİD
Dinimizde, meşru olan bir işi veya başlanmış olan bir ibadeti bozan şeylerdir. İmanı ve namazı, nikahı ve haccı, zekatı, alış ve satışı bozmak gibi. Mesela, dine imana sövmek küfür olup, imanı bozar. Namazda gülmek, abdesti ve namazı bozar. Oruçlu iken bilerek yemek, içmek orucu bozar.
Farzları, vacipleri ve sünnetleri yapana ve haramdan, mekruhtan sakınana sevap verilir. Haramları, mekruhları yapan ve farzları, vacipleri yapmayana günah yazılır. Bir haramdan sakınmanın sevabı, bir farzı yapmanın sevabından kat kat çoktur. Bir farzın sevabı, bir mekruhtan sakınmanın sevabından çoktur. Mekruhtan sakınmanın sevabı da, sünnetin sevabından çoktur.

Unregistered
24-10-08, 16:59
Mushundaq nersilerni zirkmey bekerek yizip turasiz Allah sizdin razi bolsun.
Inshaallah oqughan ademge janabi heq hidayet qilsun(amin).